Bu gönderiyi olabildiğince geniş alana duyurmakta bana destek verebilirseniz, Türkiye'de tabiatı koruma yönündeki hukuk mücadelesine önemli destek vermiş olursunuz. Minnettar olurum.
Hem X hem Instagram hesaplarımdan, Milas Akbük mevkiindeki tabiatı katleden madenlerle hukuk mücadelesi başlattığımı ve kendi adıma dava açtığımı 11 Ağustos 2025 tarihinde duyurmuştum.
Gururla ve mutlulukla bildirmek isterim ki, ÇED raporu olmadan madenlere izin veren Aydın Valiliği’nin işlemi, kendi adıma bizzat açtığım dava sonucunda iptal edilmiştir.
Orman alanlarında çevre etki değerlendirmesi yapılmadan madencilik işlemleri yürütülemez. Devlet buna himaye veremez. Hukuk, kamu menfaatini dengeleyen ve gözeten tedbirlerin alınmasını emreder. Gerekirse, bir avukat kendi kendisini ağaçlarla ve toprakla beraber müvekkil yapar; mahkemeye emanet eder.
Aydın Valiliği’nin "ÇED Gerekli Değildir" kararını iptal eden Aydın 2. İdare Mahkemesi'ne selam olsun.
Ben konuyu hukuk yoluna götürdüğümde "memlekette hukuk mu var hocam?" diyerek yılgınlık gösterenlere selam olsun. Yollar yürümekle aşınmaz. Hukukçunun elinde bir tek hukuk vardır. Ona asla sırt dönmez.
Aydın 2. İdare Mahkemesinin verdiği bu kararın, Türkiye’nin farklı illerindeki farklı valiliklerin verdiği veya verecekleri “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı iptal davalarında emsal niteliğinde kullanılabileceğini de memnuniyetle belirtmek isterim.
Bu türden durumlar karşısında dava açmak isteyen ve dayanak noktası arayanların ilgisine, detaylar aşağıdadır:
1- Akbük’te yer alan saha için yapılması planlanan “kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesi” kapsamında Aydın Valiliği 23.07.2025 tarihinde ÇED Gerekli Değildir kararı vermişti. Proje sahasının ormanın, tarım alanlarının ve yerleşim yerlerinin yakınında bulunduğu, proje kapsamında hukuki gereklerin usulüne uygun şekilde yerine getirilmediği, jeolojik, sismik ve halk üzerindeki etkilerinin yeterince analiz edilmediği ve özetle Valiliğin işleminde kamu yararı olmadığından bahisle bu kararı yargı yoluna taşımıştım.
2- Valilik ve projenin verildiği şirket savunmalarında projenin ÇED Yönetmeliğine uygun olduğunu, gerekli kurumlardan görüş alındığını ve projenin çevreye zarar vermeyecek şekilde yapılacağını öne sürmüşlerdi. Akabinde Mahkeme dosyanın esaslı incelenmesi amacıyla bir bilirkişi heyeti atamaya karar verdi. Bilirkişi heyetindeki uzmanlar ÇED gerekli değildir kararını çevre mühendisliği, biyoloji bilimi ve orman mühendisliği yönlerinden hukuka uygun bulurken maden ve jeoloji mühendisliği bakımından hukuka aykırı bulmuştu. Ayrıca bir bilirkişi “sahanın olduğu gibi korunmasında parayla ifade edilemeyen üstün kamu yararı” olduğunu vurgulamıştı.
3- Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkeme; (i) proje tanıtım dosyasındaki jeolojik ve sismik analizlerin yetersizliğini ve bölgedeki su sorununu, (ii) orman, zeytinlik, yerleşim yeri ve turizm bölgelerine olan yakınlığı dolayısıyla flora/fauna üzerindeki riskleri ve (iii) bilirkişi raporuna ilişkin beyanlarımı değerlendirmiş ve bilirkişi raporu doğrultusunda, proje kapsamında yürütülecek madencilik faaliyetlerinin mevsimsel dereleri ve yeraltı sularını kirletme riski, dere yataklarının yönünü değiştirme ihtimali ve kalker tozlarının deniz turizmine vereceği zararları dikkate alarak, ÇED raporu hazırlanması gerektiğine karar vermiştir.
