Müzisyenler Kahvehanesi, Adana (1978)
Sağ başta rahmetli Kurtuluş..
10 yıl önce bugün (28 Haziran 2016) aramızdan ayrılan değerli fotoğraf sanatçısı Mesut Eray'ın anısına..
Fethiye Akmaz Plajı’nda bir grup, yüksek sesli müzik ve taşkın davranışlarıyla çevredekileri rahatsız etti. Zabıta ekiplerinin uyarılarını dikkate almayan grup, ekiplerin ayrılmasının ardından müziği yeniden açtı. Yaşananlar nedeniyle
turistler ve aileler sahili terk etti.
“Yeşil Burun Adaları” yani Cape Verde dünya kupasında son 32’ye kalarak tarih yazmışken şu soruyu da sorasım geldi. Ülkenin adı dünyanın her yerinde Cape Verde veya onun versiyonları. Biz niye onların kendilerine verdiği ad yerine kendi dilimizde farklı bir isim veriyoruz. Biz de artık Turkey değil Türkiye değil miyiz? Öyle denilsin istemiyor muyuz? Adım Ahmet diyene, hayır seninki bize göre Mehmet mi demeliyiz?
Evet haklısınız; Hazır elenmişken kendimize yeni yeni dertler bulalım diye uyandığım bir sabahtan günaydın herkese😀
Erman Yaşar, Milli Takım’a karşı yeniden antipati oluşması tehlikesine işaret etti:
🔹 “Milli takım, Türkiye’de hızlıca bir antipati unsuru haline gelebiliyor.”
🔹 “Euro 2016 sonrası insanların milli takımdan koptuğu bir dönem olmuştu.”
🔹 “Bu dönemi şu an Vincenzo Montella kırdı, hakkını teslim etmek lazım.”
🔹 “Fakat bu iki maçın kaybedilişi sonrası yapılan açıklamalar çok tehlikeli.”
🔹 “Başta Montella, federasyon ve bazı oyuncular tarafından yapılan açıklamalar...”
🔹 “Türkiye’nin çok büyük bir kısmı maça kalkmadı bile.”
🔹 “Kalkmamayla alakalı espriler, ‘Yenilsinler akılları başlarına gelsin’ diyenler...”
🔹 “‘Maç saatinde uyanmamak için uyku ilacı alanlar’...”
🔹 “Bu, insanları salak yerine koymaktan kaynaklanıyor.”
🔹 “Arda Güler 3. maçtan sonra ‘Çok kötüyüz, özür dileriz.’ dediğinde kimse tepki vermiyor.”
🔹 “Ama diğerleri ‘Domine ettik, kaderimizde yokmuş.’ deyince insanlar çıldırıyor.”
🔹 “Bu gerçeklikten kopuk açıklamalar yüzünden milli takıma karşı hafif bir alerji gelişti.”
Türkiye'de yeni statlara 2 milyar dolardan fazla yatırım yapıldı. Açılışlar yapıldı ancak ülkede futbol ilerlemedi.
Çünkü betona yatırım yapanlar, o statlarda oynayacak gençleri keşfedecek ekiplere ve antrenörlere yatırım yapmadılar.
Şu an Türkiye'de futbolu yönetenlerin sadece %7'si futbolun içinden geliyor.
2026 Dünya Kupası'na giden takımın %35'i de Avrupa'da yetişen futbolculardan oluşuyor.
Futbolcuyu bırakın, 30 yıldır iç savaşta olan Somali'den bir hakem Dünya Kupası'na seçilirken, yüz milyonlarca dolar yatırım yapılan Türkiye'den bu kalitede bir tane hakem çıkmadı.
Türkiye'deki futbol sorunu, ülkedeki diğer sorunlar gibi kronik.
Kulüp başkanları da kendileri zenginleşirken, yönettikleri kulüpler birer birer battı ve biri bile hesap vermedi.
Slaven Bilić'in dediği gibi: "Türkiye'de temel problem şu: Bilgili olanların yetkisi yok, yetkisi olanların da bilgisi yok."
Futboldan anlamam, insan davranışından anlarım.
Milli Takım 24 yıl sonra bir kuşağın umuduyla Dünya Kupası’na gitti ve Haiti’den sonra turnuvayı en erken terk eden ikinci takım oldu.
