Ben gençken Aziz Nesin'in bir kitabını okuyordum. Aziz Nesin kitapta gençliğinde etrafındaki insanların sürekli "bu memleket batar" dediklerini hatırladığını, hayatının hep bunları dinleyerek geçtiğini, şimdi de durumun farklı olmadığını yazmıştı.
Sonunda bir çok sıkıntılar yaşandığını ve bunların atlatıldığını anlatmış, ancak durumun hiç istikrarlı olmadığını, hep bir sebepten işlerin bozulup kötüye gittiğini de vurgulamıştı. Yazısında sonuç olarak "Bu memleket ne iyiye gider, ne de batar." demişti.
"Demek eskiden böyleymiş diye" düşünmüştüm. Ama bence artık böyle devam etmesi gerekmiyordu.
Gençlik işte.
Meğer ne kadar haklıymış.
Yıllar sonra Ceviz Kabuğu programına katılmıştı. Programda yanlış hatırlamıyorsan yurt dışında 21 ödül aldığını ama Türkiye'de sadece iki ödülü olduğu söylenmiş ve siz acaba Türkiye'de daha mı az anlaşılıyorsunuz da sadece iki ödül aldınız diye sorulmuştu.
(Sayıları yanlış hatırlıyor olabilirim ama yurt dışındaki ödülleri bariz daha çoktu)
Aziz Nesin "Hayır tam tersine Türkiye'de daha iyi anlaşılıyorum" demişti. "Hatta o kadar iyi anlaşılıyorum ki bana sadece iki ödül verildi. Daha da iyi anlaşılsaydım o iki ödülü de vermezlerdi" demişti.
Çünkü tespitleri doğru ve acı vericiydi. Bunları duymak mevcut düzenin adamlarının işine gelmiyordu.
Beş yıldır internette ilmî videolar çekiyorum. ilk kez benden bu kadar sert bir ifade duyacaksınız.
Çünkü gerçekten artık bu toplumu anlamakta zorlanıyorum.
Karıkoca evin içindeki her hâlini çekiyor. Hamilelik testini Kâbe’nin karşısında açıklıyor. İnsan kendi mahremini milyonlara servis eder mi? Türkiye’de açılan domuz çiftliklerinden midir, yediklerimizden içtiklerimizden midir bilmiyorum ama size ne oluyor kardeşim? Hiç mi arınız, namusunuz, hayânız kıskanmanız kalmadı?
İmam olanlar, din görevlisi olanlar bile eşini evin içinde çekip paylaşıyor. Yüzünü göstermiyor ama sırtından çekiyor; sanki çok takvalı bir iş yapıyormuş gibi… Siz ne yapıyorsunuz Allah aşkına? Bu nasıl bir şuursuzluk?
Geçen bir video gördüm. Birisi
Elli-altmış yaşındaki anne babasına “Birbirinize sarılın, video çekeyim” diyor. Siz ne yiyorsunuz, ne içiyorsunuz? Yatak odanızı, özelinizi, hamile kaldığınızı, çocuk doğurduğunuzu, yediğiniz yemeği, kavganızı, sarılmanızı… Her şeyi paylaşıyorsunuz. Sizin hiç özeliniz yok mu?
Bırakın Müslümanlığı, bu bir insana yakışır mı?
Az önce gördüğüm video yüzünden bu kadar sinirlendim. Kâbe’nin karşısındaki otelde namaz kılıyorlar. Üç tane kamera koymuş etrafa. Namazın ortasında hamilelik testini çıkarıp “Hamileyim” diye gösteriyor. Bu nasıl bir şuursuzluk, bu nasıl bir edepsizliktir? Kardeşim özelini özel yaşasana
Eskiden insanlar anne babasının yanında böyle meseleleri konuşmaya utanırdı. Siz şimdi milyonların önünde mi konuşuyorsunuz bunları?
Size yazıklar olsun.
Ama suç sadece onlarda değil. Asıl suç toplum da .
Neden biliyor musunuz? Çünkü bu insanları izliyorsunuz. Takip ediyorsunuz. Prim veriyorsunuz. Onlar da o primden şöhret ve para kazanıyor. Sonra sizin çocuklarınız da onlara özeniyor. Evlenen çocuklarınız da aynısını yapıyor.
Yazıklar olsun.
Başka hiçbir şey söylemiyorum.
Rabbim bu toplumu hayâsızlığın, teşhirin ve edepsizliğin şerrinden muhafaza eylesin.
Donald Trump’ın hödüklük TOP5’i bence şöyle:
1-) “Tek istediğim bir parça buz.”