4- Ayrıca Mahkeme, projenin sadece kazı alanı değil, pasa stok, cevher stok ve tesis alanlarının toplamı üzerinden hesaplanması gerektiğini ve bu durumda 25 hektar sınırının geçildiğini ve kırma eleme tesisi için planlanan yıllık 1.200.000 tonluk üretimin, yönetmelikteki 400.000 tonluk eşik değerin çok üzerinde olduğunu tespit etmiştir.
Sonuç olarak Mahkeme, yukarıda özetlediğim gerekçelerle, oybirliğiyle, “ÇED Gerekli Değildir” kararının eksik incelemeye dayandığını belirterek Aydın Valiliği’nin davaya konu işlemini iptal etmiştir.
Yurdumuza, Aydın'a, Bozbük'e hayırlı olmasını dilerim.
Mahkemenin gerekçeli kararının tamamı şurada:
https://t.co/Lihe5N3zM1
Bildiğiniz üzere annesi tarafından şiddete uğradığı için mahkeme kararıyla geçici velayetini alıp 2.5 yıldır burda beraber yaşadığım ancak Litvanya’daki boşanma anlaşmamıza dayanarak Litvanya tarafından iadesi istenen ve çocuğun durumunu görmezden gelip Avrupa’nın bendesi gibi davranan yetkililerin geçen sene mart ayında, aşağıdaki videoda da görüldüğü üzere, orada yaşayacaklarını bildiği için dehşet içinde ve can havliyle gitmek istememesine ve bunu ısrarla ifade etmesine rağmen gayri insani şekilde icra ile zorla benden ve vatanımızdan koparılan oğlumun bu sefer de annenin kocası tarafından şiddete uğradığını, çocuğumun oradaki mahkeme psikologuna verdiği ifadeden (fotoğrafta) öğrenmiş bulunmaktayım.
Ancak ne hikmettir ki alışıp rehabilite olduğu Türkiye’den zorla koparıp şiddet uygulayan annesine iki ekip polis zoruyla koparıp gönderen yetkililer, tüm ısrarlarımıza ve şimdi orada fiziksel ve duygusal şiddete uğradığını belirtmesine rağmen kılını kıpırdatmamakta, adeta üç maymunu oynayarak küçücük Türk vatandaşını orada yapayalnız ve korumasız kalmasına göz yummaktadır.
Beni takip edenler bilir. Oğlumu asla sosyal ya da geleneksel medyaya alet etmedim, etmezdim. Nitekim bu bir yıllık süreçte Litvanya mahkemesinin tüm yanlı tutumu ile bir türlü çocuğumun benle fiziksel temas kurmasına izin vermemesine rağmen meseleyi buraya taşımadım. Ancak 7.5 yaşındaki bir çocuğun artık hayati riski söz konusu. Çünkü oradaki mahkeme kendi vatandaşı olan anneyi kollama refleksi ile hareket ederek, annenin iddia dahi olsa çocuğuma dair hiçbir fiziksel, duygusal ya da başka bir kötü davranma iddiası bile olmamasına rağmen (bana dair yegane olumsuz iddiaları oğluma oyuncak almam, oynamam ve çikolata almam, Ciddiyim şaka değil bu) benle fiziksel temas hakkından bile mahrum bırakmaya devam etmesi küçücük çocuğu daha büyük şiddet olayları açısından riske sokmaktadır. Mahkeme eliyle, sözde kaçırma ihtimali nedeniyle, bir yıldır oğlumla sadece haftanın 3 günü 30’ar dakika online görüşmemize izin verilmekte. Ancak bu görüşmeler, oğlum annesinin kocasının kendisine şiddet uyguladığını anlattığından beri annesi tarafından engellenmekte ve yaklaşık 3 aydır online konuşmamıza dahi izin verilmemekte. Bu da 7.5 yaşındaki oğlumun tamamen onların insafına kalmasına yol açmakta.
