Netleşmiş bir acı, ucu açık bir umutsuzluktan daha iyidir. Çünkü bir sonla yüzleştiğinizde yas tutma ve iyileşme süreciniz başlar, ancak belirsizlikte her gün aynı yerden kanamaya devam edersiniz.
Askıda kalmışlık hissi bazen en kötü sonuştan bile daha fazla yıpratır.
İnternette sıkça paylaşılan bir belgesel sahnesinde, binlerce penguen okyanusa doğru ilerlerken tek bir penguen sürüden ayrılır ve ters yöne yürümeye başlar. Bu görüntü, Werner Herzog’un Antarktika belgeselinde yer alır ve zamanla “yönünü şaşırmış penguen” olarak anılmaya başlanır.
Penguen, yiyecek ve hayatta kalma şansının bulunduğu okyanusu değil; kilometrelerce buz ve ölüm riskinin olduğu dağlık iç bölgeyi seçer. Bilim insanları onu yakalayıp koloniye geri bıraksalar da, penguen tekrar aynı yöne yönelir. Bu davranış biyolojik olarak mantıksızdır ve genellikle “yön kaybı” ya da “davranış bozukluğu” olarak açıklanır.
Ancak bu video yalnızca bir hayvan davranışı olarak değil, sembolik bir anlatı olarak da ilgi gördü. Çünkü görüntü, insanlarda sıkça karşılaşılan bir çatışmayı hatırlatır: güvenli ve bilinen yolu izlemek mi, yoksa sonucu belirsiz olanı seçmek mi?
Okyanus, düzeni ve hayatta kalmayı temsil eder. Dağlar ise risk, belirsizlik ve kontrol kaybıdır. Video, bu iki yön arasındaki tercihin yarattığı gerilimi açık biçimde gösterir. İzleyiciyi etkileyen şey, penguenin “doğru”yu seçmesi değil; sürüden bağımsız bir yönelime sahip olmasıdır.
Bu yüzden video milyonlarca kez izlenmiştir. Çünkü insanlar, kendi hayatlarında bastırdıkları yön değiştirme arzusunu bu sahnede görürler. Kalabalığın gittiği yöne gitmemek her zaman delilik değildir. Bazen yalnızca farklı bir yön seçmektir.
İçinde hissettiğin koca boşluk anlamsızlıktan değil. Bu, duygusal olarak taşıyabileceğinden daha fazlasını taşımak zorunda kaldığını ve bunu kimseye anlatamadığını gösterir.
"Ölmenin şiiri" bu.
Son zamanlarda beni en çok sarsan şey bu oldu. Hala tesirindeyim. Sanırım bu kareye âşık oldum.
"Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır" demişti Sezai Karakoç.
Bazı şeyler ölür. Hatta ölmemiş, zalimce öldürülmüştür. Ama öyle güzel ölür ki... Ölümüyle bile şiir yazar. Öldürdüğü yerde bile cömertçe güzellikler doğurur.
Hakiki güzellik budur. Ölmez.
Güzel hep güzel... Ölürken bile.
Hadi öldür beni
Öldür, öldürün bütün güzelliğimi
Bir kez daha öldürün, bir kez daha
Öldürseniz bile ölmeyeceğim
Cesedimde bile en taze bahar mucizesi doğuracağım sonsuza...
Sadece sana yapılan kötülükler değil;
yapılmayan iyilikler,
Varken verilmeyen imkanlar da acı verir ve kendini değersiz hissetmene neden olur.
“Zarar vermedim” yeterli bir cümle değil.
Sorumluluğunun olduğu yerde
Faydan yoksa da zarar vermiş sayılırsın.
Bitti diye boşuna üzülme. Belki de hiçbir zaman olmamıştı, ne yapsan da olduramadığındı, içini sanmalarınla doldurduğundu bitti sandığın şey..
..bitmedi, sadece uyandın. Bir şeyin bitmesi için önce olması gerekir.
Sağlıklı ayrılabilmek de sorumluluk ister. Ancak ilişkinin sorumluluğunu alamayan, ayrılmanın sorumluluğunu da alamaz. Suçluluk duygularından kurtulmak için, sizi yavaş yavaş ayrılık kararı almaya iter, sonunda tetiği size çektirir ve herkesi de katilin siz olduğuna ikna eder.
Kelime var yaşatır, kelime var öldürür. Kelime var hasta eder insanı, hançer gibi saplanır yüreğine, kelime var iyileştirir, çiçekler açtırır. Kelimeler diyorum dostum, sihirlidir. Sihrini iyi kullan.