(Dünyanın en büyük adası Grönland’ta hak iddia etmesini eleştirenlere verdiği yanıt)
2-) “Seninle Trump Tower’da yediğimiz öğle yemeğini hatırlıyor musun? Çok güzeldin.”
(Kendisine soru soran kadın gazeteciye canlı yayında verdiği yanıt)
3-) "CIA bana Mücteba Hamaney'in eşcinsel olduğunu söyledi. Bu da onun İran'da kötü bir başlangıç yapmasına neden oluyor"
(İran’ın ve Şii İslam dünyasının en büyük lideri konumundaki kişi için söylediği söz)
4-) “Küba çok güzel bir Ada, onu elde edebilirim. Onunla ne istersem yapabilirim. Henüz ne yapacağıma karar vermedim”
(Küba-ABD ilişkileri üzerine sorulan bir soruya verdiği yanıt)
5-) "Sekizden fazla savaşı durdurmuş olmama rağmen ülkenizin bana Nobel Barış Ödülü vermeme kararı nedeniyle, artık sadece barış odaklı düşünmek zorunda hissetmiyorum"
(Norveç başbakanına bana Nobel vermediniz diye sitem ederken)
Hikayenin odağı farklı. Ancak yorumlarda faiz haram gibi farklı 1 odağa kayma var. Faizi, enflasyonu, 8 yılı, artan parayı bir arada düşünmek gerekiyor. Burada banka para sahibinin sermayesini eritmiş, faiz falan da vermemiş.
Matematik ve mantık özürlü toplum yanlışı tartışır.
Evliliğinin ilk gününden itibaren yakın bir arkadaşım her ay ailesine 5.000 TL gönderdi.
Ne bahane vardı ne gecikme.
Ailesi küçük bir kasabada yaşıyordu. Sade bir hayat sürüyorlardı. Hiçbir talepleri yoktu.
8 yıl geçti. Toplamda 480.000 TL gönderdi. Arkadaşım hep “En azından rahat yaşıyorlar” diye düşündü.
2024 yılında babası aniden vefat etti. Evrakları düzenlerken annesi ona bir banka cüzdanı verdi.
Bakiye: 620.000 TL. Gönderdiği her şey biriktirilmişti. Üstelik üzerine faiz de eklenmişti.
Cüzdanın içinde küçük, katlanmış bir not vardı:
“Çocuklarının geleceği için. – Baba”
Arkadaşım onları desteklediğini sanıyordu. Onlar ise sessizce onun güvenliğini inşa ediyordu.
Ders: Anne babalar asla ebeveyn olmayı bırakmaz.
İLBER HOCA'NIN BİLİNMEYEN HASSASİYETİ ; DUA BEKLEYEN KİMSESİZ CARİYE VE SARAY AĞALARI
Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızın Müslümanlığına dair bir şeyler yazmayı ayıp ve de yersiz addederim. Fakat hakkında yazılanlar bu yazıyı yazmaya beni mecbur bıraktı. Hoca aleyhinde yanlış zan sahibi olabilecekleri hem aydınlatmak ve hem de tarihe not düşmek için bu yazıyı yazdım. Merhum Ortaylı hocamız samimi bir Müslümandı, fakat bunu birilerine göstermekten hassaten ictinab ederdi. Allah ile kul arasında olan ve başka kulların da haberdar olmasının gerekli olmadığı çok güzel hasletlere sahipti.
Fazla kişinin bilmediği, hocamızın hassasiyetini gösteren aşağıda anlatacağım olay ise ibretlik tarihi bir hadisedir. İlber hocamız 2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi müdürü tayin edildi ve bu görevde 2012 yılına kadar kaldı. Göreve geldiğinde ilginç bir âdet başlattı. Müdür tayin edildiği senenin Ramazan ayında Topkapı Sarayı’nda görev yapmış ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için hatim okuttu. Hatim bittiğinde küçük bir katılımcı grubu ile duasını okuttu. Kasım 2005 tarihindeki hatim duasına davet edilen birkaç kişiden biri olan değerli dostum Murat Kargılı o gün yaşananları şöyle anlattı: “2005 Ramazan ayında [5 Ekim-2 Kasım] İlber Hoca beni aradı ve ‘Yarın (Salı) Hırka-i Saadet’i açacağız ve siz de gelir misiniz’ dedi. Ben de severek davete icabet ettim. Saat 11.00 gibi Topkapı Sarayı’na intikal ettim. Salavatlar eşliğinde Hırka-i Saadet açıldı. İlber hoca daha önceden destmâller hazırlatmıştı. Hırka-i Şerif’in açılması töreninden sonra Hocamız bana ‘Murat, akşam iftar yapacağız gelir misin’ dedi ve gelmem hususunda ısrarcı oldu. İftardan sonra Fatih Çollak Hoca bir aşir okudu. İlber Hoca aşir kıraatinden sonra elime ekte fotoğrafını yayınladığımız belgeyi verdi. Fatih Hoca, İlber hocanın listesini hazırladığı ağaların duasını yaptı. Duadan sonra İlber hocanın listesini aldım, hocaya imzalattırdım ve tarih attırdım. Hoca o sırada bana ‘Bu sarayın sahipleri sultanlar değildir, asıl sahipleri bunlardır, bunların adı sanı unutulmuştur ve bazılarının nesepleri kesilmiştir, kimseleri de yoktur' dedi'.
