Bizi görünmez kılmaya çalışıyorlar!
Sabah 11.00’den beri güneşin altında ablukadayız. Eylemimizi görüntülemek isteyen basın mensuplarına polis müdahale ediyor.
Bu yoldan dönmeyeceğiz. Haklarımızı almadan bir milim geri adım atmayacağız.
Bu kavga hepimizin. Bizi tekrar gözaltına alırlarsa halkımızı bulunduğu her yerde madencilerin sesini büyütmeye, dayanışmaya çağırıyoruz.
W/ @caylakgasteci
#HoldingSoyuyorBakanBakıyor
#BayraktarSorumlusun
NEDİR
hep bir önce ki hal,im,iz'in
üzerini bir tül gibi müşfik sararak
amma biteviye soluksuz gayreti ile mütemadiyen ardındaki her şeyi soluksuz bırakarak geçen ZAMAN
Ki
kim in de seyr û kargaşa
kim ine seyr û sefa, temaşa
🥹
günaydın dostlar,
günaydın canlar
textum dergi'den
mao zedong'un 1963 tarihli 'bürokratizmle mücadele üzerine' metninden -sosyalist sistemde devlet aygıtının kitlelerden koparak yeni bir burjuvazinin dayanağı haline gelme riskine karşı yirmi maddelik bir eleştiri notu- cevirisi
https://t.co/fEpyu95zu9
Valiliğin kararını herkes okumalı…
��Ücretlerini alamadıkları iddiasıyla eylem yapacaklarmış, yasakladık!” diye yazmışlar.
Ücretlerini alamadıklarını İçişleri Bakanı biliyor, Enerji Bakanı biliyor, Çalışma Bakanı biliyor üstelik Çalışma Bakanlığı bunu resmi olarak rapor haline getirdi!
Buna rağmen böyle saçma sapan hukuksuz bir “karar” alındıysa bu işçi düşmanlığı değildir de nedir?
İşte bu hukuksuz kararla işçi arkadaşlarımız gözaltına alındı.
Gözaltı aracına binerken bir kardeşimiz şöyle sesleniyordu, basın abluka nedeniyle yoktu ama herkesin duymasını istiyorum; “binlerce insanın alınterine çöken, binlerce işçi çocuğunun açlığına sebep olan patronu bir tek defa gözaltına aldınız mı, ifadesini aldınız mı?”
@emincetin_ evet hocam maalesef 😔siyasal alandaki aktörlerin sorumluluk ve güçle kurdukları ilişki
yukarı ve aşağı yönlü (hem felsefi hem sosyolojik; sosyo kültürel sosyo ekonomik vs) çokça açılı, çokça acılı, çok çok katmanlı bir illüzyon
Ülke siyasetinde hafif yükü ağır gibi taşıyanlar abartılı biçimde temkinlidirler. Ağır yükü hafif gibi taşıyanlarsa hem ikiyüzlü sorumsuzdur hem de göründüğünden daha pervasızdırlar. Yükün gerçek ağırlığı ile taşıyıcının onu algılayış ve sergileyiş biçimi arasındaki uçurum, varoluşsal bir davranış, bir sahicilik sorunudur. Hafif bir yükü abartılı temkinle omuzlayanlar, Aristotelesçi phronesis'i (pratik bilgelik) korkuya dönüştürerek eylemi dondurur; ağırlığı yokmuşçasına hafifmiş gibi taşıyanlar, Sartre'ın kötü niyet (mauvaise foi) dediği kendini aldatmayı kurumsal bir strateji hâline getirir. Sorumluluk etiğini tersine çevirerek sonuçlardan kaçınırken görünürde cesaret maskesini takar. Bu iki tutum da, Platon'un mağara alegorisindeki gölge oyununa benzer; gerçekliğin değil görünüşün egemen olduğu sahneyi besler; biri abartılı ihtiyatla eylemsizliği meşrulaştırır, diğeri pervasızlıkla sorumluluğu yok sayar. Sosyolojik olarak bu dinamik, siyasal alanın kendine özgü habitusunda kökleşir. Hafif yükü ağır gibi taşıyanlar, genellikle orta düzey bürokratlar, parti aparatçıkları veya tribünlere oynayan temkinli siyasetçilerdir; risk toplumunda her küçük kararın potansiyel skandal üretme ihtimali karşısında aşırı temkin, kariyer koruma stratejisine dönüşür. Böylece siyasetin politikusu, tutku ve sorumluluk dengesini yitirir; temkin, eylemsizliğin meşruiyet kılıfı olur. Ağır yükü hafif gibi taşıyanlar ise genellikle iktidarın merkezinde yer alan, sembolik sermayesi yüksek figürlerdir: Nietzsche'nin ağır yükü aradın kendine ve işte buldun kendini cümlesindeki gibi bir benlik sunumu olarak bakıldığında, kamusal sahnede pervasızca ağırl��ğı yokmuş gibi davranmak, hem kendi takipçilerine güçlü lider imgesini satmak hem de hesap verebilirliği ertelemek için kullanılan bir performans hâline dönüşür. Bu ikiyüzlülük, siyasal sorumluluğu bireysel ahlaktan kurumsal ritüele kaydırır; sonuçta toplum, gerçek risklerin (ekonomik kriz, toplumsal kutuplaşma, kurumsal çürüme) ağırlığını taşıyanların değil, ağırlığı inkâr edenlerin ya da abartanların belirlediği bir kamusal alanla karşı karşıya kalır. Siyaset, yükün nesnel ağırlığından koparak, sadece görünüşün yönetildiği bir simülasyon alanına dönüşür.
@mhdksafa 'iki köy vardı,
iki de hastalık adı
biri bir köyün kapısına dayandı, öbürü öbürünün
o ülkenin o iki köyünün
-iki gözüm kör olsun-
birinde çocuk kalmadı,
birinde adam kalmadı
köylerin adı dursun
sorduğum hastalıkların adı'
Poem Özdemir Asaf
¹¹ kabullenebiliyor ki bu noktada milliyetçilik de, muhafazakârlık da, sosyal demokratlık da, liberalizm de içi boşalıp kaybediyor, çünkü ahlaki ve kurumsal zemini olmayan her ideoloji! boş slogan, tutumlara dönüşüyor
¹ etnik yayılma /kaşıma politikaları ile hep bir 'dış güç kartı olarak' g/örülen ve yine bu parçalı oluşumu, süreçte örgü(t...)sel temsillerle, jeopolitik denklemlerinde, birbirine karşı koz, kaldıraç olarak kullanan büyük emperyal batılı güçlerin çıkarları ve bölgesel
¹⁰ yurttaşlık yerine taraftarlık,
ahlak yerine çıkar,
kurum yerine kişi
ödüllendirilmeye başlarsa, bunun sonucunda sadece ekonomi bozulmuyor, toplumsal güven de bozuluyor
ve en tehlikelisi.. insanlar 'kurallara uymak aptallık, güçlü olan kazanır' diye 'düşünüp'