Bir yıldır süren bu hukuksuzluğa rağmen Türkiye’deki hiçbir yetkili ile Vilnius konsolosluğumuz taleplerimize rağmen kılını kıpırdatmamış, söz konusu sanki bir Türk çocuğu değil de Fransızmış gibi davranılmakta.
İşte bu nedenlerden dolayı sesimi adalet ve dışişleri bakanlıkları ile ilgili yetkililere duyurup Türkiye’de doğmuş, Türkçe konuşan ve sizlerle bu toplumu derinden seven oğlumun oradaki gayri insani şiddet ortamından kurtarılması için yardımınızı rica ediyorum.
Bu platformun bir araya gelince neleri değiştirdiğine, olmazı oldurduğuna çokça şahit oldum.
Beno, yüreği insan ve hayvan sevgisi ile dolu, dışarda dilenen insan gördüğünde bile ağlayan ve onlara her şeyiyle yardım etmeye çalışan dünya merhametlisi bir çocuktu. Lütfen şimdi biz onun elinden tutup, içinde olduğu bu karanlık kuyudan çıkarmak için sesini duyuralım. Çok geç olmadan
İlk defa bir tweetimin yürümesini istiyorum.
Resimde gördüğünüz kardeşimizin adı Cafer. Konya'da yaşıyor, Selçuklu'da. 6 yaşında ve dmd hastası. 4 buçuk yaşındayken topuklarının üstüne basamadığını görüyor ailesi, hastalık öyle ortaya çıkıyor.
Bizzat tanıyorum. 7 aydır bağış topluyorlar. Tedavisi için gereken paranın yüzde 36'sı toplandı. 4 ayları kaldı sadece.
Hastalık şöyle ilerliyor. Dmd hastaları tedavi olmazlarsa 8-10 yaşlarında tekerlekli sandalyeye mahkûm oluyor. 20li yaşlarda vefat edebiliyor.
Eğer 780 bin kişi 100 lira yollarsa Cafer iyileşecek. 780 bin kişi nedir? Aslında Üsküdar'ın nüfusu. Ama işte sesini duyuramazsan çok kişi.
Şifa Allah'tan, Rezzak olan da Allah. Her geleni Hızır bil derler, siz de Hızır olabilirsiniz. Bir anne babanın duasını almak çok kolay. 100 lira. Gönlün daha fazlası koparsa daha iyi tabi. En azından yardım edelim, tweeti paylaşalım, ulaştıralım. Müslümanlar olarak bir tane Müslüman evladına sahip çıkamayacak mıyız? Ümmeti Muhammed bilinciyle, gelin, Cafer'in elinden tutalım.
Anne babası Konya'da her gün stand açıyor. Her gün İnstagram'dan yayın açıp bağış topluyorlar. Müslümanlar birlik olsa para bir günde toplanır.
Valilik onaylı bağış için İban da SMS de oluyor. Cafer ancak Dubai'de tedavi olabiliyor. 4 ayları kaldı. Cafer'i tanıyorum. Sizden rica ediyorum, kendi çocuğumuz gibi düşünelim, destek olalım, bir çocuğun iyileşmesine vesile olalım, bir ailenin Hızırı olalım.
TL IBAN : TR98 0021 0000 0012 4163 8000 01
ALICI: Levi Cafer Nacak
AÇIKLAMA: Cafer'e umut ol
CAFER yazıp 8256'ya gönderince de bir SMS 50 lira bağış oluyor, her operatör için geçerli.
Allah cömerttir, cömert olanı sever.