İlber Ortaylı hocamız müdür olduğunda başlattığı bu âdedi sonraki yıllarda da devam ettirdi. Her Cuma muhakkak ağalar ve cariyeler için hayır yapar, Kur’an okur ve okuturdu. 2005-2012 yılları arasında hiç ara vermeden Ramazan aylarında Topkapı Sarayı’nda ağalar, cariyeler, Enderun hizmetlileri ve diğer hizmetlilerin ruhu için hatim duası okuttu. Bunu özellikle Osmanlı teşrifatına uygun bir şekilde Hırka-i Saadet ziyaretlerinden sonra yaptırırdı. Hatim duasına davet edilenler arasında muhakkak Saray’ın o dönemdeki “çalışanları da” bulunurdu. Bu hadiseye şahit olanlardan biri de hocam Prof. Dr. Mehmet İpşirli’dir. İpşirli Hocamız şahit olduğu töreni şöyle anlattı: “İlber, Saray’a müdür tayin edildiğinde Ramazan ayında bir gün beni aradı. Akşam hatim duası yaptıracağını ve duayı da benim yapıp yapamayacağımı sordu. Ben de hukukumuza binaen kabul ettim. Akşam yaklaşık on kişinin katıldığı bir iftar yemeği verildi. Yemekten sonra bizzat İlber’in okutturduğu hatimin duasını okudum. Katılımcılar farklı meslek gruplarından idi. İlber, hatimi Saray’da hizmet etmiş ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için yaptırdığını, çünkü bunların arkalarında kendilerine dua edecek ve Kur’an okuyacak kimselerin bulunmadığını söyledi. Duadan sonra tatlı bir sohbet oldu ve daha sonra dağıldık”.
Ekte bu hadiseye dair ilginç bir belge yayınlıyorum. Belgeyi değerli dostum Murat Kargılı gönderdi. Merhum Hocamız, Topkapı Sarayı Müzesi müdürü olduğu 2005 yılı Ramazan’ın da ağalar ve cariyeler için hatim indirttiği gibi kendisi de 50 Yasin-i Şerif adamış. Fotoğraftaki listeyi bizzat İlber Hocamız, Murat Bey’e bir hatıra olarak vermiş. Listede kimler için dua edildiği yazıyor. İlber hocamız bizzat kendisi “50 Yasin-i Şerif adadım” yazmış.
💢Herhangi bir kadim Batı Asya devletinin ordusunu mutlak olarak yenemezsiniz. Rölyefe tutunur bu ordular. Buna Rusya da kısmen dahildir çünkü Urallara tutunur. İkinci Dünya Savaşı'nda ayağa kalkmasını ana sebebi de budur.
💢ABD'nin yaptığı gibi sofistike hava gücü, uzay mekan hakimiyeti ve deniz hâkimiyeti ile sadece küresel şov yapılır. Deniz ticaretini keser, altyapıyı mahveder ve bir galibiyet algısı verirsiniz ancak sonunda elinize geçen şey, yine başladığınız yere dönmektir.
💢İran, Türkiye ve Rusya gibi ülkelerin ordularını yenmek için onları coğrafyaları, komşuları ve hatta matematik ve özel konumuyla birlikte oldukları yerden kaldırmanız veya o coğrafi üniteleri kaldırmanız gerekir. Bu da mümkün değildir. Bunlar bölgesel pivot devletlerdir. Çakılı güçlerdir.
💢Türklerden önce de İran güçlüydü. Türklerden önce de Anadolu'da Hititler dönemin süper gücüydü. Bu saha, özel bir sahadır. Balkanlarda kısmen olan mühim bir şey, sahada daha vurgulu olarak karşımıza çıkar.
💢Bu coğrafyanın gücü yalnızca ordularından değil, derinliğinden gelir. Dağ hatları, geçitler, iç havzalar, ticaret yolları ve nüfus havzaları birbirine kilitlenmiştir. Bu yüzden tarih boyunca burayı ele geçirmek isteyen güçler, sahayı değil ancak yüzeyini kontrol edebilmiştir.
