Bu sabah mahallemde okunan sabah ezanını herkes dinleyebilsin çok isterdim. Müezzin öyle içten ve güzel "Es-salâtü hayrun mine'n-nevm" dedi ki iliklerime kadar hissettim namazın uykudan daha hayırlı ve sevimli olduğunu.
Hüsn-i Şehadet
İmam-Hatip yıllarında sıkça karşılaşırdık hocayla.
Onu bisikletle yaklaşırken gördüğümde (tanıyan herkes gibi) ne talep edeceğini bilir, söyleyeceğim hadise çalışırdım. Yani onu her gördüğümde Allah'ı ve Rasûlü'nü hatırladım.
خياركم الذين إذا رءوا ذكر الله عز وجل
Ne ekersek onu biçeceğiz, gel gör ki çoğumuz iyi şeyler ekmiyoruz.
Ne verirsek elimizle o gelecek bizimle, gel gör ki çoğumuz elimizle bir şey vermiyoruz.
Ölsek de amel defterimizi açık tutacak iyilikler var, gel gör ki biz defterlerimizi açık tutacak iyiliklere yanaşmıyoruz.
Ben Saffet Bakırcı hocayı konferanslarda gerçek gücün örneği olarak anlatırdım.
Hocanın bizzat kendisi ile tanışamadım. Bir türlü nasip olmadı. Ama onun suyundan içen öyle çok talebesinden hayır gördüm ki, büyük bir minnet hissediyorum kendisine karşı.
Derdim ki ; Şu an gece üçte hocanın bir ihtiyacı olduğunu söyleyerek beni arasalar Konya’ya yola çıkarım.
Bunu yaptırabilecek çok az güç vardır. Gerçek kudret insanlara hayrının dokunması ile ortaya çıkar. Kahrederek değil, muhabbetle zahir olur. Gösterişe ihtiyaç duymaz.
Hayırdan büyük güç de yoktur. İnsanın nefsinde kendinden olduğunu tevehhüm ettiği güç bir hayaldir. Allah onu darmadağın eder. Ortaklığı kabul etmez. Zira Allah’tan gayrı güç ve kudret sahibi yoktur.
Benliğini Allah karşısında yok ettikçe direnmesi olmayan bir alet gibi olursun. Allah seni işlerinde bir alet gibi kullanmaya layık bulursa güçlü görünürsün.
Onun her işi hayırdır. Benliğini azaltanın hayrı çoğalır. Hayrı çoğalan güçlü görünür. Nihayetinde ondan gayrı güç ve kudret sahibi yoktur.
30 küsür yıllık kısacık ömrüne iki darbe sığdırmış; birisinde Gazi, öbüründe de Şehid olmuş Halil Kantarcı ağabey.. Rabbim şehadetini kabul eylesin ağabey, şehitlerin seyyidi Hz. Hamza (r.a) ile birlikte Peygamberimiz aleyhisselama komşu olasın...
15 Temmuz’u unutma! Kökleri dışardaki bir güruhun efendileri adına bu millete ihanetidir.
Lakin, milletin bu fedakarlığını demokrasi için yapılmış gibi gösterme çabası bu musibetten ders çıkarılmadığını göstermekte!
Siz başka birinin hayatını büsbütün şekliyle istediğinizde imtihanıyla birlikte isteyerek dua da bulunuyorsunuz ve o imtihanı kaldırabilir misiniz bilmeden....
İnsan gerçekten hayrı ister gibi şerri isteyebiliyor. Onların hayatına onlar istedikleri kadar ve istedikleri şekliyle şahit oluyorsunuz. Velev ki çok güzel hayatları olsun ama hiçbir hayat imtihansız değildir. Ve Allah kuluna kişinin kaldıracağı şekilde imtihan verir.
Kıymetin bilinmiyor lafına da çok inanmıyorum. Karşı tarafın yükünü hafifletmek için atılan her adım kişi de emin olun etki buluyor. Hatta muhabbetin artmasına vesile olduğuna da çok kişi de şahit oldum. Niyetleri temiz tutup, yaptığını da Allah için yapmaya gayret etmek lazım..
“Nikâhın hayırlısı, külfetsiz olanıdır.” (Ebû Dâvûd, Nikâh, 32)
İslam'ın bu yönünü çok seviyorum,kız olsun erkek olsun Allah için kolaylık yoluna gidildiğinde kişiye Allah rızası amacı vermesi. Kimse bilmese bile kıymetini,Allah razı hakikatine sığınabilme hafifliğinin olması...
Biz Avrupa değiliz. Bizim kültürümüzde aman öyle oluversin, aman idare edelim, aman hiç bişey istemeyim diye başlanan evliliklerde malesef istememek değersizim demek olarak algılanıyor erkek tarafından. İstisna belki vardır ama bu genelde böyle. Kız tarafı ne kadar idare ederse o kadar evlenme heveslisi gibi algılanıyor. Erkek tarafının götu kalkıyor. Bu istememezligi oğlanın harika bir damat olması hasebiyle olduğunu bile zannedebiliyorlar. Çok zorsun Orta Doğu.
Buna ek olarakta evlilikte gösterilen kolaylık karşı tarafa değildir sadece, borçsuz ya da az borçlu evlenmek nimeti diye bir şey var ve bu rahatlığı kişi kendi için de yaşamak istiyor. Maddi sorunların evliliğini etkilemesini istemiyor.
şahıslar üzerinden konuşmaktan hep geri durmaya çalışmışımdır ama ülkede birkaç kişi var ki onları sevmekten, desteklemekten ve onlarla aynı yerde durmaktan bile Allah'a sığınırım.
Biri de bu kadındır, Allah ülkeyi de ümmeti de bunun gibilerin şerrinden ve fitnesinden korusun.
Haluk Levent’in yerinde TRT’de rol alıyor diye hedefe koydukları bir sanatçının olduğunu düşünün, derneğin yerinde herhangi bir İslami stk olduğunu düşünün. Taym nasıl olurdu? Sanat sepet tayfa tuşlarına basıldığı için nasıl cıyaklardı. Tüm o muhalif takınan çok takipçili hesapların yapacağı yaygarayı düşünün. Olacakları tahmin edin.
Haksızlık ve kötülük kimden olursa olsun ortak şekilde ses edebilmeliyiz. Kaybeden biziz çünkü, bizim insanımız. Sen, ben, o kaybediyor.
Ama öyle bir kutuplaştık ki geldiğimiz noktada hiçbir şeye olması gerektiği yerden bakamıyoruz.
Anneler ve babalar, bilgiden daha çok sabra muhtaç olduklarını hiç unutmasın. Nice çocuk sabırsız bir annenin bedduasından dolayı helak olmuştur. "Beddua etmeyeyim, biraz sabredeyim" diyebilseler kim bilir ne salih, değerli çocukları olacaktı.
“Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdıklarında Allah ve resulünün çağrısına uyun..” (Enfal,24)
Belki de bu kadar ölgün hissetmemiz; tercihlerimizin, ‘bize hayat vereceği’ vaad edilen şeyler olmamasından kaynaklıdır.