•| Allah Teâla şöyle buyurur:
“Andolsun, Süleyman’ı imtihan ettik; tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra o, Allah’a yöneldi. Dedi ki: ‘Rabbim! Beni bağışla ve bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık ver. Şüphesiz Sen çokça bağışta bulunan Vehhâb’sın.’” (Sâd, 34-35)
“Süleyman Aleyhisselâm’ın bu duası, alışılmış sınırları aşan bir dua ufku gösterir ve kalbe şu dersi verir: Allah’a yöneliş (inâbe) anı, istemenin en geniş kapılarından biri olabilir. Şu hayret verici sıralamaya dikkat edin: İmtihan, ardından Allah’a dönüş, sonra istiğfar ve nihayet benzeri görülmemiş bir mülk talebi… Bu, Allah’a giden yolu bilen bir kalbin yükselişidir.
Bu ayette duanın sırlarından biri tecelli eder: Kulun Allah’ın huzurunda kırılması ve acziyetini hissetmesi, talebinin ufkunu genişletir. Çünkü insan, Rabbinin karşısında ne kadar boyun eğerse, O’nun kudretini de o kadar derinden kavrar.
Burada büyük bir mana vardır: Allah’a içtenlikle yönelen kalp, olaylara insanların sınırlı imkânlarıyla değil, Allah’ın sonsuz kudretiyle bakar. Bu yüzden de Vehhâb’ın hazinelerinden, insanların hayal bile edemeyeceği şeyleri isteyebilir. Süleyman Aleyhisselâm’ın, Allah’ın “Vehhâb” (karşılıksız ve bolca veren) ismini özellikle zikretmesi de bunun içindir. Kim Vehhâb olan Rabbini gerçekten tanırsa, onun gönlünde istemenin ufku genişler.”
.
.
..
“Bütün çarelerinin tükendiğini ve çaresizliğin seni dört bir yandan kuşattığını düşündüğün zaman, Allah’ın işini bir an içinde düzene koymaktan aciz olmadığını hatırla.
Rabbin, senin için gizlice öyle şeyler takdir ediyor ki, eğer bunlar sana gösterilseydi, O’nun engin merhametinden dolayı gözyaşlarına boğulurdun.
Öyleyse ferahlığın gelmesi için acele etme. Attığın her adımın, ince ve ilahî bir lütufla ölçülüp biçildiğine güven..”
.
.
“Musa (aleyhisselam), sahip olduğu ilimle her şeyi kuşattığını zannetti. Bunun üzerine Allah ona, sebeplerin ardında gizlice işleyen bir hikmetin bulunduğunu öğretti.
Sınırlı bakış açınla Allah’ın takdirleri hakkında hüküm verme. Çünkü her kırılışın ardında bir onarılış, her engellemenin ardında bir ikram vardır.
Düşün, ibret al ve rahmeti her şeyi kuşatan Allah’a teslim ol..”
“وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا”
“Ve ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” (Kehf, 65)
“Andolsun, onların söyledikleri sebebiyle göğsünün daraldığını elbette biliyoruz.” (Hicr, 97)
Kendinden bile gizleyemediğin göğüs darlığını Allah biliyor.
Duyduğun sözlerin sende bıraktığı etkiyi, seni yoran olayları ve unutmaya çalıştıkça yeniden zihnine gelen düşünceleri biliyor.
Duygularını inkâr etme. İnsanların sözlerinin değerini belirlemesine izin verme. Her eleştiriyi hakkında verilmiş kesin bir hüküm gibi görme.
Söylenenlerden sana fayda sağlayacak olanı al, kalbinde yer etmeyi hak etmeyenleri ise bırak.
Gücünün yetmediği konularda Allah'tan yardım iste.
Senin hakkında söylenen her şey gerçek değildir. Seni inciten her şey de ömrün boyunca kalbinde taşımaya değer değildir.
Allah'ım! Göğüslerimize ferahlık ver, işlerimizi kolaylaştır, ruhlarımızı ağırlaştıran her şeyi bizden uzaklaştır..”
.
.
"Allah’ın haram kıldıklarına, gizlide ve açıkta saygı göstermek, gerçek takvanın ölçüsüdür.
İnsanların gözlerinden uzaklaşıp kapılar kapandığında, nefsinin arzuladığı bir şeyi
Rabbinin rızasını gözeterek, O’na duyduğun hayâ ve O’nun makamına duyduğun saygı sebebiyle terk etmendir.
Kim yalnız kaldığında Allah’ı gözetirse Allah da insanların arasında onu ilgilendiren şeylerde ona yeter ve üzerine bol bol muvaffakiyet indirir.
Gerçek takva, insanların gördüğü yerde değil, kimsenin görmediği yerde de Allah’a karşı edepli kalabilmektir..”
.
.