💢Kalıcı olan ise hep içerideki düzen olmuştur. Roma geldi, Perslerle savaştı... Araplar geldi, Bizans ile kapıştı... Moğollar geçti, imparatorluklar yükseldi ve çöktü. Ama saha, kendi merkezini her defasında yeniden üretti.
💢Çünkü burası yalnızca bir toprak parçası değil, kıtaları birbirine bağlayan jeopolitik bir düğümdür.
💢Şimdi bu üç coğrafyanın birlik olduğunu düşünün. Anadolu, İran platosu ve Mezopotamya hattının tek bir stratejik akıl içinde hareket ettiğini… Üstüne Balkan ayağının da tamamlandığını varsayın. Buna Mısır'ı da pek tabiki ekleyebilirsiniz ancak şu anda Batı Asya'dan söz ediyoruz.
💢 Sadece varsayın. İşte o zaman ortaya çıkan şey, yalnızca bir bölgesel güç değil, bir medeniyet ekseni olur. Bu hat, Karadeniz’den Basra’ya, Adriyatik’ten Orta Asya’ya kadar uzanan bir enerji, ticaret ve güvenlik koridoru demektir.
💢Bu sahayı adalet, refah ve millî şovenizmdrn uzak bir demokrasi ile yönetirseniz yeryüzünün en ideal devletini kurmuş olursunuz.
💢Tarihte bunu en iyi sezmiş figürlerden biri de Büyük İskender'dir. Onun ideali sadece fetih değildi; bilakis bu sahayı tek bir stratejik sistem hâline getirmekti.
💢Çünkü Balkanlar olmadan bu alan savunma derinliğini tamamlayamaz, İran platosu olmadan doğu kapısı kapanmaz, Anadolu olmadan ise kıtalar arası köprü kurulamaz. Mısır olmadan Doğu Akdeniz ve Arap yarımadasında hakimiyet kurulamaz.
💢Bu dörtlünün birleştiği yerde tarih boyunca imparatorlukların çekirdeği doğmuştur. Anadolu, Iran Platosu ve Balkanlar aynı stratejik bütünün parçalarıdır. Bu yüzden bu coğrafyada kurulan güçler ya dünya sistemiyle yarışır ya da onu yeniden şekillendirir.
💢Bu meselenin asıl derinliği ise henüz konuşulmadı. Bu coğrafyanın matematiği, lojistik dengesi, geçit ekonomisi ve tarih boyunca tekrar eden güç döngüleri… Neden bazı bölgeler sürekli imparatorluk üretirken bazıları üretemez? Neden dünya sisteminin ağırlık merkezi belirli aralıklarla tekrar tekrar bu sahaya yaklaşır?
💢Bunu yakında Patreon’da çok daha detaylı biçimde açacağız. Haritalarla, tarihsel örneklerle ve jeopolitik modellemelerle bu “sahanın matematiğini” adım adım inceleyeceğiz. Çünkü mesele sadece tarih değil gelecekte güç dengelerinin nereye kayacağını anlamanın anahtarı da tam olarak bu konuda yatıyor.
💢İmkanı olanlar takipte olsun
📎Yakında tafsilatlı şekilde geçeceğiz.
⏩https://t.co/BGhul5gXyn⏪
Sen o petrolün satışının dolar ile yapılıyor olmasından kazanıyorsun. O işe yaramaz askeri kapasiteyi sadece kendi ülkenin ihtiyacı için ve kendi kaynakların ile oluşturmadın. Küresel rolden ve düzen kuruculuğundan vazgeçersen bunun maliyetine de katlanırsın.
Trump: “Hürmüz Boğazı’nı açık tutmak için bölgedeki ülkeler de savaşa katılmak zorunda kalacak.
Bizim o boğazdan bir kazancımız yok, petrolü alan ülkeler katılım sağlamalı.”
Lise 2'deyken İlber Hoca'nın cep telefonunu internette bulmuş, bir söyleşiye çağırmıştım. Hiçbir detay sormadan kabul etmişti. Heyecandan iki cümleyi bir araya getirmekte zorlanan bir çocuk sesini ciddiye almasına inanamamıştım.
Dört sene sonra üniversitede hocam oldu.
Hiç unutmuyorum, ilk derste "Hz İsa'nın konuştuğu dil neydi?" diye sordu, doğru cevaplamam üzerine beni lisede düzenlediğimiz o söyleşiden hatırladığını söylemişti. İkinci şoku da o zaman yaşamıştım.
