Üsküdar’da 16 yaşındaki çalışanı 5 ay boyunca psikolojik ve fiziksel şiddete maruz bırakan iş yeri müdürü tutuklandı.
“Bu olayı söylersen dişlerini dökerim, seni komaya sokarım. Burada olan burada kalır dedi, boks torbası gibiydim.”
Bu da Adana’daki bir okuldan: Erkek çocuğu al yıldızlı bayrağımızı simgeleyen kıyafetle Manifest’le kadın dansı yapıyor. Yani LGBT’ye çocuk kurban ediyoruz. Orada biri çıkıp ‘çocuğum sen ne yapıyorsun, durdurun şu ahlaksız müziği’ dememiş. Instagram bu videolardan geçilmiyor.
100 milyonluk Türkiye’yi 5-10 milyonluk ülkelerin yasalarıyla yönetmeye kalkıyorsunuz. Bu düzen, çocuklarımızın katili oldu!
Satırla bıçakla yakalanan katiller takipsizlik alıp serbest bırakıldı ve evladımızı Mattia Ahmet’imizi katletti.
Hiçbiriniz çıkıp “Bu sistem çöktü, kapatın dükkanı!” demediniz. Konu Ahmet’in yaşam hakkı olunca sergilediğiniz suskunluğunuzla bu cinayete ortak oldunuz.
Bu kan sizin vicdansız ellerinizde. Bu utanç sizin boynunuzda! #MattiaAhmetMinguzzi
Annem, SSÇ yasa değişikliğine karşı çıkan 160 STK’yı da ortaya döküyor. Müthiş biri. Gurur duyuyorum kendisiyle. Hepsine de tek tek cevap veriyor. Kraliçedir. 👸
Size ÜLKEMİZDE yaşanan bazı REZİLLİKLERDEN BAHSEDECEĞİM. Çünkü ÇOK SİNİRLİYİM…
İnsanlar gerçekten yaşamayı mı unuttu, yoksa yaşadığını göstermeyi yaşam sanmaya mı başladı anlayabilmiş değilim.
Birileri hastane odasını içerik alanına çeviriyor. Serum takılı hâlini çekiyor. Ağladığı anı paylaşıyor. Yakınının yoğun bakım önündeki korkusunu bile “vlog” yapıyor.
Acı bile mahrem olmaktan çıkıyor.
Cinsiyet öğrenme partileri yapılıyor…
Anne-baba çocuğun cinsiyetini öğrenmiyor sanki; bütün mahalleye, bütün internete ilan ediyor. Patlayan kutular, dumanlar, konfeti, dron çekimleri… Bir bebeğin cinsiyeti bile artık sade bir sevinç değil, gösteri malzemesi hâline geliyor.
Birileri cenazeyi bile gösteriye dönüştürüyor…
Mezarlıkta kamera açıyor. Taziyeyi kayıt altına alıyor. Ağlayan insanın yüzünü çekiyor. Yas bile bazen içerik oluyor.
Türkiye’de artık garip bir gösteriş ve teşhir kültürü oluştu. İnsanlar mutlu olmak için değil; göstermek için yaşıyor. Sevinç yaşamak için değil; kayda almak için yaşıyor.
Dua etmek için değil;
story atmak için yaşıyor.
Baby shower yapılıyor…
Daha çocuk doğmadan gösteri başlıyor. Balonlar, dev organizasyonlar, binlerce liralık süsler, “kaç kişi izledi?” hesabı…
Sünnet merasimleri…
Eskiden dua ile, sade bir ikramla, aile arasında olurdu. Şimdi düğün salonları, sahneler, konvoylar, sis makineleri, lazerler, sanatçılar…
Basit bir cerrahi operasyon neredeyse düğünden daha şatafatlı. Bazı yerlerde anne bile gelinlik benzeri kıyafetlerle sahneye çıkıyor. Oğlunun sünnet merasiminde adeta ikinci düğün yapılıyor.
Soru şu: Bu merasim kimin için? Çocuk için mi, yoksa insanların “ne kadar görkemli yapmışlar” demesi için mi?
