Ertuğrul Doğan'ın açıklamalarında vaat ettiği "kulübün borçlandırılmasını engelleyecek tüzük değişikliği" Trabzonspor'un geleceği adına konuşulan en önemli konuydu.
Çok önemsediğim borçlanmayı engelleme konusunda bir hatırlatma yapmakta fayda görüyorum.
Ertuğrul Doğan'ın da yönetici olduğu 2018 yılında başkan Ahmet Ağaoğlu da aynı amaçla tüzük değişikliği yapmıştı.
Tüzüğe eklenen 84. maddede "Trabzonspor yönetim kurulları genel kurul tarafından onaylanan yıllık bütçenin en fazla yüzde 10'u kadar ek borçlanma (bütçe aşımı) yapabilir" yazıyordu.
2022 yılında çıkartılan spor yasasıyla tekrar değişen tüzükte bu madde kaldırıldı. Yasal zorunluluk sınırına atıf yapılarak borçlanma konusu 83. maddeyle düzenlendi.
Fakat hem 2018 yılındaki tüzük değişikliği hem de bugün "kağıt üzerinde" yürürlükte olan %10 sınırı sadece ek borçlanma konusunu kapsıyor.
Yasa ve tüzük mevcut borcun ödenmesini, azaltılmasını ya da sabit tutulmasını kapsamıyor. Borcun üzerine düzenli şekilde eklenen faizlerle ve diğer giderlerle toplam rakamın artmasını da engellemiyor.
Yani kulüplerimizin borcu %10'un çok üzerinde bir oranla "yasal olarak" ve tüzüklere uygun şekilde artmaya devam edebiliyor, ki zaten bu şekilde arttığının hepimiz farkındayız. Yönetimler kulüpleri borçlandırma konusunda çok maharetliler.
Ertuğrul Doğan göreve geldiğinde yıllık 40 milyon Euro olarak açıkladığı bütçe açığının üç yıllık görev süresinin ardından bugün yıllık 70 milyon Euro'ya çıktığını söylüyor. Yani borcu azaltan bir harcama düzeni oluşturulduğundan bahsetmemiz imkansız, aksine fark giderek büyüyor.
Umarım Ertuğrul Doğan yasalara ve gelirimizin çok üzerindeki harcama alışkanlığına rağmen Trabzonspor'u borçsuz bir kulüp haline getirip bunu sürdürülebilir bir çerçeveye oturtabilir.
Aklıselim Trabzonspor taraftarlarına küçük bir hatırlatma faydalı olabilir.
Kulübümüzün son bilonçodaki resmi borcu ve dönem zararı çok ürkütücü.
Başkanın ifadesiyle bütçe açığımız 40 M €'dan 70 M €'ya çıktı ama transferde artık 20 M € seviyelerinde oyuncular alabiliyoruz...
Trabzon Futbolunun ve Trabzonspor'un tarihi...
Yayının tamamı Bloomberg HT YouTube kanalında....
Melih Gümüşbıçak, Sevecen Tunç ve
Hakan Kulaçoğlu ile geçmişe, o köklü geleneğe ve benzersiz yeteneğe yolculuk...
@mgumusbicak@sevecentnc@BloombergHT
https://t.co/Amh9B1pgjK
U14 takımımız Samsun'a yenilip Türkiye finallerine kalamadı.
U15 takımımız Erzurum'a yenilip Türkiye finallerine kalamadı.
U16 takımımız Türkiye finallerini 3. tamamlamasına rağmen çok kötü bir futbol sergiledi.
U17 takımımız Türkiye finallerinin en kötü takımlarından biriydi.
1959 bunların kapanmayan yarasıdır.
Şu an Süper Lig adıyla oynanan Milli Lig kurulmasın diye çok ayak direttiler. İstanbul dışını yok saydılar.
Milli Ligin kaçınılmaz olduğunu anlayınca deplasman masraflarını bahane edip Ankara ve İzmir'de oynanacak maçların hasılatının çoğunu istediler. Aradan 50 yıl geçtikten sonra da İstanbul Mahalli Kümesindeki şampiyonluklarına karşılık yıldız dilendiler. Yapı bunların ta kendisidir.
Aziz Yıldırım: "Nakit para lazımdı, sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan 10 milyon dolar nakit para istedik, Rıdvan da yanımdaydı. Sağ olsun hiç düşünmeden hemen verdi, UEFA’ya bildirimi denkleştiremiyorduk.
Geçmişte bizim devletle aramız çok iyiydi. Kapalı salon için imar azdı, imarı artırdılar. Aynı şekilde Topuk Yaylası’nda imar ve ruhsata çok destek oldular.