(“Onlar: Bu işte bizim bir payımız var mı?” diyorlar. De ki: “Şüphesiz bütün işler Allah’a aittir.”)
“İşin tamamı Allah’a aittir; yalnızca bir kısmı değil, bir bölümü değil, bilakis tamamı Allah’ındır.
İçini keder kapladığında veya bütün çarelerin tükendiğinde, ihtiyaçlarını Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın kapısına bırak.
Ellerini dua için kaldır. Çünkü dua, sebeplerin en başında ve ferahlığın anahtarıdır.
O’ndan kesin bir inançla iste. Ve Allah’ın (el-Cebbâr) bütün işlerini, tam da olması gereken zamanda senin için düzelteceğine güvenerek duandan ayrıl…”
.
.
• Yeniden başlamayı biliyor musun?
“Aslında yeniden başlamaya, kendini yeniden gözden geçirmeye ve biraz olsun kendinle baş başa kalmaya ihtiyacın var.
Kalbini ve Allah ile olan hâlini yokla. İçinde nelerin değiştiğine, seni bu yoldan uzaklaştıran şeylerin neler olduğuna bak.
İbadete bağlılığının ilk günlerini hatırlıyor musun?
İtaat ve ibadete duyduğun o şevki, namaza gösterdiğin özeni, aksatmak istemediğin Kur’an virdini ve kalbinin içinde olduğu dualarını hatırlıyor musun?
Peki ne değişti?
Kalbine gevşeklik ne zaman sızmaya başladı?
Kendini yapmak için zorladığın, uğruna mücadele ettiğin şeyleri nasıl oldu da ertelemeye veya ihmal etmeye başladın?
Kendini gözden geçir, niyetini yenile ve samimi bir kalple Rabbine dön.
Yeniden başlamak için en iyi hâle gelmeyi beklemek zorunda değilsin. Şimdi başla, ilk adımını at ve nefsine karşı Allah'tan yardım dile.
Kapı hâlâ açık. Allah'ın izniyle hâlâ geri dönebilirsin.
Önemli olan uzaklaşmaya teslim olmamak ve Allah'ın rahmetinden ümit kesmemektir..”
.
.
“İşte onlar ne güzel arkadaşlardır!” (Nisâ, 69)
“Cennetin nimetlerini düşündüğümüzde hayallerimiz genellikle yiyeceklerin, içeceklerin, lezzetlerin ve güzel meskenlerin nimetlerine gider. Şüphesiz bunlar da çok büyük nimetlerdir.
Fakat nimetlerin mükemmelliğinden olan başka bir nimet daha vardır.
Cennet sakinleri, dünya sakinlerine benzemezler. Onlar arındırılmış bir yaratılışa sahiptirler. İnsanların nefret edeceği hiçbir huy, tabiat, davranış veya karakter özelliği onlarda bulunmaz.
Burada seni insanların huylarından dolayı inciten, üzen ne varsa; akrabalarından, arkadaşlarından, tanıdıklarından veya topluluklarda karşılaştığın insanlardan gördüğün ne kadar olumsuzluk varsa, cennette bunların hiçbirinden eser olmayacak.
Orada yalnızca kendileriyle mutlu olacağın, seveceğin ve her hâllerinden hoşlanacağın insanlarla karşılaşacaksın.
Konuşmaları, ahlâkları ve duyguları hoşuna gidecek.
Dünyada sevdiğin insanlar bile kusurlardan ve insanın zayıflığından kaynaklanan eksikliklerden tamamen uzak değildir. Fakat cennette onlar kusursuz ve eksikliklerden arınmış olacaklar.
Onlardan seni inciten ne varsa artık ortadan kalkmış olacak.
Gözlerin yalnızca sevdiğin, yanında huzur bulduğun, karşılaşmaktan mutluluk duyduğun ve birlikte oturmaktan keyif aldığın yüzlere ilişecek.
Onlardan yalnızca seni mutlu edecek şeyler duyacak, görecek ve hissedeceksin.
Sokaklarda, topluluklarda, tanıdıkların arasında, arkadaşlıklarda ve çarşılarda seni öfkelendiren ve inciten bütün o olumsuzluklar sonsuza dek sona erecek.
Artık üzücü haberler, rahatsız edici konuşmalar ve görmek istemediğin görüntüler olmayacak..”
Allah'ım! Bizi, anne babalarımızı ve bütün Müslümanları hesapsız ve azapsız olarak cennetine kabul eyle..
.
.
“Allah'tan öyle şeyler gelecek ki seni hayrete düşürecek. Bu yüzden kapanan bir kapının önünde hemen üzülmek için acele etme.
Çünkü belki de o kapının ardında henüz göremediğin binlerce rahmet kapısı vardır.
Bir gün anlayacaksın ki seni endişelendiren her gecikme, aslında senin hayal ettiğinden çok daha güzel bir ilahî takdirmiş.