Kız isteme merasimleri…
Eskiden bir kahve, bir dua, birkaç büyük. Şimdi ne oldu? Organizasyon şirketleri, özel dekorlar, ışık sistemleri, profesyonel çekimler, giriş koreografileri… Kız isteme bile sahne gösterisine döndü.
Bir video görüyorsun: 50-60 yaşındaki anne babasına “Birbirinize sarılın, video çekeyim” diyor. Bir başkası annesinin ağladığı anı çekiyor. Bir başkası eşinin mahrem sevincini, hamilelik testini, hamile göbeğini ve özel tepkisini milyonlara açıyor.
Birileri ibadeti bile dekor yapıyor…
Tesettürü, dua anını, gözyaşını, secdeyi, hayrı, umreyi, Kur’an okuyuşunu bazen içten yaşamak yerine kameraya göre kurgulayanlar… İnanç, tefekkür ve mahrem ibadet alanı; bazen “bakın ne kadar manevîyim” vitrini hâline gelebiliyor.
Dinin özü yerine görünürlüğü büyütmek, ayrı bir istismar biçimi. Huzur anı, gösteri anına kayabiliyor.
Birileri boşanmayı bile sahneye çeviriyor. En kırılgan anlar; ayrılık, öfke, gözyaşı, hepsi izlenme malzemesi oluyor.
Birileri yaşlı anne babasını “duygusal içerik”e dönüştürüyor. Annenin ağlaması, babanın mahcubiyeti, özel tepkileri, saygı yerine bazen viral olma hedefi öne geçiyor.
Sürekli pahalı hediye videoları. “Bakın eşime ne aldım” yarışları. Romantizmi yaşamak yerine ispat etmeye çalışma. Sevgi samimiyet değil, performans gibi sunuluyor.
Geçen gördüğüm bir görüntü beni çok ama çok üzdü. Kâbe’nin karşısında otel odasında namaz kılıyorlar. Etraflarında kameralar hazır. Namazın ortasında hamilelik testini çıkarıp bunu gösteriye dönüştürüyorlar.
İnsan ibadeti mi yaşıyor, yoksa sahne mi kuruyor?
Eskiden insanlar bazı meseleleri anne babasının yanında konuşmaya utanırdı. Şimdi milyonların önünde en mahrem detaylarını konuşuyor, çekiyor, yayınlıyor.
Ve suç sadece bunu yapanlarda değil. Toplumda da var. Çünkü izleniyorlar. Alkış alıyorlar. Prim görüyorlar.
Para kazanıyorlar. Şöhret oluyorlar.
Sonra gençler bunu normal sanıyor.
Bir nesil büyüyor;
mahremiyet nedir bilmiyor.
Bir nesil büyüyor;
gösterişi mutluluk zannediyor.
Bir nesil büyüyor;
kamerayı vicdanın önüne koyuyor.
Bir nesil büyüyor; yaşamak
yerine sergilemeyi öğreniyor.
Birileri misafiri bile rahat bırakmıyor…
Eve gelen insan önce kamera görüyor. Muhabbet, samimiyet, özel sohbet bile “story” oluyor.
Birileri tatili yaşamıyor; ispatlıyor…
Denizi görmeden çekim, yemeği yemeden fotoğraf, manzarayı izlemeden canlı yayın…
Birileri çocuk terbiyesini bile yayına açıyor…Azarlama, ceza, mahcup etme, ağlatma… eğitim değil,
çoğu zaman teşhir oluyor.
Birisi düşmüş, biri bayılmış, bir yerde kavga çıkmış…
İlk refleks yardım değil, telefon çıkarıp video çekmek oluyor. Başkasının zor anı, seyirlik malzemeye dönüyor. Kiralanmış araba, ödünç takı, borçla tatil, krediyle şatafat… Hayat yaşamıyor; vitrin kuruyor. Fakir ama internette “krallık” oynuyor. Barışma videosu, ayrılık videosu, kavga videosu, dönüş videosu… Duygu yaşamıyor; senaryo pazarlıyor.
