Jeopolitik Riskler Bağlamında Türkiye İçin Ekonomik Gerçekçilik Yaklaşımı
Ekonomik değerlendirmeler yapılırken, beklentilerden çok risklerin niteliğine odaklanmak gerekir.
Son dönemde Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimin kısa sürede sona ereceğine yönelik iyimser beklentiler oluştu. Ancak mevcut jeopolitik tablo, bu senaryonun henüz güçlü biçimde desteklenmediğini göstermektedir.
İran'ın direnç kapasitesi, ABD'nin iç siyasi gündemi ve Avrupa'nın enerji güvenliği konusundaki hassasiyetleri birlikte değerlendirildiğinde, bölgedeki belirsizliğin bir süre daha devam etmesi olası görünmektedir. Bu durum yalnızca petrol fiyatlarını değil; doğal gaz piyasalarını, deniz taşımacılığı maliyetlerini, sigorta primlerini ve küresel tedarik zincirlerini de etkilemektedir.
Enerji ithalatına bağımlı ekonomiler açısından bu gelişmeler, enflasyon, cari işlemler dengesi, üretim maliyetleri ve finansman koşulları üzerinde ilave baskılar oluşturabilir. Bu nedenle ekonomik görünüm değerlendirilirken kısa vadeli piyasa hareketlerinden çok, orta ve uzun vadeli yapısal risklerin dikkate alınması önem taşımaktadır.
Belirsizlik dönemlerinde ekonomi yönetiminin temel görevi, tek bir olumlu senaryoya dayanmak değil; farklı olasılıklara karşı hazırlıklı, esnek ve veri temelli politika çerçeveleri geliştirmektir.
Güçlü kurumlar, mali disiplin, enerji arz güvenliği ve öngörülebilir politikalar, dış şoklara karşı ekonomik dayanıklılığın temel unsurlarıdır.
Önümüzdeki dönemde Orta Doğu'daki gelişmelerin yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel enflasyonu, sermaye hareketlerini ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomik görünümünü de etkilemeye devam etmesi beklenmelidir.
Bu nedenle ihtiyatlı analiz ve senaryo bazlı politika üretimi, mevcut koşullarda en sağlıklı yaklaşım olarak öne çıkacaktır.
#Strateji
#Ekonomi
#Finans
Başta Ömer Halisdemir olmak üzere, 15 Temmuz darbe girişiminde canlarını feda eden tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum.
Bu güzel vatanın birliğine, dirliğine, kardeşliğine, demokrasisine, özgürlüğüne kast edenleri kim olursa olsun, tüm kalbimle lanetliyorum.
Sayın Kılıçdaroğlu;
Cumhurbaşkanı adaylarını görev süreniz içinde hiç bir zaman yetkili kurullar değil, verilen yetkiyle siz belirlediniz. Ekmeleddin İhsanoğlu'nu da, Muharrem İnce'yi de, en sonunda kendinizi de aday siz aday gösterdiniz.
Bugün bu sorumluluğu başkalarına yükleyemezsiniz.
Genç ve kadın kotası doğru bir adımdı.
Ancak bunu parti içi demokrasiyi güçlendirmek için değil, kendi ekibinizi güçlendirmek için kullandınız.
Seçilecek sıralara kendi ekibinize yakın isimleri yazdınız; farklı görüşteki gençleri ve kadınları ise geri planda bıraktınız.
Kadın kotasından Mehmet Bekaroğlu'nu parti meclisi üyesi yaptınız.
Sayın Kılıçdaroğlu;
Siyasette güven, sorumluluktan kaçmakla değil, hesap verebilmekle kazanılır.
Ama siz bunu hiç bir zaman yapmadınız!....
Gençler neden daha fazla risk alıyor, daha az tasarruf ediyor ve bugünü yaşamayı seçiyor?
Bunun nedeni yalnızca ekonomik zorluklar değil. Daha derinde, giderek büyüyen bir olgu var:
FİNANSAL NİHİLİZM...
Finansal nihilizm, bireyin uzun vadeli ekonomik hedeflerin artık ulaşılabilir olmadığına inanmasıdır. Ev sahibi olmanın, emeklilik için birikim yapmanın ya da düzenli çalışarak yaşam standardını yükseltmenin mümkün görünmemesi...
Bu duygu, ekonomik davranışları kökten değiştiriyor.
Geleceğe güven azaldıkça insanlar geleceğe yatırım yapmıyor; bugünü tüketiyor.