Biz eğer onlara sıcak olursak, onlar da bizimle sıcak olmak mecburiyetindeler. Çünkü Türkiye'nin Fenerbahçe'ye ihtiyacı var. Fenerbahçe'siz Türkiye olmaz."
Tarih yazmak, anlık başarılar peşinde koşmak değil; o başarıyı bir kültür haline getirmektir.
Bu şehrin genlerindeki başarı kültürü asla yok olmaz!
#fırtına#ihtilal#efsane#Trabzonspor
Sezonun son maçında tüm genç oyuncuları sahaya sürmek, Trabzonspor gibi hedefi her zaman zirve olan bir kulüp ve gençlerin gelişimi için doğru bir yöntem olmadığını düşünüyorum.
Sadece bir maçta plansız şekilde oynamak, genç oyunculara kalıcı bir kazanç sağlamaz.
Son maçı bir "formalite" veya "ödül gecesi" gibi görmek, kulübün profesyonellik standartlarını düşürür.
Kurumsal ciddiyetten uzak bir ortam, gençlerin kulübün büyüklüğünü ve sorumluluğunu kavramasını zorlaştırır.
Oyuncuları kendi pozisyonları dışında oynatmak, güçlü yönlerini göstermelerini engeller ve hata yapma risklerini artırır.
Dağınık ve taktiksel bağlamı kopuk bir maçta alınacak ağır bir yenilgi, gençlerin moralini ve özgüvenini zedeler.
Sadece bir maçta süre almak, bir yalancı deneyim, gelişim sağlamaz. Oyuncu gelişiminde süreklilik ve rekabetçi dakika sayısı esastır.
Bu tip maçlar gerçekçi bir ölçü değildir; buradaki iyi veya kötü performans yanıltıcı raporlara sebep olur.
Gençler, iskeleti oturmuş ve deneyimli oyuncuların çoğunlukta olduğu ideal sistem içine sezon boyunca tek tek monte edilmelidir.
Oyuncu ilk etapta en rahat ettiği, en iyi bildiği mevkide şans bulmalıdır.
Son maçta 90 dakika oynamaktansa, sezon genelinde skor avantajı yakalanan maçların son 15-20 dakikalarında süre almak çok daha değerlidir.
Kardeşinin kimliğiyle oynayanlar, yaşı küçültülenler, nüfusa geç yazdırılanlar, 14 yaşında bir anda filiz lisansı çıkanlar, yıllardır altyapılarda fiziki dominasyonuyla parlayıp sonrasında sönüp gidenler!
Öyle garip ki başarısızlıkla sonuçlansa da bu sayede Avrupa’ya futbolcu ihraç etmeye kadar gidebilen bir süreç!
Futbol camiasında herkesin bildiği ama kimsenin hakkında konuşmaya cesaret edemediği bir durum bu.
Peki arka plana atılanlar, kaybolanlar.. ??
...
Neyse biz biraz konuşalım!
Ülke futbolumuzda/sporumuzda yıllardan bu yana dillendirdiğimiz fakat hiçbir zaman dikkate alınmayıp, çözüm üretilmeyen en büyük problem fiziksek olarak erken gelişmiş sporcuların gerek ilk seçim (Scouting) aşamasında, gerekse de rekabet ortamına geçişte yani müsabaka aşamasında tercih edilirken kayrılması.
Futbolun temeli diyeceğimiz çocuk futbolu aşamasındaki seçimlerden, en üst yaş gruplarına kadar ülkemizde bunu en net şekilde gözlemleyebiliyoruz. Bunun temelinde idarecilerin, teknik sorumluların, seçicilerin başarılı olma/görünme çabası en temelde yatan faktör diyebiliriz.
Yine ailelerin maalesef buradaki etkisi de yadsınamayacak seviyede. Yaşı küçültülen, geç yazdırılan, hatta farklı kimlikle bile lisans çıkartılan birçok sporcunun varlığı ülkemizde biliniyor.
En yakın örnek olarak 2025/2026 U14 Gelişim Ligi finallerinde yarı final ve final maçlarına baktığımızda kulüplerimizin ilk 11 de yer verdiği 2012 doğumlu oyuncuların %70’lik bir kısmının yılın ilk 4 ayında doğmuş isimler olduğunu, kontenjan oyuncuları dışında ise son 4 ay doğumlu hiçbir oyuncu olmadığını görüyoruz.