Bu bir futbol hikâyesi değil; ders kitaplık bir davranış bilimi vakası.
Tablo şu: Transfermarkt’a göre ~473,7 milyon euroyla grubun açık ara en pahalı, 48 takım içinde 13. en değerli kadrosuyuz. Kişi başı gelirde ise ~26. sıradayız. Yani gelirimizin kat kat üstünde bir serveti sahaya sürdük. Peki neden olmadı?
Çünkü kaynağın çokluğu değil, akılcı kullanımı belirler başarıyı. Onun da yolu hesap verebilirlikten geçer. Rule of Law Index’te 143 ülke içinde 118., grupta sonuncuyuz. Kimsenin hesap vermediği yerde para performansa değil, gösterişe gider.
Davranış biliminin temel kuralı: Ödüllendirilen davranış tekrarlanır (Skinner). Steven Kerr bunu 1975’te bir klasiğe çevirdi: “A’yı ödüllendirip B’yi ummanın saçmalığı.” Kurumlar gerçekten istediklerini değil, görünür ve ölçmesi kolay olanı ödüllendirir; sonra şaşırır.
Biz tam da bunu yapıyoruz. Performansı değil gösterişi ödüllendiriyoruz: transferi, polemiği, magazini. Daha turnuvaya katıldıkları için villa vaadi, ortada başarı yokken kahramanlaştırma…
Kamu kaynağı yanlışı ödüllendirirken her marka da bütçesini aynı vitrine yığıyor. Ödülü peşinen veriyoruz; sonra sıfır puanla dönünce şaşırıyoruz.
İyi haber: Bu işin çaresi de bizde var. Filenin Sultanları aynı ülkede, aynı kültürde dünya bir numarası oldu. Demek ki sorun kültür değil, sorun sistem. Voleybolda emek görülüyor, performans ödüllendiriliyor, hesap soruluyor. Yani, önce performans, sonra ödül. Önce başarı, sonra alkış.
Futboldan hâlâ anlamam. Ama insan davranışından şunu biliyorum: Vasatlığı ödüllendirmeyi bıraktığımız gün, vasatlık da bizi terk eder.
Yazının tamamı @GazeteOksijen ‘de!
Yemeksepeti kurucusu Nevzat Aydın ve milli takımın galibiyetine sevindiği anları paylaşan Cüneyt Özdemir arasında geçen diyalog:
🗣️ Nevzat Aydın: “Sevinilebilir sıkıntı yok da bu olay tamamen tiyatro.”
💭 Cüneyt Özdemir: “Bi s.ktir olup gidebilirsiniz Nevzat Bey.”
🗣️ Nevzat Aydın: “Hah şöyle gerçek yüzünü göster Cüneyt. Herkes senin nasıl bir kompleksli yalaka olduğunu görsün.”
Arda Güler açıklama yapıp samimiyetle başarısızlıktan bahsettiyse, sonraki Hakan ve Merih ve hatta Kerem’in açıklamaları samimiyetten uzak ve içten değil hissiyatını değiştirmiyor.
Montella’nın ve Federasyon başkanının açıklamalarının ise zaten hiç bir anlamı yok. .
#Militakım
#Türkiye
“TFF Başkanı ilkokul mezunu olabilir mi?”
Timur Soykan: (İbrahim Hacıosmanoğlu)
• İbrahim Hacıosmanoğlu, Bahar Feyzan’a ilkokul mezunu olduğunu söylüyor.
• “Ben bunu gizlemedim ki.” demiş.
• İlkokul mezunuymuş.
• Şimdi TFF Başkanı ilkokul mezunu olabiliyor mu?
• Mevzuata bakılıyor. Olamıyor gibi gözüküyor ama nasıl olduysa olmuş.
• Zaten soyunma odasında hakemleri özgürlüğünden alıkoymuş biri.
• Hürriyetten alıkoyma diye bir suç var.
• Bu kişi Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı oluyorsa yani daha ne diyeceksiniz?
Turnuva’dan elenen Uruguay Teknik Direktörü Marcelo Bielsa, “Ama 65 şut çektik” demek yerine özeleştiri yaptı:
• Bireysel yeteneklerden iyi bir takım oluşturamadım.
• Uruguay futboluna hiçbir şey bırakamadım.
• Dünya Kupası'nda katılmamızın bir değeri yok.