Sonra yakından gözlemledikçe, tanıdıkça bu şoku yavaş yavaş atlattım.
İlber Hoca herkesle konuşuyor, herkesin telefonunu açıyor, kimseyi unutmuyor, içinde bulunduğu anı doruğuna kadar yaşıyordu. Birikimi, makamı, şöhreti; onu hayattan koparmamış, aksine çok daha sıkıca tutundurmuştu. Daha önce böyle çok az kişi gördüm.
İlber Hoca'nın kitapları, makaleleri, söyleşileri, tavsiyeleri, dersleri, bildiği dil sayısı, kütüphanesi etkileyiciydi, zihin açıcıydı. Ama farklı görüşten, kimlikten herkesin bir noktada kulak verdiği bir isim olmasının tek sebebi akademik derinliği değildi.
İlber Hoca, bilgiyi insanlara aktarmayı bilen ve seven yaşayan ve hayatın içinde bir entellektüeldi.
Her dönem gençlere seslenmeyi bilen, zamanın ruhunu inanılmaz iyi yakalayan; her ne kadar üstten anlatıyormuş gibi gözükse de aslında göz hizasına geçerek bildiklerini aktaran, popüler kültürü belki küçümse de bilgiyi popülerleştiren biriydi.
Hangi ülkede bir tarih profesörü gençler arasında popüler bir figüre dönüşebilir, sözleri, şakaları sosyal medyada trend olabilirdi ki? Abuk subuk kişilerin gündeme geldiği bir dönemde bunun yaşanması bile acayip ve İlber Hoca'ya özgü bir şeydi bence.
Hoca'nın çalan telefonunu her yerde, her yayında açmasının da sebebi buydu; herkesle konuşan, herkesle angaje olan, herkesi dinleyen ve herkesle paylaşan biriydi. "Ulaşılamayan" "telefonlara çıkmayan" insanların dünyasında, çok rahatlıkla kendisini kapatabileceği "fil dişi kulesine" çıkmayı reddetmişti bence.
Bu yüzden farklı kesimlerle temas kurdu, herkesle konuştu, her yerde konuştu.
Bulunduğu ortamdan, akan hayattan kopuk değildi.
Kitaplarını ortaokulda okumaya başladım, kendisini lisede tanıdım, derslerini üniversitede dinledim. Ama ondan öğrendiğim en büyük şey asla sadece kendisinden ders alma şansına resmen erişmiş küçük bir sınıfın "hocası" olmaması, herkesin hocası olmasıydı.
Büyük ihtimalle bu denli hayatla iç içe, kamusal alanın akışından kopmayan, herkesle diyalog halinde bir aydın, hocayla karşılaşmamız zor olacak.
Çok şey öğrendik, ama benim nezdimde aldığım en büyük ders buydu: Bilginin, makamların ışıltısına kapılıp hayattan azade fildişi kulelerine kapanmamak. Akıştan vazgeçmemek.
Mekanın cennet olsun İlber Hocam.
Allah rahmet eylesin.
📊 Özet (en büyük zararlar)
PayPal yasağının en büyük etkileri:
1️⃣ Freelancer ekonomisini küçülttü
2️⃣ Genç girişimcileri yurtdışına itti
3️⃣ Mikro ihracatı azalttı
4️⃣ Yazılım ve dijital ürün satışını zorlaştırdı
5️⃣ Paranın Türkiye dışında şirketleşmesine yol açtı
AZERBAYCAN/İSRAİL
Azerbaycan/İsrail ilişkilerini,İran/Amerika-İsrail savaşı üzerinden değerlendirmek eksik ve yanlış olur
Azerbaycan-İsrail ittifakının 30 küsür senelik geçmişi var
Özal,Gorbaçov’la uzlaşarak Rus yanlısı Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ayaz Mutallibov’u devirip yerine
Ebulfez Elçibey’i getirdi
Ebulfez Elçibey,ilk iş olarak Azerbaycan’daki Rus askeri üssünü kapattı ve İngiltere ile yapılan ve Azerbaycan menfaatlerini gözetmeyen petrol anlaşmasını iptal edip yeni bir anlaşma yaptı
Bu iki olaydan sonra Ebulfez Elçibey askeri bir kalkışma sonucu görevi bırakıp Nahçıvan’a yerleşti ve Haydar Aliyev Nahçıvan’dan Bakü’ye gelip kalkışmayı bastırdı,Ebulfez Elçibey’in yerine geçti ve Ebulfez Elçibey bir daha Bakü’ye dönemedi
BURAYI DİKKATLE OKUMANIZI İSTİYORUM:
Haydar Aliyev,Cumhurbaşkanlığı seçimini ilan etti. Anavatan Partisi adına ben ve diğer partilerden 4 parti temsilcisi ile beraber gözlemci olarak Azerbaycan’a gittik
Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev,ertesi gün diğer ülkelerden gelen gözlemciler ve basına bir yemek verdi
Haydar Aliyev,yemekte uzun bir konuşma yaptı. Konuşmanın bir yerinde “Maalesef kardeş ülke Türkiye bana bir darbe/Suikast düzenledi” deyince ortalık buz kesti. Hepimiz şaşırdık ve tüm yabancı heyet,basının bize döndü. Ne diyeceğimizi şaşırdık. Yanımda daha sonra Ak Partide Bakanlık da yapan Zeki Ergezen oturuyordu. Ben buna itiraz edeceğim deyince bizim heyet tedirgin oldu. Elimi kaldırdım izin istemeden “Sayın Başkan Türkiye size darbe/suikast düzenlemez” dedim,Haydar Bey birini çağırdı bir şey söyledi ve o kişi bana gelip “Başkan toplantıdan sonra makamında sizi çay içmeye davet ediyor” deyince tamam dedim
Toplantı bitti,Haydar Bey beni makamına davet etti,çay söyledi
Siz çok gençsiniz ve rahmetli Özal’a çok yakın birisiniz. Evet dedim. Haydar Bey: “Özal beni sevmezdi,şimdiki Genel Başkanınız Mesut Bey de beni sevmez” dedi
Sayın Cumhurbaşkanım,olur mu öyle şey? Özal sağ olsaydı bugün de size destek verirdi Mesut Bey de hep sizin tecrübenizden saygı ile söz eder. Biz kardeşiz,aramızda böyle bir şey olamaz
Haydar Bey:”Siz rahatsız oldunuz ama Türkiye bana suikast düzenleyip darbe yapmak istedi. Süleyman Bey (Demirel) bunu biliyor” Sayın Cumhurbaşkanım biz ilk defa duyduk ve Türkiye’de hiç duyulmadı
Haydar Bey önüme 60 kişilik bir liste koydu ve “Bak bakalım içinde tanıdıklarınız var mı”? Listeye baktım,evet içinde tanıdıklarım var,kamuda görevliler. Bazıları da başka ülke pasaportları ile Avrupa’da yaşıyorlar diye biliyorum. Haydar Bey:”Bunlardan 7’si elimizde konuşmak ister misin?”Hayır,konuşacak bir şeyim yok,size inanıyorum tabi
Sayın Cumhurbaşkanım,Türkiye yaptı derseniz bu bizi üzer,izah edemeyiz. Haydar Bey:” Tamam yarın kahvaltılı toplantıda bunu biraz düzeltirim. Bu listeyi Süleyman Beye Mesut Beye de vermenizi rica ediyorum” tabii ki vereceğim dedim
Ertesi gün kahvaltıda Haydar Bey:”Türkiye’den gelen gardaşlarımla konuştum,onlar da üzüldü. Tabii ki devlet olarak Türkiye darbe girişimde bulunmadı,yabancı pasaportlu bazı Türk vatandaşları yaptı” diye bir açıklık getirdi
O günden sonra Haydar Aliyev asla Türkiye’ye güvenmedi ve hep mesafeli oldu. İlişkilerini Süleyman Beyle sürdürdü. Bu durum (herhalde vasiyet olarak) Cumhurbaşkanı İlham Aliyev döneminde de devam ediyor
Velhasıl o günden bugüne,Azerbaycan yönünü İsrail’e çevirdi ve ittifak halindeler. Ebulfez Elçibey’in iptal ettiği İngiltere petrol anlaşmasını da yeniledi
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev,İsrail-İngiltere ile ittifakı da yeterli görmemiş olsa gerek ki,Amerika ile de müthiş bir ittifak kurdu
Yani demem o ki: Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev,İran’ın Nahçıvan’a attığı kamikaze dronlardan sonra İsrail ile ittifak kurmadı. Bu ittifak 30 küsür senelik ittifak ve şimdi bir de Amerika var
Birçok şeyi de yazmak istemiyorum. Devletin gizli kalması gereken bilgi/belgeleri. Konu ile ilgisi olanlar beni anlıyordur. Aliyev ailesine kızmayınız. Biz Azerbaycan’ı yeni kaybetmedik,hatayı kendimizde de aramalıyız
Amerika’da bir panik havası var. Havayı size derlemek istedim⬇️
- Trump, Venezuela’daki gibi rejim içerisinden bir değişim istediğini söylüyor; fakat sanırım İranlı bir Delcy Rodriguez bulamıyor. Trump bir gazeteciye ‘kafamızdaki listedeki insanları da vurmuşuz, yeni insan lazım’ gibi bir şey demiş. İsrail’in ABD’nin olası isimlerini vurması olağan.
