Reminder to Netanyahu:
Hamas is not a terrorist organization and Palestinians are not terrorists.
It is a resistance movement that defends the Palestinian homeland against an occupying power.
The world stands in solidarity with the people of Palestine against their oppressors.
İstanbul’da sahnelenen Kanye West konseri, sıradan bir müzik organizasyonu olarak kabul edilemez.
118 bin genç, para vererek inancımıza ve medeniyet değerlerimize aykırı söylem ve sembollerin sergilendiği bir gösterinin parçası hâline getirilmiştir. “I am a God” sözlerinin on binlerce kişi tarafından coşkuyla tekrar edilmesi üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tablodur.
Üstelik okültizm ve karanlık sembollerle anılan Michèle Lamy’nin de bu organizasyonun etrafında yer alması, meselenin yalnızca müzik ve eğlence olmadığını göstermektedir.
Daha da düşündürücü olan ise, muhafazakâr kesimin de bu kültürel kuşatmanın bir parçası hâline gelmiş olmasıdır. Sahne ışıkları altında gençliğimize dayatılan bu yabancılaşmaya kimsenin itiraz etmemesi vahimdir.
Kültür ve Turizm Bakanlığımızı, milletimizin manevi ve kültürel hassasiyetlerini ilgilendiren bu tür organizasyonlarda çok daha dikkatli olmaya davet ediyoruz.
Bu milletin evlatları; küresel kültür endüstrisinin yönlendirmelerine değil, kendi medeniyet değerlerine sahip çıkmalıdır.
@yenisafakwriter Değerli Hocam,
İlgili şahsın uluslararası koruma başvurusunu alacağız, bu şekilde sorun çözülmüş olacak. Ayrıca Uygur Türkü Hanımefendi geri gönderme merkezimizden de serbest bırakıldı.
Bilginize.
Kız medreseleriyle ilgili siteye sürekli paylaşımlar düşüyor ve hem hocaları hem talebeleri zan altında bırakıyor. Gündem olması vesilesiyle bir süredir zihnimde biriktirdiğim notları paylaşmak istiyorum ama bunun yalnızca bir tezkiye yazısı olmadığını baştan belirteyim. Çünkü eleştiriye mahal olan bazı durumlardan söz edeceğim.
Pek çok köklü kurum gibi kız medreseleri de maalesef modern çağda kan kaybediyor. Pek çoğu çağa uyum sağlamayı bir “usul terki” ve bir “yolu bozma” gördüğü için 90'lı yılların kalıplarında ısrar ediyor. Buna elbette direnemeyecekler ama yeni bir tasarrufta bulunmak da şu an için risk almayı gerektiriyor. Zira pek çok cemaatte yer alan bölünmeler herhangi bir inisiyatif alan tarafın “usulü terk etme/yolu bozma” sopasıyla dövülmesine sebep oluyor. Ancak gelinen nokta bu riski almayı zorunlu kılmaktadır. Yazıyı çok uzatmamak adına maddeler halinde dikkatimi çeken bazı noktalara temas edeceğim:
1) Kadın hocalara da bekâr erkek hocalar kadar maaş verilmeli ve tecrübeli hoca kadrolarıyla iş yapılmalıdır. Evlenen ve çoluk çocuğa karışan hemen her hoca hanım medreseyi bırakıyor; bu sebeple de 16-17 yaşlarında toy kızlarla tedris faaliyeti yürütülmeye çalışılıyor. Nur gibi, melek gibi kızlar olabilirler, takvada zirve de olabilirler ama bunlar iyi bir eğitimci oldukları anlamına gelmez. Tecrübeleri yok, insan psikolojisini bilmiyorlar hele ki hafta sonu 15 saat ekran kaydıran zamane kızlarını idare etmeyi hiç bilmiyorlar. Onun için nitelikli ve tecrübeli hoca hanımlara maaş verilmeli ve evli olanlar medreseye teşvik edilmelidir. Maalesef bir kısım idareci hocalar müderris ve eğitimci değil kendilerine hizmet edecek, üzerlerinden yükü alacak pasif ve maliyeti olmayan hocaları istihdam ederek hem o hocaların hem de talebelerin hakkına girmektedirler.
2) Medrese ve tekkenin tanımı iyi yapılmalı “din” ile arası ayrılmalıdır. Malum olduğu üzere Cumhuriyet dönemiyle birlikte medrese ve tekke kültürü birleşmiş dernek ya da vakıf hüviyetinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Her cemiyetin kendi anlayış ve meşrebinden oluşan medrese ve tekke kültürü dinin tek temsili olarak talebelere öğretilmemelidir. “Her okul ve her kurum gibi buranın da kendine özgü kıyafetleri, uyulması gereken kuralları, dikkate alınması gereken hassasiyetleri vardır,” denilmelidir. Herkes kendi anlayışını ve hassasiyetlerini dinin tek temsili olarak görürse, Müslümanlar arasında İslam kardeşliği tesis edilemez.
3) Bazı aileler okulda baş edemedikleri kızlarını okuldan alıp medreseye göndermeyi tercih ediyor. Aile zoruyla medreseye gelenleri kesinlikle medresede tutmamak gerekir. Bir uyum süreci tanınmalı, kazanmaya çalışılmalıdır; ancak gelişme olmaması halinde medresede tutulmamalıdır. Bunlar talebelerin motivasyonunu düşürme, kafalarını karıştırma ve olay çıkarma potansiyeli taşıyan son derece tehlikeli figürlerdir. Okullarda vücuda gelen felaketler malumunuz, dikkatli olmak gerekir. Aynı şekilde hocaların ya da medreseye yakın kişilerin çocukları –eğer ilerleyen bir ders süreci yoksa- yıllarca medresede tutulmamalıdır. Bunlar da oranın kâhyası gibi yeni gelen talebelere zorbalık yapabilmekte, onları menfi anlamda etkileyebilmektedir.
