Luis Nani: "Çatısız bir evde büyüdüm, yağmur yağdığında çöpten topladığımız plastiklerle evimizi korumaya çalışırdık.
Bir gün babam yeni bir ev için yeterli parayı biriktirdiğini söyledi ve inşaata başladı. İnşaatın sonlarına doğru yaklaşırken Yeşil Burun Adaları'na bir seyahata gitti. Herhalde kalan son malzemeleri temin edecekti.
Aradan aylar geçti ve babam geri dönmedi. Belki de orada yaşayan çocuklarını ziyaret etmişti. Kim bilebilirdi? Ne olduğunu hala bilmiyorum ama onsuz hayat bizim için çok zor oldu.
9 kardeştik, annem bize bakmak için şarkı söylüyor, bir restoranda çalışıyor ve itfaiye servisinde çalışıyordu. Bunların hepsi onun için çok fazlaydı, o sebeple evlendi.
Yeni eşi, babamın inşa ettiği evde yaşamak istemedi ve bizi zorla kendi evine götürdü. Bir odada 10 kişi kalıyorduk, kertenkele ve fareler hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıydı. Açtık.
Bir gün ağabeyimin aklına bir fikir geldi. Lizbon'a gidecek, insanlara aç olduğumuzu söyleyecek ve bize yardım edip edemeyeceklerini soracaktık. Bu plandan şüpheliydim ancak denediğimizde hemen hemen herkesin yardımcı olduğunu gördüm.
Bu şekilde yaşamaya devam ederken bir pizzacıya gittik. Bize pizza verdiler, o pizzanın tadını anlatamam. Gerçekten açlık çekmeyen kimse o tadı alamaz.
Pizzalarımızı yerken orada çalışan bir kadın boş zamanlarımızda ne yaptığımızı sordu. Ağabeyim de futbol oynadığımızı söyledi. Kadın, öbür gün yine buraya gelmemizi, bizi futbol oynarken görmek istediğini söyledi.
Biz de öbür gün gittik ve kadının gözünün önünde futbol oynadık. Kadın benim futbolumu çok beğendi ve bana şunları söyledi: 'Profesyonel futbolcu olan bir tanıdığım var, belki sana yardımcı olabilir.'
Arkadaşı beni Sporting Lizbon seçmelerine götürdü. O gün hayatım değişti."