T24’de değerli basın emekçilerinin konuğu olarak gündeme ilişkin soruları yanıtlamaya, tutumumuzu ifade etmeye çalıştım. Karşı karşıya olduğumuz medya ambargosu koşullarında bu imkanı veren gazeteci dostlara teşekkür ediyorum.
Bu vesileyle, röportajda düşüncelerimi tam olarak aktaramamış olduğum bir kısmı da düzeltmek isterim.
Anadil konusundaki hassasiyeti kamuoyunca malum bir devrimci olarak şöyle başlayayım:
“Birîndar birîna xwe dizane.”
Belki sözümün maksadını yeterince anlatamamışımdır, bu nedenle varsa incinen Kürt emekçi kardeşlerime üzüntümü ifade etmek isterim. Ancak bu memlekette herkesin şahidi olduğu; birlikte yaşam, barış ve özgürlük mücadelesindeki ısrar ve kararlılığımızı uzun uzun anlatmayı da zul sayıyorum. O nedenle kastımı açmakla yetineceğim.
DEM Parti ile alakalı soruya verdiğim cevapta söylemek istediğim şudur: Kürt hareketi, önümüzdeki seçimlerde özel olarak kendi özgün siyasal perspektifini ve programını temsil eden bir aday çıkarma tercihinde bulunabilir. Bu az veya çok bir olasılıktır ve elbette meşrudur.
Bununla birlikte; pek çok başlıkta dayanışma içinde olduğumuz DEM Parti’den siyasal program ve hedefler yönüyle farklı bir konumda bulunan partimizin de gerekli gördüğünde kendi perspektifiyle daha uyumlu bir seçeneği araması veya yaratması da en az o kadar meşrudur.
Sözlerimin kastı bundan ibarettir.
Ülkemizin sorunlarına bütünlüklü yaklaşan, tüm yurttaşlarımızı kucaklayan ortak bir adayın inancının, etnik kökeninin veya anadilinin partimiz açısından en ufak bir önemi yoktur, olamaz.
Bu söyleşiyi vesile olarak görüp, Türk ve Kürt emekçilerinin mücadele birliğini bozmaya çalışanlara ise söyleyecek tek sözüm var:
Denizler’in “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi” dediği yerdeyiz, bir milim sapmayız.
@savas_k14@EmreYeksan@kentenstituleri 54. dakikada kapattım. bir daha anarşizm ve yatay örgütlenme üzerine “marksist gevezelik” edeceğiniz zaman yanınızda bir anarşist olmasına özen gösterin. o zaman belki eşit’lik üzerine gerçekten konuşmaya başlamış olursunuz. @libcom_raven
"Solun neredeyse tamamı Özgür Özel etrafında hizalanarak Kılıçdaroğlu’na karşı acımasız bir tavır aldı. Bu bir politik duruş değildi; yıllardır biriken yenilgilerin, korkuların ve çelişkilerin tek bir kişiye yıkılarak hafifletilmesiydi. Kılıçdaroğlu, solun kendi başarısızlığını taşıyamadığı yerde üretilmiş kullanışlı bir nefret nesnesine dönüştü.
...
Kılıçdaroğlu’nu eleştirmek, yanlışlarını siyaseten ortaya koymak sorun değildir. Sorun şudur: Sol cenahtan yükselen bu öfke, CHP içindeki karanlık ilişkilere, çıkar ağlarına, yolsuzluğa, rüşvete dokunmamaktadır. Yalnızca seçici bir öfke olarak kalmaktadır. Seçici öfke siyasal temizlik üretmez; yalnızca yeni bir körlük üretir. Bu körlük her zaman sesi en çok çıkanın lehinedir ve tek olası sonucu yeni Erdoğanlar üretmektir."
https://t.co/cLrZCZuOVr
Kılıçdaroğlu'nun konuşmasındaki neo-Osmanlıcı tınılı bölümlerle ilgili ne düşünüyorsun diye soranlar oluyor, söyleyeyim:
1) Kılıçdaroğlu'nun bu sözlerine benim siyasi duruşumdaki biri tabii ki onaylamaz. Ama CHP zaten devletçi bir partidir, hiçbir zaman da gerçek anlamda sosyal demokrat bir parti olmadı. Bunu galiba yeni keşfediyor bazıları. Sanıyorlar ki biz daha önceleri CHP'yi sağcı eğilimleri ve gittikçe daha sağa kaymalarından dolayı hiç eleştirmedik, halen programlarında "zorunlu din derslerinin kaldırılacağına" dair bir maddenin bile bulunmadığını defalarca söylemedik. Tersine, çok eleştirdik, dileyen bilhassa 2023'de başlayan, "seçilemez aday (çünkü Alevi)" kampanyasının başlamasından önceki sosyal medya paylaşılarımıza bakabilir.