Yatak odasından video çekenler…
Evin en özel alanını bile milyonlara açanlar… Karı koca arasındaki özel hâlleri, yatak başını, uyandığı anı,
özel sohbetlerini, sabah mahremiyetini bile “içerik” diye paylaşanlar…Eşinin yanında göbeğini açıp oynayanlar, karı koca arasındaki özel samimiyeti milyonların eğlencesine dönüştürenler…
Aile içindeki mahrem sınırları
alkış uğruna, izlenme uğruna,
beğeni uğruna sergileyenler…
Çoluğunu çocuğunu sosyal medyada para kazansın diye vitrine koyanlar…
Daha konuşamayan çocuğun ağlamasını çekenler. Düştüğü anı hasta hâlini paylaşanlar.
Uyurken yüzüne kamera tutanlar.
Mahrem korkularını, ağlamalarını, özel tepkilerini milyonlara açanlar.
Çocuk büyüyor; ama kendi iradesi olmadan dijital bir vitrinde büyüyor. Kendi rızası olmadan hayatı kayıt altına alınıyor.
Bir gün utanacağı, mahcup olacağı görüntüler daha o küçücükken internete bırakılıyor.
Bazıları çocuk yetiştirmiyor; çocuğu içerik malzemesine dönüştürüyor.
Bazıları aile kurmuyor; evi stüdyoya çeviriyor. Bazıları hatıra biriktirmiyor; mahremiyet tüketiyor. Bazıları yaşamak yerine sergilemeyi seçiyor.
Evin salonu sahne…
Mutfak stüdyo…
Yatak odası içerik alanı…
Çocuk odası izlenme malzemesi…
Aile bağları bile reklam ve etkileşim aracına dönüşüyor.
Soru şu:
Her şey paylaşılmak zorunda mı?
Her duygu kameraya dönmek zorunda mı?
Her mahrem alan izlenmeye açılmalı mı?
Çocuk, anne babanın sosyal medya yatırımı mı?
Aile, içerik fabrikası mı?
Belki de en önemli soru şu:
SİZ DELİ MİSİNİZ?
İnsanı korkutmak, rezil etmek, utandırmak, sonra “şakaydı” demek. Mizah mı? Kilolarca yiyeceği sırf kameraya döküp israf etmek normal mi?
Özel, özel kalmalı.
Eşler arasındaki sınırlar, sınır kalmalı.
Çocuklar, para kazanma aracı değil emanet olmalı.
Aile hayatı, milyonlara sergilenen bir vitrin değil; korunması gereken bir mahrem alan olmalı.
Bugün insanlar alkış uğruna utanmayı, izlenme uğruna sınırı, para uğruna mahremiyeti harcıyor. Asıl tehlike de burada başlıyor. Çünkü mahremiyet bir kere sıradanlaşınca, insan neyi koruyacağını da unutmaya başlıyor.
Para kazanmak için ekran karşısında bedenini teşhir edenler… İzlenme uğruna sınırlarını silikleştirenler… Mahremiyetini, bedenini, özel alanını “etkileşim” ve “kazanç” uğruna sergileyenler… İnsan bedenini değer olarak değil, tıklanma aracına çevirenler ve bütün bunları utanmadan izleyenler SİZE YAZIKLAR OLSUN.
Hiç bilgisi olmadan “size hayat öğreteyim” diye bir de bize ayar verenlerin vidoları…
Birileri “kanalıma abone ol” diyerek insanları sadece faydalı içerik için değil; bazen tamamen dikkat çekmek, gündem olmak, daha çok görünürlük kazanmak için her şeyi içerik hâline getiriyor.
Özel hayat, kavga, ilişki, aile içi anlar, duygular, hatta utanılması gereken sınır ihlalleri bile “izlenme” için paketleniyor. Bir kitaba çok para diyenler onlarca para verip buralara abone oluyor.
GERÇEKTEN İNANILMAZ.
Bir noktadan sonra mesele paylaşım olmaktan çıkıyor; hayatın kendisi pazarlamaya dönüşüyor.