Allah'ım! Her işimizde Sana karşı hüsnüzan beslemeyi, kalbimiz sarsıldığında onu yatıştıracak bir yakîn ve korkularımız şiddetlendiğinde onları dağıtacak samimi bir tevekkül nasip et.
Allah'ım! Bize nimetlerinin hiç tükenmediğini, Senin bizim için yaptığın takdirin kendi planlarımızdan daha hayırlı olduğunu ve rahmetinin güzel kaderlerimizden önce geldiğini bilen kullarından olmayı nasip et.
Allah'ım! Yollarımız daraldığında ferahlığın Senin katında olduğunu bize hatırlat. Sıkıntılarımız ağırlaştığında, Sana umut bağlayanı hayal kırıklığına uğratmayacağına,
Sana dua edeni geri çevirmeyeceğine ve Sana hüsnüzan besleyen kulunu yalnız bırakmayacağına dair kalplerimizi yakîn ile doldur.
Ya Rabbi! Kalplerimizi yalnızca Sana bağla. Sana olan güvenimizi korkularımızdan, Sana dair umudumuzu kaybettiklerimizden daha büyük kıl. Bize hiç ummadığımız yerlerden hayır kapıları aç. Öyle cömertçe lütfet ki, gözlerimizde yaşlarla Sana şükür secdesine kapanalım.
Allah'ım! Sana hüsnüzan besledik. Bizi amellerimize göre değil, Senin keremine yakışır şekilde mükâfatlandır. Şüphesiz Sen her şeye kadirsin.”
.
.
“Kalbini ahirete bağladığında anlarsın ki cennet yalnızca ebedî kalınacak bir yurt değil; aynı zamanda ertelenmiş adaletin tecelli ettiği, kaybedilen izzetin yeniden iade edildiği bir makamdır.
Orada gizlice kırılan kalbin onarılır, yıllardır susuz kalan ruhun suya kavuşur.
Cennet; sessizce içine attığın acıların, kimseye anlatmadan yuttuğun kederlerin, edebinden dolayı içine gömdüğün bakışların ve sabırla göğüs gerdiğin imtihanların karşılığını bulacağın yurttur.
Orada sen, sabrın Yusuf'u, aleyhisselam tahammülün Eyyub'u, aleyhisselam ruhuna yabancı bir sarayda garip kalan Musa aleyhisselam olduğun anların karşılığını bulacaksın.
Cennet, vaktinden önce yaşlanmış ruhunun eğilen yanlarını doğrultacak, acının senden çaldığı gönül tazeliğini yeniden kazandıracak ve yalnızca Allah'ın işittiği sessiz mücadelelerle geçen yılların üzerindeki tozları temizleyecek.
Çünkü Allah katında hiçbir sabır, hiçbir gözyaşı ve hiçbir gizli mücadele karşılıksız kalmaz..”
.
.
•Duada ısrar etmenin göz ardı edilen faziletlerinden biri de budur :
Israr etmek, insanlar arasında hoş karşılanmayan davranışlardan sayılır. Öyle ki birisi, ihtiyacını hatırlatmak için seni günde beş kez arasa, belki de hiçbir açıklama yapmadan onu engellersin!
Fakat Allah’a dua ederken, her gün ihtiyacını yirmiden fazla kez dile getirir; acizliğini ve O’na olan muhtaçlığını ilan edersin. Sen bunu ne kadar çok yaparsan Allah’a yakınlığın ve O’nun katındaki değerin de o ölçüde artar.
Öyleyse acizliğini ve çaresizliğini insanlara şikâyet etme. Sesini duymayı seven, sıkıntını giderecek, ihtiyacını karşılayacak, seni kendisine yaklaştıracak, sana merhamet edecek ve dereceni yükseltecek olan Allah’a sığın.
Yaratıcıya dua etmekle, insanlardan bir şeyler istemek arasında ne büyük fark vardır! Allah’a dua etmek sana izzet ve yücelik kazandırırken, yaratılmışlardan istemek zillete ve alçalmaya sebep olabilir.
İnsanları bırak, insanların Rabbine yönel. Böylece makamın yükselir, ihtiyacın giderilir ve kulluğun kemale erer..”
.
.
“Dünyanın en hayret verici şeylerinden biri de rızıktır!
Rızık senin elinde değildir, zekâna bağlı değildir, yalnızca çabalamana da bağlı değildir.
Sen onu nasıl arıyorsan, o da seni bulur. Sana senin istediğin zamanda değil, kendi vaktinde ulaşır.
Nice gayret gösteren vardır ki rızkı daralır; nice gaflet içinde olan vardır ki önünde kapılar açılır.
Güç onu yaklaştırmaz, zayıflık da onu uzaklaştırmaz. Bütün işlerin Allah’ın elinde olduğunu öğrenesin diye…
Allah hikmeti gereği verir, rahmeti gereği de vermekten alıkoyar.