- WSJ’nin haberine göre Amerika, İran’ın füze atma yoğunluğu ve hızı karşısında füze savunma sistemi kapasitesi ve mühimmatı konusunda çok yakın zamanda sıkıntı yaşayabilir.
- İran’ın saldırıyı Kıbrıs’tan Dubai’ye genişletmesi, bütün bölgeye ateşi taşıması; Amerika’nın işini zorlaştırıyor. İsrail’in güvenliğini sağlamak hiç olmadığı kadar zor.
- Trump İran’ın ABD’ye saldırı hazırlığında olduğunu söylemişti; bunu Pentagon yalanladı. Çok ciddi bir iç uyumsuzluk bu.
- Trump halka çok daha fazla asker kaybedeceğiz demekten başka bir açıklama yapmıyor, bahçesindeki heykelleri övüyor, alakasız tweetler atıyor, farklı gazetecileri arayıp saçma açıklamalar yapıyor. Kontrolü kaybetmiş gözüküyor.
- Amerikan halkı çok çok yoğun oranda savaşa karşı. Trump’ın gelecek planı olmadan yürüttüğü kontrolsüz hali bu oranı daha da arttırır.
- Cumhuriyetçiler kamuoyu önünde en ufak eleştiriye başladığı anda azil senaryosu konuşulur, savaş ortasında asla bu ciddi bir süreç olarak başlamaz. Ama bu ekstrem durumda Trump’a sopa gösterilir. Çok büyük bir savrulma ve dengesizlik var başkanda.
Avrupa Komisyonu ayağımıza kadar gelip "gelin iletişimde sınırları kaldıralım" diyor, bizim operatörler "yok, biz vatandaşı kendi içimizde yolmaya devam edeceğiz" deyip kapıyı kapatıyor.
Düşünün ki uçağa biniyorsunuz, Berlin'e veya Roma'ya iniyorsunuz ve telefonunuzu tıpkı Kadıköy'de, Kızılay'da geziyormuş gibi hiçbir sürpriz fatura korkusu olmadan kullanıyorsunuz. İşin asıl can alıcı kısmı ne biliyor musunuz? Roaming sisteminin çift yönlü çalışması. Yani sınırlar kalktığı için, elin Avrupalısının ayda üç beş Euro'ya kullandığı o devasa, sınırsız ve ucuz GSM paketlerini burada, kendi ülkemizde şebeke sorunu yaşamadan kullanma şansımız olacaktı.
Peki bu devasa fırsat neden elimizin tersiyle itildi?
Çünkü bu topraklarda sıradan vatandaşın herhangi bir hizmete kolay, ucuz ve dünya standartlarında ulaşmasına karşı inanılmaz bir alerji var. Sizin sınırları aşmanız, cebinizden daha az para çıkması, fatura derdi düşünmeden internete girmeniz birilerini fena halde rahatsız ediyor. Kurulmuş bir sömürü çarkı var ve yerli operatörlerin o astronomik kâr marjları düşmesin, tekel düzeni bozulmasın diye 85 milyonun dünyayla arasına bir kez daha duvar örüldü.
Mesele sadece yurt dışına çıkınca harita açmak, fotoğraf atmak değil. Mesele halkın en ufak bir refah kırıntısına ulaşmasına sermaye sahipleri tarafından duyulan o derin tahammülsüzlük. Bize reva görülen tek senaryo belli: Her şeyin en kalitesizine, dünyanın en yüksek bedellerini ödemeye mahkum edilmek.
Bugünü tarihe not düşün. Sırf siz ucuza ve özgürce iletişim kurmayın diye Avrupa'nın altın tepside sunduğu fırsatı göz göre göre çöpe attılar. Kendi insanına reva görülen bu düzeni ve bugün alınan bu kararı asla unutmayın.
1800'lerin başında "Buz Kralı" lakaplı Frederic Tudor diye çılgın bir adam var. Gemilerle sıcak ülkelere buz taşıyor. Millet "napıcaz bunu?" deyince buzlu kokteyl tarifleri verip pazar yaratıyor. Devasa bir servet, müthiş bir imparatorluk... 🧊🚢
Tudor zengin ölüyor ama kurduğu o koca imparatorluk bir buzdolabına yeniliyor! Teknoloji gelişiyor, evlere buzdolabı giriyor ve buz taşıma işi bitiyor. Gelişmiş dünyada halkın refahı, eski iş modellerinin çökmesi pahasına artar.