Yine U13 Liginde kulüplerimizin 23-25 kişilik geniş kadrolarına baktığımız da %65 ilk 4 ay, yaklaşık olarak %5 de son 4 ay doğumlu oyunculardan kurulu kadroların yer aldığını görüyoruz.
Bu veriler bize gösteriyor ki en alt yaş gruplarından itibaren fiziksel olarak erken gelişim gösteren oyuncular, geç gelişim gösteren oyunculara göre açık şekilde kayrılıyor.
Dünya futbolunda ise son dönemde üstüne en çok kafa yorulan konulardan biri Bio-banding (Biyo-gruplama). Kısacası sporcuların kronolojik yaşları (doğum tarihleri) yerine biyolojik olgunlaşma seviyelerine (büyüme ve gelişim durumlarına) göre sınıflandırması diyebiliriz.
Bu çalışmaların en temel amacı sporcuların adil rekabet ortamında yarışmasını sağlamak tabi ki. Fiziksel dominasyonu ön plana koymak yerine teknik/taktik becerinin gelişimini desteklemek, sadece güçsüz olduğu için sporcuların erken yaşta ikinci plana atılıp elenmesini önlemek ve teknik gelişimlerine odaklanmalarını sağlamak bu gruplandırma çalışmalarının temel amacı olduğunu görüyoruz.
İspanya’nın en iyi akademilerinden birinde yapılan bir araştırmada, fiziksel olarak geç gelişim gösteren çocukların üst düzey futbolcu olma oranının diğerlerine kıyasla net bir şekilde fazla olduğunu kanıtlayan çalışmanın bazı verileri şu şekilde;
Kulüp ismi ve oyuncularının isminin paylaşılmadığı bu çalışmada aynı akademideki 24 kişilik U16 ve 23 kişilik U14 takımlarının 2010-2011 sezonundaki kemik yaşları ölçülmüş ve 14 yıl sonraki kariyerleri karşılaştırılmış.
Spor alanında kemik gelişimini değerlendirmek ve genç sporcuların biyolojik yaşını belirlemek için kullanılan metotlardan biri olan The Tanner–Whitehouse II (TW2-RUS) tekniğiyle yapılan bu çalışmada, kemik yaşı +0,51 yıl ve üzerinde olanlar erken gelişmiş, ±0,50 aralığında olanlar normal gelişmiş, -0,51 yaş altında olanlar geç gelişenler olarak sınıflandırılmıştır.
18 tanesi erken gelişmiş, 16 tanesi normal gelişmiş ve 13 tanesi geç gelişmiş toplam 47 sporcudan TOP5 liglerde elit kariyere sahip olan 4 oyuncunun tamamı geç gelişim gösteren oyuncular arasından çıkarken, erken gelişim gösteren isimlerden 1, normal gelişmiş isimlerden ise 2 tanesi La Liga 2’de kariyer sahibi olabilmiş.
Araştırma sahipleri şunu da not düşüyorlar, araştırmanın yapıldığı akademinin alt yaş gruplarındaki eşit süre verme politikası sayesinde geç gelişmiş çocuklar da en az diğerleri kadar süre alabildiler.
Yani ülkemizdeki gibi her maçı domine etmek ve başarı odaklı yaklaşımlardan ziyade eşit gelişim şartları göz önüne alınmış.
İspanya gibi eğitim şartları iyi olan bir ülkede bile bu veriler ortadayken, ülkemizdeki oranları gelin siz düşünün.
Bu durumun yıllardır ülkemizde yetenekli çocukların göz ardı edilip, kaybolmasında en büyük neden olduğu işin ehli ve doğru değerlendirme yapan kişilerce söylenmesine rağmen bir şeyleri değiştirme vizyonu olmayan, daha da acısı bunu kendine dert etmeyen sözde yöneticiler yüzünden aynı kayboluş hikayelerini tekrar tekrar okuyoruz.
Dortmund akademi direktörü Paul Schaffran da SkySports’a yakın süreçte verdiği röportajda aynı konudan bahsederek şunları söylemiş.
‘‘6 yıl önce akademide çalışmaya başladığımda erken gelişim göstermiş çocuklar %35, normal gelişmiş %60 ve geç gelişmişler %5 idi. Bu dağılımın yetenekle bir alakası olmadığı, kalıplaşmış önyargılı seçimler dolayısıyla bu durumda olduğumuz açıktı ve bu kabul edilemezdi. U14 Liginde 16 yaşındaki bir çocuğun fiziğiyle maçı domine eden birkaç oyuncu birkaç sene sonra fizikler denkleştiğinde artık oyunu eskiden olduğu gibi çözemeyeceği için yeteneği arka plana koyan fiziksel durumu öne çıkaran bir seçim kriteri kabul edilemezdi. Bu yüzden kemik yaşı dağılımını daha demokratik bir hale getirerek %15,%70,%15 dağılımı sağladık.’’