Bu nedenle gençlerde üç önemli eğilim öne çıkıyor:
1- Daha fazla tüketim: "Nasıl olsa ileride alamayacağım, en azından bugün yaşayayım" düşüncesi güçleniyor.
2- Daha fazla finansal risk: Kripto varlıklar, kaldıraçlı işlemler ve yüksek volatiliteye sahip yatırımlar, yalnızca yüksek getiri arayışını değil, "hayatımı tek bir hamlede değiştirebilirim" beklentisini de yansıtıyor.
3- Daha düşük çalışma motivasyonu: Çalışmanın ve eğitimin uzun vadede karşılığını vereceğine olan inanç zayıfladığında, emek ile ödül arasındaki bağ da kopmaya başlıyor.
Oysa ekonomi yalnızca faiz, enflasyon veya büyüme rakamlarından ibaret değildir.
Ekonomi aynı zamanda beklentiler ile çalışır.
Bir ülkede gençler geleceğin bugünden daha iyi olacağına inanıyorsa tasarruf eder, yatırım yapar ve üretir. Bu inanç zayıfladığında ise tam tersi olur. Tasarruf azalır, risk iştahı artar ve uzun vadeli planların yerini kısa vadeli kararlar alır.
Bu nedenle finansal nihilizm, bireysel bir yatırım tercihi değil; ekonomik kalkınmayı etkileyen yapısal bir risktir.
Türkiye'nin uzun vadeli rekabet gücü yalnızca enflasyonu düşürmekten veya büyüme rakamlarını artırmaktan geçmiyor.
Gençlerin yeniden geleceğe inanmasını sağlayacak bir ekonomik ve toplumsal iklim oluşturmak da en az bunlar kadar önemli.
Çünkü bir ekonominin en değerli sermayesi, genç nüfusunun umududur.
Umut azaldığında yalnızca tasarruf oranı değil, geleceğin kendisi de küçülmeye başlar.
#Finans
#FinansalDanışmanlık
İkigai = Sevdiğin + İyi yaptığın iş + Dünyanın ihtiyaç duyduğu iş + Para kazanabildiğin iş.
Siz de kendi finansal IKIGAI'nizi yaratmalısınız 😉
#Finans#FinansalDanışmanlık
Hurşit Güneş, 31 Mart yerel seçimleri öncesinde, Sayın Özgür Özel'in başarısız olabileceğini düşünerek, Türkiye'yi geziyordu.
Kafasında kendisini geçiş döneminin genel başkanı yapmak vardı. Bunun için de Ekrem Bey'e yakın durmaya çalışıyordu.
Demek ki şimdi aynı planda kendisini kaldırmış, yerine Gürsel Erol'u koymuş...
Olmayacak duaya amin demekten hiç vazgeçmeyecekler 😀
YENİ DÖNEMDE ŞİRKETLERİN GERÇEK REKABET AVANTAJI: STRATEJİK VE FİNANSAL İŞ AKLI KAVRAMI
Ekonomi tarihi bize aynı gerçeği defalarca göstermiştir. Şirketler çoğu zaman krizler nedeniyle değil, krizlere hazırlıksız yakalandıkları için zorlanır. Faizlerin yükselmesi, talebin daralması veya kur oynaklığı olağanüstü durumlar değil; ekonomik döngülerin doğal parçalarıdır.
Asıl farkı yaratan, şirketlerin bu değişimleri nasıl okuduğu ve kararlarını buna göre nasıl şekillendirdiğidir. Bu nedenle iş dünyasının tartışmayı "finansmana erişim" ekseninden "finansı yönetme kapasitesi" eksenine taşıması gerektiğine inanıyorum.
Bu bakış açısını Stratejik ve Finansal İş Aklı olarak tanımlıyorum.
Bu yaklaşım, finansı yalnızca bir departman değil, şirketin tüm kararlarını yönlendiren stratejik bir düşünme biçimi olarak ele alır.
Bir şirketin geleceğini belirleyen, sahip olduğu kaynaklardan çok, o kaynakları nasıl yönettiğidir.
Stratejik ve Finansal İş Aklı beş temel yetkinlik üzerine kuruludur:
• Öngörü: Geleceği tahmin etmek değil, farklı senaryolara hazırlanmak.
• Finansal Dayanıklılık: Finansal gücü bilanço büyüklüğüyle değil, nakit üretme kapasitesi ve borç kalitesi ile değerlendirmek.