• Copa America üçüncülüğünün bir değeri yok.
• Geride hiçbir şey bırakmamış olarak hatırlanacağım.
• Başarısızım.
Eski futbolcu Ergün Penbe, 'TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu karakterliyse istifa etsin' dedi.
🔹 “Cesurlar bir defa ölür, korkaklar bin defa.”
🔹 “Balık baştan kokar arkadaşlar.”
🔹 “2002 kadrosu üçüncü oldu.”
🔹 “Biz niye şampiyon olmayalım dedik.”
🔹 “O kupanın bir kulbundan tutalım istedik.”
🔹 “Ama sapını bile almadan geri döndük.”
🔹 “Belki 48 takım içinde 47. olarak döneceğiz.”
🔹 “Başkana buradan şunu söylüyorum.”
🔹 “Bu grup en karakterli grupmuş.”
🔹 “Şimdi, 2002 kadrosunu yeniden izle. 2008’i de al, bir daha izle.”
🔹 “Sonra dönüp böyle bir açıklama yap.”
🔹 “Bu kadar karakterliysen, başarısız turnuvadan sonra istifa etmelisin.”
🔹 “Bence hocayı da alıp gitmen lazım.”
Merih ile Hakan açıklamalarında hiç samimi değiller. Baktılar Arda özür diledi, halk bağrına bastı, hemen aynısını yapmaya çalıştılar. Ama bu millet yemez. Turnuvanın başından beri posta koydunuz millete, gider yaptınız. En hayırlısı bu saatten sonra özür dilemek değil Milli Takımı bıraktığınızı açıklamak.
Bir hekim arkadaşımız hastanenin tam girişinde trafik kazası yaptı.
Tırla çarpıştı.
Tır devrildi.
Arkadaşımızın aracı savruldu.
Kaza o kadar büyüktü ki, hastanenin içinden duyuldu. Bir an patlama oldu sandık.
Herkes koştu.
Herkes endişeliydi.
Acile alındılar.
Müdahale edildi.
Arkadaşımız şoktaydı.
Ne yaşadığının bile tam farkında değildi.
Bu sırada polikliniklerdeki randevular iptal edildi.
Zaten branşında tek uzmandı.
Hastanede kazayı görmeyen de kalmamıştı.
Derken birisi çıkıp şunu söyledi:
"Doktor hanım iyiyse belki poliklinik yapar."
İnsan bazen bir cümleyle çok şey anlatıyor.
Bir insanın ölümden dönmüş olması değil;
polikliniğin aksama ihtimali daha önemliydi.
Önce "iyi mi?" diye değil,
"çalışabilir mi?" diye soruluyordu.
Biz hekimlerin;
nefes alıp veren, korkan, yaralanan, kaza geçiren insanlar olduklarını unuttuk.
Ki o gün hastanenin kapısında kaza yapan bir doktor değildi sadece.
Bir evlattı.
Bir eşti.
Bir anneydi.
Bir arkadaştı.
Ve her şeyden önce bir insandı.
Arda Güler’in ABD galibiyetinden sonra verdiği demeç bence her yönüyle konuşulmalı.
Veda maçının hemen ardından kameraların karşısına kaptanlardan birinin değil de Arda’nın çıkması başlı başına üzerinde durulması gereken bir tercih. Bunun elbette bir açıklaması vardır; ama asıl mesele söyledikleriydi.
TRT spikeri ile Arda arasında çok ilginç bir diyalog yaşandı. Arda Güler, “Eleştiriler haklı, özür dileriz. Benimle ilgili verilen bilgi de yanlıştı.” diyor. Demek ki maç öncesinde kendisi hakkında yapılan tartışmalar maç boyunca zihninin bir köşesindeymiş. Ardından spiker, “Sizi korumaya çalıştık.” diyerek eleştirilere gönderme yapıyor. Bu yalnızca bir vurgu değil; sanki bir yandan da, yenilgilerin ardından oluşan ve siyaset diline yaklaşan savunma refleksini sürdürüyor. Adalet Bakanını göreve çağıran TFF başkanının sözcüsü gibi konuşuyor.
Tam bu noktada Arda’nın, “Drama yapmayalım” demesi bence mü-kem-mel.
