1973'ten beri Maraş'a en çok yakışan ünvan "Kahraman" ünvanıydı. Şimdi bu ünvana bir de "Edebiyat Şehri" eklendi. Hasılı güzel şeyler oluyor cânım memleketimde. Emeği geçenlere şükranla.. #EdebiyatŞehriMaraş
@369meteaksoy@OuzhanMuratztr@GokturkOmer Herkes Göktürk Ömer'in yakın arkadaşı gibi hoşgörsün bari o şakacı! üslubundan dökülen incileri. Yapmayın Allah aşkına! Nerde kaldı Türk'ün, Türk milliyetçilerinin ciddiyeti. Türklüğü temsil gevşek zihniyetli, lağım çukurundan hallice üsluplu ademlere kalmış. Yazık..!
@bdincaslan1 Koskoca yazıda ucuz üsluplu bir adamın sarf ettiği hakareti hoş karşılayıp hoş göstermeye Allah onu da böyle yaratmış işte demeye ne denir bilemedim. Üslup insanın kimliğidir. Üslubu bozuk bir adamın Ötüken gibi bir yayınevinin başında bulunması da ayrı bir espri!
Henüz okumadığımız bir "o kitap" var.
Henüz nerede olduğunu bile bilmediğimiz, başımızı döndürecek bir "o yer"
Henüz tanışmadığımız ve ruhumuzu okuyacak bir "o insan..."
Ve bizi ne denli mutlu edeceğini tahmin dahi edemeyeceğimiz bir "o şey"
Hepsi dünyanın bir yerlerinde keşfedilmemiş hazine gibi hakiki muhatabını bekliyor. Mutsuz bir şimdinin avuntusu değil bu, hayır. Yaşamın ve ümidinin ta kendisi.
Allah'ın rahmet kapısını sonuna kadar açtığı, hafif aralık bıraktığı ya da büsbütün kapattığı zamanlar olduğu gibi insanların da affetmek istediği insanlara karşı böyle anları var. Kapıları sonuna kadar açtığı, az açık bıraktığı, çalarsa açacağı ya da asla açmayacağı zamanlar oluyor. Gezegenler, gök cisimleri gibi gâh yaklaşıp gâh uzaklaşıyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanı çıkıyor, bir dizi tedbir sıralıyor…
“Siber devriyeyi artıracağız” diyor,
“Okul–kolluk iş birliğini güçlendireceğiz” diyor,
“Öğretmene kriz yönetimi eğitimi vereceğiz” diyor,
“Psikososyal destek mekanizmalarını kuracağız” diyor,
“Zararlı içeriklere karşı filtreleme yapacağız” diyor…
Millet dinliyor…
Zanneder ki muhalefet konuşuyor.
Ama değil.
Yirmi yılı aşkın süredir devletin bütün imkânlarını elinde tutan bir iktidar konuşuyor.
Şimdi buradan soruyoruz:
Devlet gücü elinizdeydi de neden yapmadınız?
Yapılacak olanı anlatmak kolaydır…
Mühim olan, yapılması gerekeni zamanında yapabilmektir.
İktidardayken “yapacağız” demek,
millete dönüp “yapamadık” demektir.
Devlet dediğiniz şey,
tehlike kapıya dayandıktan sonra tedbir alan bir yapı değildir.
Devlet, tehlike gelmeden önce hazırlığını yapandır.
Bugün çıkıp vaat sıralamak,
siyaset üretmek değil,
gecikmiş bir muhasebedir.
Bizim derdimiz şudur:
Türkiye, sürekli “yapacağız” diyen bir yönetimle vakit kaybedemez.
Türkiye’nin ihtiyacı,
söz veren değil,
zamanında yapan,
milletini koruyan,
devlet ciddiyetini yeniden tesis eden bir iradedir.
Yöremize henüz uğramamış bir belanın ayak sesleri duyulurken bunu fark ederek uyaranların çoğu ya ciddiye alınmıyor ya görmezden geliniyor ya da daha fenası, “bozguncu” ilan ediliyor. Bela tüm karanlığıyla uğradığında da sanki göstere göstere gelmemiş, bir anda gökten inmiş gibi bir panikle şipşak tespitler, ayaküstü çözümler üretiyor sorumlular. Nedenlerinin gerçek manada tespit edilmesi belki de aylar sürecek sorunlar, “işte bu yüzden!” diyen devlet ahalisinin iki dudağı arasında buhar oluyor. Ve elbette, hemen her söz siyasetin kantarında tartılıyor. “Sen şimdi bunu söylüyorsun ama gerçekten insani bir refleksle mi konuşuyorsun acaba?” sorusu, yaşanan musibetin önüne geçiriliyor. Doğal afet, şiddet, adalet, ihmalkârlık… Konu ne olursa olsun çıkılamıyor bu döngüden. Bedeli de -hep olduğu gibi- yalnızca halk ödüyor.
Okullardaki mevcut disiplin sorunlarının temel sebeplerinden biri disiplini tesis etmeye çalışan öğretmenlerin veli-idare eliyle susturulmasıdır. Ahlak çökmüştür.