2) Kılıçdaroğlu bu tip laflar ettiğinde kulak kesilenler ve (haklı olarak) eleştirenler, aynı/benzer lafları tıpkı Erdoğan gibi Cuma namazı çıkışlarında basına açıklama yapan Özgür Özel, koltuğuna Kuran tilavetleri ile oturan İmamoğlu etmez mi/ etmedi mi sanıyorlar? (Yanlış anlaşılmasın, burada kimsenin inancına karşı bir laf etmiyorum, haddim de değil, sadece laik olduğunu iddia eden bir partide bu tip davranışların olamayacağı anlamında söylüyorum.) Bu açıdan CHP'de şu anda mücadele eden iki grup arasında ciddi bir ideolojik fark olduğunu sananlar, bilhassa da kendine sol diyen cenah bence büyük gaflet içindedir.
3) Son olarak bu mesele, ne bizim bugüne kadar gündeme getirmeye çalıştığımız ve eleştirdiğimiz Kılıçdaroğlu üzerinden Alevilere yönelik nefret suçlarını ve hakaretleri temize çeker, ne de CHP'deki yolsuzluk iddialarına gözümüzü kapamayı meşrulaştırır. İki konu da Kemal Kılıçdaroğlu'nun veya bahsi geçen diğer kişilerin çok ötesinde konulardır, demokratik, insani değerler ve siyasi duruşla ilgilidir. Ama bu karanbolde insanların gözü öyle kararmış ki, ne söyleneni anlıyorlar, ne de anlamak gibi bir dertleri var. Sadece bir yanışı başka bir yanlışla örtmek derdindeler.
Velhasılı, muhalefet maalesef acınacak durumda ve geleceğe dönük umutlar gittikçe azalıyor.
@erkbas@alper_tas@ondrisleyen nasıl ekrem ve çetesinin, paranın saltanatından yana taraf olduğunuzu merak etmiyorum. kimse de bizi uyarmadı be kardeşim demeyin diye tarihe not düşmek için yazıyorum:
@snnomade diyalektik miyalektik diye kafa ütüleyeceksen hiç başlama. üretimin aynası'yla başla zaten dünyan başına yıkılacağından devam etmeyi bırakırsın. ya da stirner okuduktan sonra dünyası başına yıkılan marx gibi zırvalarsın (alman ideolojisi).
hayır herhangi iki devletin savaşının konusunun dışındayız. her daim halkın tarafındayız. halkın tarafında olmak için de herhangi bir devletin tarafında olmak zorunda değiliz.
mağdur olanın, ezilenin her daim halk olduğunun bilinciyle, herhangi bir devlet'in mevcuttaki herhangi bir biçiminin taraftarı değiliz. enternasyonalizm.
hayır herhangi iki devletin savaşının konusunun dışındayız. her daim halkın tarafındayız. halkın tarafında olmak için de herhangi bir devletin tarafında olmak zorunda değiliz.
emperyalistinden liberaline, işgalcisinden parlamenterine savaş üreten, insanlık onurunu ayaklar altına alan ve her daim çeşitli biçimlerde insanlık suçu işleyen devletin, fikir ve organizasyon olarak devlet'in ortadan kaldırılması için mücadele ediyoruz.
yaşamımız üzerindeki tahakkümle mücadeleyi bir yandan ve öncelikle, birlikte hayatta kalma mekanizmalarını her daim çoğaltarak etkili kılabiliriz görünmektedir. birliktelikten doğan güç, insanlık onuru için mücadeleye aidiyeti çoğaltacaktır.
mülksüzler, yoksullar, "zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar" hayatta kalmak için aynı zamanda itaatin gündelik getirisine de zorunlu ve devamlı olarak muhtaçtırlar. aklı kendisiyle sakatlanan insan doğru düşünmeyebilmekte, doğru karar vermeyebilmektedir.