• Karar Kalitesi: "Ne oldu?" sorusundan çok, "Ne olabilir ve buna bugün nasıl hazırlanabiliriz?" sorusuna odaklanmak.
• Kurumsal Öğrenme: Ekonomik dalgalanmaları kurumsal bilgiye dönüştürerek daha güçlü kararlar almak.
• Uyum ve Dönüşüm: Amaçları korurken yöntemleri değişen koşullara göre sürekli güncellemek.
Bugün kullandığımız finansal göstergeler büyük ölçüde geçmişi ölçüyor. Oysa geleceğin şirketlerini değerlendirirken, finansal sonuçların yanında bu sonuçları üreten yönetim kapasitesini de ölçmemiz gerekecek.
Bu nedenle uzun vadede Stratejik ve Finansal İş Aklı Endeksi (SFİA Endeksi) gibi bütünleşik bir yaklaşımın geliştirilebileceğine inanıyorum.
Önümüzdeki yıllarda şirketleri birbirinden ayıracak temel unsur teknolojiye veya finansmana erişim değil; bu imkânları hangi düşünce sistemiyle yönettikleri olacak.
Belki de yeni dönemin en değerli sermayesi, kasadaki nakitten önce yönetim masasındaki karar kalitesidir.
Çünkü geleceği belirleyen yalnızca sermayenin büyüklüğü değil, sermayeyi yönlendiren aklın niteliğidir.
#FinansalDanışmanlık
#FinansalveStratejikİşAklı
#CEO
#CFO
KARLILIK YETERLİ Mİ?
Finansmana Erişimin Zorlaştığı Dönemlerde Şirketlerin Gerçek Rekabet Avantajı Ne Olacaktır?
Uzun yıllar boyunca şirket başarısı; ciro, faaliyet kârı ve net dönem kârı üzerinden değerlendirildi. Sermayeye erişimin kolay, finansman maliyetlerinin öngörülebilir olduğu dönemlerde bu yaklaşım büyük ölçüde yeterliydi.
Ancak küresel ekonomide yaşanan dönüşüm bu anlayışı değiştirdi. Yüksek enflasyon, sıkı para politikaları ve artan finansman maliyetleri, şirketlerin yalnızca kâr üretmesini değil, bu kârı ne kadar hızlı nakde dönüştürebildiğini de kritik hâle getirdi.
Türkiye gibi finansmana erişimin zorlaştığı ekonomilerde birçok işletme muhasebe açısından kâr açıklarken, günlük faaliyetlerini finanse etmekte zorlanıyor. Çünkü sorun çoğu zaman gelir tablosunda değil, nakit akışında ortaya çıkıyor.
Muhasebe kârı ile nakit akışı aynı şey değildir. Kârlılık yaratılan ekonomik değeri gösterirken, nakit akışı bu değerin işletmeye hangi hızda likidite olarak döndüğünü ifade eder. Uzun vadeli alacaklar, yüksek stoklar veya artan yatırım harcamaları, kârlı görünen şirketleri dahi ciddi likidite baskısıyla karşı karşıya bırakabilir.
Bu nedenle günümüzde rekabet avantajı yalnızca teknoloji, marka veya ölçekten ibaret değildir. İşletme sermayesini etkin yönetebilen, alacak tahsil süresini kısaltan, stok devir hızını artıran ve güçlü nakit akışı oluşturan şirketler, finansman maliyetlerini azaltırken dış kaynağa bağımlılıklarını da düşürür.
Bugün şirket yöneticilerinin yalnızca "Ne kadar kâr ettik?" sorusunu değil;
• Faaliyetlerden yaratılan nakit büyümeyi finanse ediyor mu?
• Nakit dönüşüm döngümüz sektör ortalamasına göre nerede?
• Önümüzdeki aylarda oluşabilecek likidite risklerine hazır mıyız? sorularını da düzenli olarak sorması gerekiyor.
Peter Drucker'ın ifade ettiği gibi, "Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz." Günümüz finans dünyasında ölçülmesi gereken en kritik göstergelerden biri de nakit akışıdır.
Çünkü artık şirketlerin başarısını belirleyen unsur yalnızca ne kadar kâr ettikleri değil; faaliyetlerinden sürdürülebilir biçimde nakit üretebilmeleri ve finansal esnekliklerini koruyabilmeleridir.
Geleceğin başarılı şirketleri, en yüksek kârı açıklayanlar değil; en güçlü nakit akışını yönetenler olacaktır.
