Feminist teorinin en önemli kazanımlarından biri kadının çalışma hayatındaki varlığıdır. Ekonomik koşulların gün geçtikçe çekilmez olması cinsiyetler üstü bir konudur.
Çalışma hayatının ekonomik ve etik problemlerinin cinsiyet temelli bir tartışma üzerinden yapılması doğru değil. Cinsiyet eşitliği, cinsiyet adaleti, pozitif ayrımcılık gibi kavramlar kamusal alanda kadın temsilinin bir ifadesidir.
Neoliberal ekonomi buhranını da kadınlar çekiyor. Çözüm eril erkoların güvenliği ve finansı sağladığı özel alanda mı? Kadın-erkek ilişki dinamiği yeniden ilkel biçimde üretilir mi? Kadınlar ne istiyoruz?
Kırk yıllık ilahiyat birikimimi dikkate alarak söyleyeyim; bu görüntü Müslümanlık için bir yüz karasıdır! İslam’ın hiç bir ilkesiyle örtüşmez. Bu ne şımarıklık! Bu ne kendini bilmezlik! Edep ya Hu!
Bu epidemic tradwife akımı kadın bedeninin, şiddetin, ev içi emeğin, anneliğin, vd. yeniden sorgulanmasını gerekli kılıyor. Hegemonik kültürün ısıtılarak şer yuvası soslu yeniden üretimi statükocu geleneksel aile modelini tetikliyor.
Neoliberalizm jeneriği altında kapitalist-popülizm eleştirisi yapma niyetiyle katılımcılardan ücret talep etmek öznenin homo neoliberalus üzerinde yükseldiğinin ironik bir yansımasıdır.
Post-materyalist değerlerin tınısı özneyi/ben'i askıya alarak bir paradoks yarattı. Bireyin arınmasını pazarlayan şifalanma endüstrisi kitle histerisine dönüşmüş durumda. Bedeni, fikri ve hissi bir terbiye nevrotik-narsist bireyi kendine getirir.
İyi bir felsefe kitabı, okuyucusunu tartışmanın içine çeker; hakikat çöplüğünde eşelenmekten kurtulmayı ve açık bir görüşe birlikte ulaşmayı talep eder.