Bu şarkıyla ilgili hayal kurmaya başladım ve hayatım boka sardı. 😄 Dinleyin, hayal kurun... Nasıl hiçbir hayal gerçek olamıyor deneyimleyin. https://t.co/w0L5VIcfVG
Kedi seni yaladığında sen onu seviyor sanıyorsun. Sevgi var ama mesele sevgiden çok daha derin. Kedinin dili pürüzlüdür, o pürüzler sadece temizlik aracı değildir. Her bir çıkıntı piezoelektrik basınç uygular, yani derinine mikro titreşim gönderir. Kedi seni yaladığında senin biyoelektrik alanını okuyor. Tıpkı bir şifacının elini yaraya koyması gibi, diliyle senin enerji haritanı tarıyor.
Eski Mısır'da kediler Bastet tapınaklarında yaşardı ve rahipler kedilerin insanı yalamasına müdahale etmezdi çünkü bunu teşhis ritüeli olarak görüyorlardı. Kedi senin elini yalıyorsa ellerinden enerji sızıyor demektir, yüzünü yalıyorsa üçüncü göz bölgendeki blokajı çözmeye çalışıyor demektir, ayağını yalıyorsa topraklaman kopmuş demektir. Kedi rastgele yalamaz, nereyi yaladığı bir haritadır.
Kedinin purr frekansı 25 ile 150 hz arasındadır ve bu aralık kemik iyileşmesini hızlandıran, kas dokusunu onaran tıbbi frekanslarla birebir örtüşür. Ama yalama eylemi buna bir katman daha ekler. Tükürüğündeki enzimler senin derindeki mikrobiyomla temas eder ve kedi kendi frekans imzasını senin biyolojik alanına bırakır. Bu işaretleme değil, senkronizasyondur. Kedi seni kendi rezonansına çekiyor.
Moralin bozuk olduğunda kedinin gelip gözyaşını yalaması tesadüf değil. Gözyaşı kortizol taşır, stres hormonu deriye siner ve kedi o kimyasal sinyali metre öteden alır. Ama sadece algılamaz, müdahale eder. Diliyle o bölgeye temas ettiğinde kendi sakin frekansını senin kaotik alanına aktarır. Sen sakinleşirsin ve buna sevgi dersin. Sevgidir ama aynı zamanda frekans transferidir. Kedi seni tedavi ediyor çünkü senin düşük frekansın onun alanını da bozuyor. Kedi bencildir derler ya, işte bu yüzden. Seni iyileştirmezse kendi dengesi de bozulur. Ama bu bencillik değil, bu simbiyotik bir enerji döngüsüdür. Kedi seni yalarken sana yeni bir şey katmıyor, senin dağılan frekansını geri topluyor.
Ailesi, İlber Ortaylı'nın sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı.
"Zamanın kaybolmuşu yoktur. Yaşanan her şey, müspet, menfi, bizi inşa eder. Yalnız bizi değil, bizden sonraki kuşakları da…
Yaşadıklarımızı anında belki en iyi şekilde inşa edemeyiz. Ama, onları değerlendirdiğimiz vakit; gelecek daha emin olur.
Hayat 'gemi' mi bilmiyorum; 'gemicilik' olduğu gerçektir. Yaşandıkça ve akılda tutuldukça daha iyi seyrüsefer ederiz.
Herkes kendi talihinin mimarıdır.
Yaşadıkları, an be an insanı oluşturur ve arkasında bıraktıkları, farkına varmadan önüne geçer. Kader, gaipten yazılmaz. İnsan, kaderini kendi yazar. -İlber Ortaylı"
Yaşlı liderler, genç dünyayı yönetiyor.
Dünya nüfusunun yarısı 30 yaşın altında.
Ama kararları alanlar, 60 yaş üstü.
Gençler, kendi gelecekleri hakkında karar veren odalarda yok.
Ve bu sessizlik, sadece temsil eksikliği değil bir gelecek krizidir.
Yaşlılar deneyim sunar, gençler vizyon.
Ama vizyonu susturursan, deneyim sadece tekrar eder.
Şu rezaleti savunanları neden ciddiye alamam biliyor musunuz?
Bir insanı, attığı tiviti bahane edip, hukuken hiçbir yaptırımı olamamasına rağmen hapse atıyorsanız, hukuktan bahsedemezsiniz. Ederseniz ciddiye alamam.
Anayasaya göre serbest kalması gereken insanları tutsak edip Anayasayı çiğnerseniz, Anayasanın öneminden bahsedemezsiniz. Ciddiye alamam.
Kul hakkına girip, çalana çırpana, gasp edene, çökene “bizdendir” deyip susarsanız, dinden, imandan, ahlaktan bahsedemezsiniz. Ederseniz ciddiye alamam.
Sabah programlarında grup yapan dayılar, kayınvalidesine atlayan damatlar, eşini zehirleyip ele kaçanlar kol gezerken, eteğin boyundan, makyajın tonundan bahsedemezsiniz. Ciddiye alamam.
Cümle kuramayan yazarlar, bebek öldüren doktorlar, torpille atanan yeğenler, sahte diplomalı mühendisler varken yarını hedefleyemezsiniz . Ciddiye alamam.
Yazılı kuralları vardır hukukun. Kafanıza göre kural ekleyemez, işinize geldiği gibi şekillendirip, adına “adalet” diyemezsiniz. Derseniz ciddiye alamam.
Ardına saklandığınız tüm değerleri çıkarlarınız uğruna yok etmek üzeresiniz. Şeffaf duvarlar ardında, gizleniyoruz zannettiniz. Yanlışsınız! Elbette yanlışınıza “yanlış” diyeni susturur, sindirir, hapsedebilirsiniz! Ancak dünün tarihini nasıl değiştiremediyseniz, yarının kitaplarına da “haklı” geçmeyeceksiniz. Kendi yazdığınız kitaplara elbette geçersiniz, ama ciddiye alamam.
Sokakta dayak yiyen gençler, hakkını arayan ablalar, abiler, kardeşler, 70 yaşında ekmek derdine düşmüş dedeler, neneler! Halk işte. Değil derseniz, ciddiye alamam.
Her şey Türkiye için diyorsunuz. Biz Türkiye değil miyiz? Milletin refahı için diyorsunuz, biz millet değil miyiz? “Öyleyiz” derseniz, ciddiye alamam.
Yıkıldıysa Cumhuriyet bilelim. Geçersizse hukuk bilelim. Korkulmuyorsa Allah’tan bilelim. Aksi taktirde, her birini haksızca ağzınıza alıp, kimseden susmasını bekleyemezsiniz. Beklerseniz, ciddiye alamam.