Büyük bir marketteyiz. Çocuğun birisi feryat figan ağlıyor, yerlerde yuvarlanıyor. Muhtemelen bir oyuncağa takmış kafayı. Üç yaş sendromu. Klasik bir patlama anı yani. Yanında babası var. Yere çökmüş, çocuğun burnunu silip: "Oğlum güvendesin. Bana ne hissettiğini söyler misin? Öfke mi? Hayal kırıklığı mı? Anlat, birlikte çözelim" diyor.
Yahu çocuk zaten duygusunu tarif edemediği için ağlıyor! Edebilse anlatır zaten, siz de çözersiniz. O an çocuğun umurunda değil felsefi analizler, "öfke mi, kırılganlık mı?" tartışmaları falan…
Birisi kararlı bir şekilde "Bu oyuncağı almıyoruz!" diyecek. Veya gidip o oyuncağı alacak. Çocuk da rahatlayacak ve hayatına devam edecek. Ama yok! Hep bir müzakere ortamı, hep duygusal terapi seansları…
"Gentle parenting" markasıyla pazarlanan bu yeni endüstride, ebeveynlere sürekli bir yetersizlik hissi satılıyor. "Bir hata yaparsam çocuğum travma yaşar" kaygısı, seminerlerle, kitaplarla ve danışmanlık hizmetleriyle ticarete alet ediliyor.
Şunu unutmamak lazım: Bazı durumlarda çocuğun kulağına "güvendesin" diye fısıldayan bir dost yerine, "Bu kadar yeter, eve gidiyoruz!" diyen bir ebeveyn gerekir. Çünkü çocuklar sınırlar içinde özgürleşir. Her konuda tercih hakkı sunmak özgüven kazandırmaz.
Bir otorite figürü olmadan çocukların dünyasında güvenli alan falan da oluşmaz.
Karadağ 1 vatandaşı bıçaklandı diye Türkiye’den vizesiz girişleri askıya aldı.
1 kişi için 85 milyonu karşısına alabiliyor !
Çünkü vatandaşına değer veriyor Biz Karadağ'a giremiyoruz diye değil de neden bir Karadağ vatandaşı kadar değerimiz yok kendi ülkemizde diye ağlayalım !
Büşra 22 yaşında 1,5 yaşında çocuğu var.
2 sene önce maalesef ailesinin sözünü dinlemeyerek bir cahillik yapıp sevdiğini sandığı adamla beraber bir hayat kurdu.
Hamileliği boyunca şiddet gördü, kaçarak ailesine sığındı.
Fakat karşıda öyle bir ruh hastası var ki…
Sürekli ölümle tehdit ediyor. Bacağından bıçaklayor(darp raporu mevcut). Büşra elektronik kelepçe kararı çıkartıyor, karşı taraf itiraz edip kararı iptal ediyor. İki gün sonra çarşıda Büşra’ya yanında bebeği varken şiddet uyguluyor. Büşra’ın ve ailesinin fotoğraflarını paylaşarak instagram hesabı açıyor ölümle tehdit ediyor, Büşra’nın annesinin telefon numarasını iş ilanları sitelerine yazıyor günde 100 kişiye aratıyor.
Evinin etrafında geziyor, şikayetçi olunca karakolda ben değildim deyip serbest kalıyor.
En son Büşra’yı ölümle tehdit ettiğinde ses kaydını alıyor Büşra inkar etmesin diye. Karakolda şikayetçi oluyor, ifadesini alan polis bu suç ses kaydı alamazsın diyor.
Ez cümle bir kadın daha ölmeden ona ses olalım!!!
Lütfen duyuralım, destek olalım 🙏🏻
@xqbusra0
KONU TARTIŞMAYA KAPALIDIR !!
Anayasanın ilk 4 maddesi.
1- Türkiye Devleti Bir Cumhuriyettir.
2- Lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
3- Dili Türkçe, Başkenti Ankara'dır.
4- İlk 3 madde değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
#AnayasaDeğistirilemez