Drama yapmayalım derken aslında gidiş tarihinden kamp yerine, kadro seçiminden taktik hatalara her şeyi konuşalım diyor sanki. “İçimizdeki hainler” demiyor. “Kader-kısmet” demiyor. 62 şut demiyor. “Biz kötü oynadık, siz de drama yapmayın” diyor.
Sorumluluk alan bir profesyoneli görmeye o kadar alışık değiliz ki… Bahanelerin arkasına sığınmıyor. Dış güçlerden söz etmiyor. Kimseyi suçlamıyor. Bakanlıkları göreve çağırmıyor. Sadece sahadaki performansın hesabını veriyor.
Zaten profesyonellik budur. Özeleştiri yapabilmek, eksiğini kabul etmek ve daha iyisini yapmak için çalışacağını söylemek.
Bu profesyonellere sürekli “Bizim Çocuklar” diyerek başlarını okşamaya da gerek yok; siyasetin diliyle sahaya sürmeye de… Başarısızlıktan sonra dönüp millete parmak sallamaya ise hiç gerek yok. Biraz sorumluluk almayı bilin.
İstifa etmeyi, sorumluk almayı bilmiyorsanız o röportajı bir daha izleyin. Bazen Arda Güler kadar dürüst olmak yeterlidir.
Hasta önce aile hekimine gitmiş.
"Tahlillerimi yaptıracağım." demiş.
Tüm tetkikleri yapılmış.
Ama sonuçlarını aile hekimine göstermeden dahiliyeden randevu almış.
Polikliniğe geldiğinde;
Ayak bileğindeki ağrı için romatolojiye,
şekeri için endokrinolojiye gitmek istediğini söyledi.
Aslında benden istediği tek şey;
bu polikliniklere sevk, yani "yeşil alan" açılmasıydı.
"İsterseniz tahlillerime de bakabilirsiniz." dedi.
Nereden başlayacağımı bilemedim anlatmaya.
Ama ortada baştan sona bir yanlışlar silsilesi vardı.
"Önce tahlil sonuçlarınızı aile hekiminize göstermeliydiniz." dedim.
"Ben yan dal uzmanları değerlendirsin istiyorum." dedi.
"Anlıyorum." dedim.
"Ama ben de yan dal polikliniğine hasta düşüren bir hekim değilim."
"Anlamadım." dedi.
"Ben de sizi anlamadım." dedim.
"Eğer gerçekten gerekliyse ve tıbben uygunsa elbette sevk ederiz. Ama bunun bir gerekçesi olması gerekir."
"Benim endokrinolojiye gitme hakkım yok mu?" diye sordu.
"Bu bir hak meselesi değil." dedim.
"Devlet hastanesinde yan dal polikliniklerine başvuru için tıbbi gereklilik gerekir. Buna da değerlendirmeyi yapan hekim karar verir."
Sonrası...
Bağırmalar...
Tartışmalar...
Öfke...
Bağırırken şunu söylüyordu;
Devlet her türlü hakkı vermiş bize, ama siz engel oluyorsunuz!!!
Öyle değil "iki gözümün çiçekleri" öyle değil!
Gerçekten ihtiyacı olan hastalar, beklemeden gidebilsin diye çırpınıyoruz!
Evdeki termosifon su ısıtmamaya başladı. Servisi aradım, "Kart yanmıştır, değişimi 8 bin TL" dediler.
Bir tesisatçı çağırdım. Cihazın kapağını açtı, şöyle bir baktı ve "Abi," dedi, "bunun içindeki kuantum basınç dengeleyicisi cortlamış. O parça da artık üretilmiyor, komple cihazı yenilememiz lazım."
Adamı gönderdim. İnternetten kullanım kılavuzunu buldum. Meğer cihazın altındaki o küçük kırmızı düğme (termik şalter) güvenlik için kendini korumaya almış. Bir kürdan ucuyla düğmeye bastım, "tık" diye bir ses geldi.
Maliyet: 0 TL.
Kuantum basınç dengeleyicisi denilen şey meğer 5 liralık bir plastik düğmeymiş.
Şimdi insan düşünüyor... Basit bir düğmeye 8 bin TL fiyat çeken o usta, acaba kuantum fiziğinin hangi yasasına göre "vicdan dengeleyicisi"ni bu kadar düşürdü?
Evinizdeki eşyaları servis çağırmadan önce bir "tıklayın". Belki de çözüm, sadece o kırmızı düğmededir.