Uber, Booking, PayPal, Temu... Bunlar günümüzün buzdolapları. Hayatı ucuzlatan, kolaylaştıran icatlar. Ama biz kullanamıyoruz. Neden?
Çünkü Frederic Tudor veya mahdumları, bugünün Türkiye'sinde iktidara yakın birileri olsaydı, biz hala taşıma buzla idare ederdik! "Yerli ve milli buzumuz varken buzdolabı gavur icadıdır" denir, yasaklanırdı.
Dünya uzaya çıkıyor, biz ağaların rantı kesilmesin diye Taş Devri'nde yaşıyoruz.
https://t.co/NFzxfriAcN
Baba iki çocuğu için bir tost alıp masaya bırakır ve büyük olana "İkiye böl" der. Böldükten sonra küçük çocuğa dönerek "İstediğini al" der. Adalet ve hukuk buradadır. Bölen eğer hile yaparsa az yiyecektir.
Kanun babadır, büyük evlat devlet ve küçük evlat millettir.
Belgesel harikaydı ama sonrasında şu tebrik furyasındakilerin hal ve tavırları en az belgesel kadar ibretlik. Ortada mükemmel bir insan, azmi, başarısı var. Ülkenin ne kadar boş beleş işe yaramazı hatta bugün icraatlarıyla Özdemir Bayraktar gibileri engelleyen yetkilisi/bakanı/müdürü varsa duyar kastı. Bildiğin sahtekarlık!
Karşılarına çıkıp, yüksek sesle, "Belgeseldeki kötü karakterler" sizlersiniz utanmazlar diyemiyoruz - sesimiz cılız kalıyor.
Yurtdışı alışveriş yasağını kim savunuyor, kim destekliyorsa benim gözümde vatan hainidir. Özdemir Bayraktar gibi önemli/değerli bir insanı ağızlarına almaları bile bence aziz hatırasına saygısızlıktır.
Özdemir Bayraktar'a Allah rahmet eylesin. Mekanı cennetir inşallah. Hikayenin tek ve gerçek kahramanı Özdemir Bey'dir.
Faizi gereğinden fazla düşürdüğünüz zaman gereğinden fazla kredi büyümesi olur.
Önce bankalar ucuz krediye erişir ve bilançolarını büyütürler.
Sonra şirketler ucuz krediye erişir. Basiretli tüccar bunu yatırımda kullanır, işletme sermayesini güçlendirir. Basiretsiz tüccar şirketi değil kendini düşünür
Sonra varlık sahipleri kazanır. Borsa yükselir, gayrimenkul fiyatları artar, "mala yatıran kazanır" devri başlar. Basiretsiz tüccarlar bu aşamada şirketi büyütmek yerine varlığa yatırımı tercih eder. Yarın bu kredi faizi bu kadar düşük olmazsa ne yaparım diye düşünmez.
Sonra artık aşırı kredi büyümesi olmuştur ve bu da ürün ve hizmetlerin fiyatının artmasına yol açar. İlk olarak hizmet ve mallarına kolaylıkla zam yapabilenler kazanır.
Son olarak enflasyon alım gücünü erittikten sonra ücretler artar. Hatta bazen gerçekleşmiş ve alım gücünü eritmiş olan enflasyon yerine gelecekte oluşacağı hayal edilen ve her zaman da daha düşük olacağına inanılan bir enflasyona göre ücretlerine zam alırlar. Buna çifte fakirleşme de denebilir.
Neticede ücretli ve emekli fakirleşmiş olur.
Bir sonraki aşırı kredi büyümesine kadar fakirleşme durur. Ancak aşırı kredi büyümesi hep devam ederse fakirleşme de hep devam eder.
Buna kısaca halkı fakirleştiren ekonomi politikası diyebiliriz.
Sokaktaki insan anlamıyor diye yönetenlerin çaktırmadan(!), geleceğimize kast etmeleri kabul edilemez. Ama mevcut düzende daha da kötü bir durum var. Muhalefet de yok! Genel Başkan düzeyinde doğru şekilde yurtdışı alışveriş engeliyle vatana yapılan ihaneti dile getiren oldu mu? Bu ülkenin teknoloji, sanayiiyle ilgili bakanlıkları, savunma sanayii şirket yöneticileri, ARGE yapan şirketleri, tübitak'ı, kosgeb'i, üniversiteleri, vakıfları neredeler? @teknofest 'e katkı verenler, düzenleyenler??
Çok pis tuzağa düşürüldük! İÇ GÜÇLER sandığımızdan güçlü.