Öyleyse kendini insanlara karşı alçaltma, ruhunu kaygıyla yıpratma.
Sebeplere, sanki her şey onlarmış gibi sarıl; Allah’a ise sebeplerin hiçbir hükmü yokmuş gibi tevekkül et..”
.
.
..“Odanın ışığını kapat ve seccadeni ser.
Sonra, “Allahu Ekber” derken bu sözün anlamını kalbinde hisset. Çünkü Allah, göğsünde taşıdığın o kederden daha büyüktür!
Rükûya ağır ağır eğil, doğrulurken acele etme. Ardından sanki daha önce hiç secde etmemişsin gibi secdeye kapan ve kalbini acıtan ne varsa Rabbine dök.
Sonra namazından kalk; sanki seni üzen hiçbir şey başına gelmemiş gibi yeniden ayağa doğrul.
Vitir namazının nimetini hisset…
Gecenin sessizliğinde Rabbine yönelmenin, O’na içini dökmenin ve O’nun huzurunda huzur bulmanın ne büyük bir nimet olduğunu kalbinle hisset..”
.
.
“Her sıkıntının ve her tükenmişlik hissinin derinliklerinde, Allah’ın sana incecik bir umut ve sevinç ipliği gönderdiğini görürsün.
Sanki Allah, günlerini sürdürmen için sana güç verir ve ferahlığın yaklaştığını hissettirir.
Hüznünün en derininde, senin hiçbir güç ve çaba göstermene gerek kalmadan önüne açılan kapılar bulursun. Bunlar, sen farkında bile olmadan seni kuşatan Allah’ın lütuflarıdır.
Allah’ı daima yanında bulursun; O, her zaman seninledir.
Celâl ve azamet sahibi, tek ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah ne yücedir!
Kalbinin huzur bulması için bu hakikat yeterli değil mi?
Öyleyse Rabbine güven ve işini O’nun en güzel şekilde düzene koyacağına inan..”
.
.
Nefisle mücadele etmek neden zordur?
Çünkü karşılığı cennettir.
“Rabbinin huzurunda durmaktan korkan ve nefsini hevâ ve heveslerinden alıkoyan kimseye gelince; şüphesiz onun varacağı yer cennettir.”
Nâziât Suresi, 40-41. ayetler
“Allah’tan sonra, azmi güçlendiren, hastalıklara şifa veren, kanayan yaraları saran Kur’an’dan başka hiçbir şey yoktur.
Kur’an, sanki bereket yüklü ağır bir bulut gibidir; yağmurunu yağdırır, gönülleri sevindirir, fayda verir ve iz bırakır.”
{وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ}
“Biz Kur’an’dan, müminler için şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz.” (İsrâ, 82)
.
.
«Hayatı bir geçiş durağı olarak gördüğünde ve kalbin ahiretin enginliğine, cennetin nimetlerine bağlı olduğunda, hayata bakışın bütünüyle değişecektir.
Bundan sonra sevap fırsatlarını değerlendirme konusunda daha uyanık olacak, insanlara yönelik sitemlerin azalacak, onların çekişmelerinden uzaklaşacaksın.
Ve hayatı Allah için yaşadığında, onun gerçekten nasıl anlamlı ve umutla dolu bir güzelliğe sahip olduğunu idrak edeceksin.»
.
.
﴾ “Sen, iç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?” ﴿
(Kehf Suresi, 68. ayet)
“İnsanın sınırlı aklı ve kaygılı kalbiyle yaşanan her şeyi anlaması zordur. Yorucu bir gecikmenin ardındaki hikmeti, kalbini ağırlaştıran bir hüznün sebebini ya da neden başına geldiğini bilmediği bir imtihanın hikmetini kavramakta zorlanabilir.
Çünkü biz, hikâyenin yalnızca küçücük bir bölümünü görebiliyoruz. Oysa Allah, her şeyi rahmeti ve hikmetiyle bütünüyle kuşatandır.
Öyleyse henüz anlayamadığın şeyler için kalbini yorma. Bugün sana yalnızca bir gecikme gibi görünen şeyin ardında ne olduğunu, şu an göremediğin hangi kapıların açılacağını bilemezsin.
Her sorunun cevabını bugün bulmak zorunda değilsin. Bazen yapman gereken tek şey, elinden geleni yapmak, sabretmek ve henüz anlayamadığın şeyleri Allah’a emanet etmektir.
Unutma; sen geleceği bilmiyorsun ama Allah biliyor. Sen hikâyenin tamamını görmüyorsun ama hiçbir şey O’nun ilminden gizli değil.
Kalbine biraz huzur ver. Her şeyi anlamak zorunda değilsin; bazen anlamadan da Allah’a güvenerek yürüyebilirsin..”
.
.