Ve ekliyor..
'' Vizyonumuzu, oyuncu geliştirme tarzımızı değiştirdik. Geçmişte, büyük ölçüde kazanmaya odaklanıyorduk. Ancak 17 yaş altı seviyesindeki maçları domine etmek, Bundesliga seviyesinde bir futbolcu yetiştirmiyorsa benim için hiçbir şey ifade etmiyor.
Bu yüzden futbolcu gelişiminin ana unsuru olan üst düzey rekabet ortamını her yaş grubunda sağlamamız gerekiyor.
Eğer onları yeterince zorlamazsak kendilerini geliştiremezler, etraflarındaki zorluklara uyum sağlama yeteneklerini kaybederler.
Erken gelişim gösterdiği için kendi yaş gruplarında maçlara damga vuran oyunculardan etkilenen antrenörler ve gözlemcilerin artık bunu iki kez düşünmeleri gerekiyor. 13 yaşında yeteneği olan ama fiziksel olarak geç gelişim gösterdiği için yeteneğini o an gösteremeyen oyuncuların uzun vadede profesyonel futbolda çok daha başarılı olduklarını görüyoruz.
Oyunculara gençlik seviyesinde mümkün olan en zorlu mücadeleleri vermek istiyoruz ki, sürecin sonunda başarılı olmaları daha kolay olsun.
Bu çok önemli. Yeni zorluklara, yeni koşullara ne kadar hızlı uyum sağlayabiliyorsunuz! Oyun kesinlikle daha hızlı olacak. Öyleyse, bununla başa çıkın. Uyum sağlayın. Oyun daha fiziksel olacak. Öyleyse, çözümünüzü bulun. Oyun belki daha karmaşık olacak, ama uyum sağlamanız gerekiyor."
...
Bir tarafta oyunculara olabildiğince zorluğu yaşatıp gelişimi amaçlayan bu görüş, diğer tarafta ülkemizdeki fiziksel avantajlar üzerinden kurulan yapı.
Ya birçok kez yaşadığımız gibi U16-U17 seviyesine geldiğinde fiziksel avantajları bittiğinden oyuncuları kaybetmeye devam edeceğiz, ya da doğru rekabet ortamında, içgüdüsel olarak da zorlukları aşmayı başarabilen sporcular çıkaracağız.
Kulüplerimize ve akademi yöneticilerimize bir kez daha seslenelim. Fizik ve galibiyet odaklı planlarınızı artık arkanızda bırakın.
Üstün yetenekli çocuklarımızı, erken gelişim göstermiş fiziklere kurban etmeyelim !!
...
Bu çalışmayı birlikte yaptığımız @halukbahadirhol ile amacımız gören tek bir kişi,aile, tek bir yönetici, tek bir kulüp dahi olsa doğru alanda farkındalık yaratmaktı.
Anlayana sivrisinek saz .....
Kulüp olarak özümüzü nasıl Ali Kemal’lerde, Necati’lerde, Turgay’larda bulmuşsak; geleceğimizi de Ahmet Doğan’larda, Salih’lerde, Arda’larda aramalıyız.
Trabzonspor, nasıl bir kulüp olmak istediğine karar vermek zorundadır. Güçlülere karşı savaşmaya devam etmek istiyorsa gücünü borsalardan, arsalardan veya imarlardan değil; tarihinden, bağımsızlığından ve kendi insanından almalıdır.
Bu kirli düzende asıl hedef modern futbolun uzmanlığıyla kendi insanımızın yeteneğini evrensel bir akılla yöneterek sürdürülebilir bir güç inşa etmek olmalıdır.
Bu nedenle, denk bütçeli ve örnek bir altyapı kulübü olmak Trabzonspor için bir tercih değil, şarttır. Bu hedef doğrultusunda gelişim süreçlerini kurumsal bir yapıyla planlamalı ve sürekli geliştirmelidir.
Genç isimler için tecrübe, gelişim sürecinin doğal bir parçasıdır. Yapılan 'hata'lar; eksikleri görüp üzerine koymak adına en kıymetli derslerdir.
Ahmet Doğan için hareketli bir kariyer başlangıcı oldu. Kulüp yönetimi, teknik heyet ve taraftarlar gençlerin arkasında durduğu sürece bu tür başlangıçlar, hikâyenin sadece 'zorlu ama öğretici' ilk sayfası olarak kalacaktır.