Abdullah KARABİBER
#FinansalYönetim
#FinansalDanışmanlık
#CEO
#CFO
ŞİRKETLER NEDEN BATAR?
Birçok insanın ilk cevabı şudur:
"Satışlar düştüğü için."
Oysa gerçek hayatta durum çoğu zaman farklıdır.
Benim gördüğüm şirketlerin önemli bir kısmı, satış yapamadığı için değil; nakit akışını yönetemediği için zor duruma düşüyor.
Bazen cirosu büyüyor.
Bazen siparişleri artıyor.
Hatta bilançosunda kâr bile yazıyor.
Ama kasasında ödeme yapacak nakit kalmıyor.
İşte tam bu noktada finansal kriz başlıyor.
Yıllardır reel sektörün içinde edindiğim deneyimler bana şunu gösterdi:
Bir şirketi tek bir hata batırmaz. Biriken küçük finansal hatalar zamanla büyük bir krize dönüşür.
En sık karşılaştığım nedenler ise şunlar:
• Nakit akışı kavramı yerine kara daha çok önem verilmesi
• Kontrolsüz borçlanma ve yüksek finansman maliyetleri
• Kısa vadeli borçlarla uzun vadeli yatırımların finanse edilmesi
• Stokların gereğinden fazla büyümesi ve işletme sermayesinin kilitlenmesi
• Kur ve faiz risklerinin yönetilememesi
• Veriye değil, sezgilere dayalı karar alınması
• Yönetim kurulunda finansın stratejik bir konu olarak ele alınmaması
Bugün şirketlerin rekabet avantajı sadece daha fazla satış yapmak değildir.
Asıl avantaj, nakdi doğru yönetebilmek, riski önceden görebilmek ve doğru finansal kararları zamanında alabilmektir.
KISACASI; İŞ SÜREÇLERİNE FİNANSAL AKLI EGEMEN KILMAK 😉
Çünkü finans, şirketlerin arka ofisinde çalışan bir departman değildir.
Finans; büyümenin, yatırımın ve sürdürülebilirliğin temelidir.
Ben artık şirketlere şu soruyu sormayı daha anlamlı buluyorum:
"Kâr ediyor musunuz?" değil...
"Önümüzdeki altı ay boyunca tüm yükümlülüklerinizi rahatlıkla karşılayabilecek bir nakit yapınız var mı?"
Bu iki sorunun cevabı her zaman aynı olmayabilir.
Sizce şirketlerin başarısız olmasının en önemli nedeni nedir?
Deneyimlerinizi yorumlarda paylaşmanızdan memnuniyet duyarım...
#FinansalYönetim
#CFO
#StratejikYönetim
Bugün sözde CHP MYK kararı sonucunda görevden alınan başkanlarımız ve yönetim kurulu üyeleri için bu görevden alma kararı bir onur madalyasıdır.
Onlar bu onur madalyasını siyasi hayatları boyunca taşıyacaklar...
Peki görevden alanlar, alınlarındaki kara leke ile nasıl dolaşacaklar?
GAZİANTEP’TEN SONRA: SAYIN ÖZGÜR ÖZEL İÇİN ASIL SINAV ŞİMDİ BAŞLIYOR!...
Sayın Özgür Özel'in Gaziantep programı, sıradan bir il ziyareti olmanın ötesinde önemli siyasal mesajlar taşıdı.
Gün boyunca toplumun farklı kesimleriyle kurduğu temas, toplantılardaki yüksek katılım ve Gaziler Caddesi'nde başlayan esnaf ziyaretinin Balıklı Durağı'nda adeta spontane bir halk buluşmasına dönüşmesi farklı şekilde okunmalıdır.
Bu tablo, toplumun önemli bir bölümünün değişim talebini canlı tuttuğunu ve bu talebin karşılık bulabilecek bir siyasi özne aradığını gösteriyor.
Ancak siyasette ilgi görmek, umut olmak anlamına gelmez. Umut olabilmek ise yalnızca kalabalıklarla değil, güçlü bir gelecek tasavvuruyla mümkündür.
Gaziantep'in ortaya koyduğu tablo, Sayın Özgür Özel açısından yeni bir sorumluluk alanı oluşturmuştur. Çünkü toplum artık sadece mevcut iktidara yönelik eleştirileri değil, ülkenin nasıl yönetileceğine ilişkin inandırıcı bir hikâye duymak istiyor. Muhalefetin önündeki en büyük sınav da tam olarak budur.
Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey, eski tartışmaların tekrarından ibaret bir muhalefet değil; geleceği tarif eden, topluma yön gösteren yeni bir siyasal ufuktur.
Bugünden sonra ister Cumhuriyet Halk Partisi’nin mevcut kurumsal yapısıyla yoluna devam etsin, ister siyaset farklı arayışlara evrilsin; ortaya mutlaka yeni bir siyasi iddia koymak zorundadır.
Bu yeni iddianın merkezinde ekonomik kalkınma bulunmalıdır.
Türkiye'nin temel meselesi yalnızca iktidarın değişmesi değildir, üretimi önceleyen, refahın adil paylaşıldığı ve orta gelir tuzağından çıkacak yeni bir kalkınma modelinin inşa edilmesidir. Demokrasi ve hukuk devleti, ekonomik kalkınmanın alternatifi değil, onun ön şartı olmalıdır. Çünkü; güçlü ekonomi ancak öngörülebilir hukukla; yatırım ancak güven ortamıyla; toplumsal refah ise adalet duygusuyla mümkündür.
Bu nedenle yeni siyasal söylem; ekonomik büyümeyi, hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını ve demokratik kurumları birbirinden bağımsız başlıklar olarak değil, aynı kalkınma vizyonunun birbirini tamamlayan unsurları olarak ele almalıdır.
Aynı şekilde Cumhuriyet'in kurucu değerleri de savunmacı bir refleksle değil, geleceği inşa eden dinamik bir perspektifle yeniden yorumlanmalıdır. Cumhuriyet yalnızca korunacak bir miras değildir; sürekli geliştirilmesi gereken bir medeniyet projesidir. Ülkenin birliği, toplumsal huzuru ve ortak vatandaşlık bilinci bu yeni siyasal anlayışın temel ekseni olmalıdır.
Ancak fikirler kadar onları hayata geçirecek kadrolar da önemlidir.
“İştir kişinin ainesi, lafa bakılmaz” sözü tam da bu kısmın ana fikri olmalı. Toplum artık yalnızca siyaset yapanları değil, iş üretenleri görmek istiyor. Ezberleri tekrar eden profesyonel siyasetçiler yerine; genç, dinamik, liyakat sahibi, hayatın içinden gelen ve toplumun bütün kesimlerine dokunabilen bir yönetim anlayışı beklentisi net bir biçimde görülüyor.
Yeni dönemin başarısı, siyaseti fabrikada, üniversitede, tarlada, teknoloji merkezinde ve mahallede üretebilen kadroların oluşturulmasına bağlıdır.
Sahada edinilen tecrübeyi siyasal akla dönüştürebilen, sorunları sloganlarla değil çözümlerle ele alan, siyaseti bir çatışma alanı değil çözüm üretme sanatı olarak gören güçlü bir kadro hareketi inşa edilmelidir.
Bunun yanında muhalefetin yaşadığı hukuki ve siyasi süreçler de doğru bir dille topluma anlatılmalıdır. Mağduriyet söylemi tek başına siyasi başarı üretmez; adalet arayışının toplumun ortak vicdanıyla buluşmasına gayret gösterilmelidir.
Burada asıl önemli olan, yaşanan haksızlıkların ötesine geçerek, ülkeyi yönetmeye hazır olunduğunu gösteren güven verici bir iddia ve kadro ortaya koyabilmektir
Çünkü seçmen yalnızca kimin haklı olduğuna bakmaz; aynı zamanda ülkeyi kimin daha iyi yönetebileceğine karar verir
Gaziantep'te görülen coşku değerliydi. Fakat siyaset açısından asıl soru şudur: Bu coşku kalıcı bir toplumsal güvene dönüşebilecek mi?
Bu sorunun cevabı, kurulacak yeni siyasi iddianın niteliğinde saklıdır
@eczozgurozel
Mehmet Bey,
İçinden geçtiğimiz günlerin zorluğu dikkate alındığında, bu türlü toplantılara katılımcı sayısının değil de, katılabilecek ve konuşabilecek cesareti göstermenin daha değerli olduğu anlaşılacaktır.
Sizlere de bir basın mensubu olarak işin magazinel taraflarıyla ilgilenmek yerine, cesaret tarafıyla ilgilenirseniz, memleketimiz açısından daha faydalı olur kanaatindeyim.