Bazıları evini yuva gibi yaşamıyor; sete çeviriyor.
Bazıları ailesini korumuyor; kapitalizmin parçası yapıyor.
Bazıları bedenini saygınlıkla taşımıyor; algoritmaların malzemesi hâline getiriyor.
Bazıları üretmiyor; dikkat satıyor.
Bazıları mahremiyetini korumuyor; beğeni uğruna tüketiyor. “Abone ol.” “Beğen.” “Paylaş.” “Daha fazlası için takip et.” SONRA MİLYONLARCA TAKİPÇİ…
BAKIN HAYKIRIYORUM:
ÖZEL, ÖZEL KALMALI.
BEDEN, SAYGINLIKLA KORUNMALI.
ÇOCUKLAR, İÇERİK EKONOMİSİNİN PARÇASI OLMAMALI.
AİLE, VİTRİN DEĞİL YUVA OLMALI.
İNSAN, İZLENMEK İÇİN DEĞİL; DEĞERLİ OLDUĞU İÇİN YAŞAMALI...
Zekeriya EFİLOĞLU
Eğitimci-Yazar
Şu paylaşımı bile siyasete ve ahlaksızlıktan başka bir şey düşünmedikleri bir takım ideolojilerine dayanarak iftiralarla cevaplayanlar...
Benim sizinle işim yok.
Siz bu ülkeyi de sevmezsiniz,
Bu milletten de haz etmezsiniz.
Fakat birileri bu milleti önemsiyor ve çocuklarımızın bu İsrail oyunlarıyla ziyan edilmesine göz yummayacak.
Bunu er ya da geç kabulleneceksiniz.
Burası Gazze değil, Batı Şeria. İsrail Filistin’in tamamını işgal ediyor. Batı Şeria’daki insanların evlerini buldozerlerle yıkıyor. İnsanlar çaresizce yıkılan evleri için ağlıyor.
İsrail kolonyal, s.iyonist, emperyalist bir projedir.
🔴 Sürekli olarak Fuhşu ve Ahlaksızlığı normalleştirmesi ile gündeme gelen Manifest isimli grubun konseri öncesinde küçük yaşta ki kız çocukların sözde sanatçılara özenmesi gündem oldu.
Sizce bu grup yasaklanmalı mı?
Manifest denen grup Kore’deki BTS grubunun Türkiye versiyonu.
BTS, eşcinselliği yaygınlaştırmak için icat edildi.
Bütün dünyayı kasıp kavuruyorlar.
Manifest onun Türkiye versiyonu.
Fuhşu, ahlaksızlığı normalleştiriyor.
Müzikleri, pornografi/k.
Videoları yayınlanacak gibi değil.
İğrenç.
Aileler çocuklarını bu grubun konserlerine nasıl gönderebiliyor, inanılır gibi değil.
İlişikteki videoda 12 yaş çocuklarının heyecanla Manifest konserini bekledikleri görülüyor.
Çok büyük bir saldırı bu: Kültürel sömürgecilik.
Savaşmadan ülkeyi ele geçirmek böyle olur.
Aliya ne kadar haklıydı: Savaş düşmana benzeyince kaybedilir.
Devlet müdahale ermek zorunda bu rezalete!
Çocuklarını bu iğrenç konserlere gönderen aileler sorgulanmalı!
Çok büyük bir çürüme yaşanıyor!
Yok oluyoruz…
Devlet uyuma!
Erkek çocuklarıyla Manifest videoları çekip yayınlamaya başladılar. İleride LGBT olarak karşımıza çıkarlarsa ‘nüfusumuz düşüyor’ demeye kimsenin hakkı yok! Uyarıyoruz, sinsi proje Manifest’e dur diyen yok! Siyonistler ‘Kabe’de Hacılar Hu Der Allah’ ilahisinin intikamını alıyor.
Kardeşiz derken şaka yapmıyorduk !
Gazzeli kardeşlerimiz, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında şehit olan Ömer Halisdemir'in portresini yıkık bir binanın duvarına çizdi.