4) Medresede okumuş daha sonra İlahiyat Fakültesi veya Diyanet'te görev almış hocaları düşkün, kaymış ve yoldan çıkmış ilan etmek yerine; onlara sahip çıkmak, irtibatı koparmamak gerekir. Mümkünse ulaşılabilen eski talebe ve hocalar zaman zaman davet edilip programlar yapılmalıdır. Çarşafı çıkardılar diye gâvur olmadılar. Bizzat saha gözlemimdir ki Türkiye’de din; ne İlahiyat, ne İmam Hatip, ne medrese ne de Diyanet eliyle değil; en fazla medresede okumuş, ardından İlahiyat ve Diyanet’te görev almış hocalar eliyle yükselmiştir. Toplumun geneline en fazla nüfuz eden ve en büyük hizmeti yapan bunlar olmuştur. Onun için bu potansiyeli ve birliği yok saymak, başka usulleri kendimize bir tehdit olarak görmek doğru değildir. Hiçbir kurum medresenin rakibi değildir, olamaz da. Yeter ki medrese kendisini doğru yere konumlandırmış olsun.
5) Modern çağın getirdiği felaketlerden biri de insanları binalara hapsetmesidir. Onun için egzersiz ve spor saatleri konulmalı ve mutlaka bir hoca eşliğinde talebelere jimnastik yaptırılmalıdır. Durgun bir beden depresif bir ruh hali oluşturur. Talebelerin zihnini açması ve ruhlarına neşe katması açısından buna mutlaka bir ders gözüyle bakılmalıdır. Yine hüsnü hat, ebru, kitap cildi yapma, dikiş nakış gibi eğlenceli faaliyetlere de yer verilmelidir. Siz de takdir edersiniz ki gençliğinin zirvesinde olan kızları bu çağda sürekli rahle başında oturtmak bir yere kadar mümkündür.
6) Başka cemaat, âlim, hoca vs. eleştirisi medreselere sokulmamalıdır. Artık eskisi gibi insanları bir şeylerden sakındırmak, kitaplarını yasaklamak bir şey ifade etmiyor. Herkes her bilgiye kolaylıkla ulaşabiliyor. Dolayısıyla Müslümanların kardeşliğini zedelemekten başka işe yaramayan bu tutumdan vazgeçmek ve kendi düşüncemizi etkili bir biçimde anlatmak, temsil etmek tavrını benimsemeliyiz. Biz işimize bakacağız.
7) Evlilik çağı gelmiş kızların çok geciktirilmeden uygun talipleriyle evlenmelerine imkân vermek gerekir. Medresede kalsın diye evlilikleri göz ardı edilen, hatta “hak konulup” izin verilmeyen kızlar belli bir yaştan sonra evlenmek isteseler de bu konuda zorluk çekiyorlar. Bu, dinin ruhuna da uygun bir tavır değildir. Nihayetinde evlenmek de dinin bir parçasıdır.
8) Hoca ve talebelerin özel hayatlarına çok fazla müdahil olmamak gerekir. İzin günlerinde peşlerine düşmek, ayıplarını araştırmak vs. bunlar doğru şeyler değil. Gerekli görülen durumlar ailelerine bildirilmeli, ikaz etmek gerektiğinde sünnette varid olduğu üzere talebelerin geneline hitaben “Size ne oluyor ki şöyle şöyle yapıyorsunuz!” şeklinde ortaya konuşmak gerekir. Neticede siz onların efendisi ya da anne babası değilsiniz. Evet, hocalık da bir haktır ama bunun sınırlarını aşmamak gerekir. Neredeyse talebenin bütün ömrüne ipotek koyacak boyutlara ulaştırmak, psikolojik baskı kurmak, olur olmaz her şeye “hak koymak” yanlıştır.
9) Medresenin, çağın cazibe merkezi haline gelmiş olan kişisel gelişim, psikolojik iyileşme vb. modern kurumların zirvesi olduğunun farkında olmalı; bilinçli ve sistemli bir faaliyet yürütülmelidir. Özgürlük ve bireysellik öğretisinin her geçen gün büyüyen bir buhrana dönüştüğü şu günlerde medrese ve tekke eğitiminin büyük bir ayrıcalık sunduğu iyi izah edilmelidir. Bu anlamda farkındalık oluşturmak üzere kaleme aldığım “Yapabilme Sanatı” kitabımdan istifade edilebilir. Talebe ne yaptığını ve neden yaptığını bilirse zorlanmak bir yana şevk ile dersini ve işini benimser.
Daha pek çok şey söylenebilir belki; ancak bunlar sık duyduğum veya müşahede ettiğim öncelikli hususlardır. Medreseler bu modernleşme ve dijitalleşme sürecinden çok daha güçlenerek de çıkabilir, varlığını tamamen yitirerek de. Onun için sürece dikkat kesilmek ve bu krizi fırsata çevirmek gerekir. Değişime direnenler, değişimin en yıkıcı darbesine maruz kalırlar. Allah, hocalarımızı ve talebelerimizi bu süreçten kayırsın, hayırlı bereketli yarınlara çıkarsın...
Selam, hidayete tâbi olanlara…