Dertleriyle dertlendiğimiz kardeşlerimizin, derdimizle dertlenmesi bizi duygulandırdı...
Ben bir anneyim. Evladım Ahmet'in sesi artık benim sesimdir. Bu nedenle Ahmet'in fotoğraflarını ve videolarını daha fazla paylaşacağım. Onun hatırasının unutulmasına asla izin vermeyeceğim.
Mücadelem yalnızca Ahmet için değildir. Benzer acıları yaşamış ve yaşayabilecek tüm çocuklar ile aileler için de adalet arayışımı sürdüreceğim.
Çocuklara karşı işlenen ağır suçlarda adalet duygusunu güçlendirecek, mağdur ailelerin beklentilerini karşılayacak yasal düzenlemeler için mücadele etmeye devam edeceğim. Bu kapsamda, geriye dönük uygulanmasını savunduğum düzenlemeler de dâhil olmak üzere, hukukun ve demokratik hakların tanıdığı tüm meşru yolları kullanacağım.
Hiç kimse beni susturamaz, yıldıramaz ve bu haklı mücadeleden vazgeçiremez. Vicdanı olan herkes biliyor ki adalet geciktiğinde yalnızca bir aile değil, toplumun tamamı yaralanır.
Buradan devletimizin tüm yetkililerine çağrıda bulunuyorum: Çocukların yaşam hakkını en güçlü şekilde koruyacak, mağdur ailelerin adalet beklentisini karşılayacak adımların gecikmeden atılması, toplumun adalet duygusunun güçlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Ben geri adım atmayacağım. Ahmet'in adını, mücadelesini ve adalet arayışını yaşatmaya devam edeceğim. Hukuk içinde, kararlılıkla ve son nefesime kadar mücadele edeceğim.
Kamuoyunun vicdanına saygıyla duyurulur.
Yasemin Akıncılar Minguzzi
Sayın Aile Bakanım! @MahinurOzdemir
Aileyi korumakla görevli bir Bakan olarak, konser adı altında +18 erotik görüntülerin yaşandığı bu rezil müstehcen gidişata dur demek için daha neyi bekliyorsunuz?
Bu erotik şovlara nasıl müsaade ediyorsunuz?
Birileri tarafından aileyi ve genç kızlarımızı hedef alan Manifest isimli rezil grup, sahnede resmen çıplak erotik striptiz şovu yapıyor. Cinsiyetsizleştirmeyi ve LGBT'yi özendiriyor.
Teşhircilik Türk Ceza Kanunu'na göre suç değil mi? Bu rezil görüntülere nasıl müsaade ediliyor? Aileyi ve çocuklarımızı korumakla yükümlü kurumlar bu açık ahlaksızlık karşısında daha neyi bekliyor?
Bakanlık olarak aileyi ve çocuklarımızı korumak adına açık ve net bir tavır almanızı, bu rezalete son verecek somut adımları bir an önce atmanızı bekliyoruz.
NOT: Mil-Diyanet Sen olarak, Manifest isimli bu grup hakkında gerekli hukuki sürecin başlatılması amacıyla suç duyurusunda bulunduk.
Celaleddin Gül
Mil-Diyanet Sen
Genel Başkanı
#manifestkonserleriyasaklansın #manifest
#ahlaksız #aile #diyanet #SONDAKİKA
Bu grup ağustosta İstanbul’da gelip konser verecekmiş galiba. Zaten şu anda bu grupların Türk versiyonunda ülkemizde maalesef.
Bu grubun burada konser vermesini istemiyoruz! @TC_icisleri
Yetkililer yasaklamadığı için Manifest daha çok soyunuyor ve bu milletin değerlerine açıkça meydan okuyor! Biz blurlamadan yayınlayamıyoruz, onlar ise beyinsiz ailelerin konserine getirdiği küçük kızlara eskortluk dersi veriyor. Bir gün bu iğrençliğe tepki göstermek için bunların sözde konser vereceği alana giden Müslümanlarla şu ar damarı çatlamışlar arasında hoş olmayan hadiseler vuku bulursa sorumlusu kim olacak?