TATİL PLANI
Tatil yeri bakarken tatil forumlarında ilginç bir şikâyete rastladım.
Aynı otel, aynı tarih, aynı oda…
Yurt dışından rezervasyon yapana başka fiyat, yerli turiste başka fiyat.
Doğru mudur, yaygın mıdır, münferit midir; ayrıca araştırmak gerekir. Ama böyle bir ihtimalin bile konuşuluyor olması insanın içine ağır bir his bırakıyor.
Kendi ülkesinde, kendi denizine, kendi toprağına, kendi emeğiyle kazandığı parayla gitmek isteyen insanın kendini ikinci sınıf müşteri gibi hissetmesi çok incitici.
Bu yalnızca turizm meselesi olmayıp aidiyet ve hatta haysiyet meselesidir.
Bu, “Ben bu ülkenin insanıyım ama kendi ülkemde bile misafirden daha kıymetsiz miyim?” duygusudur.
Manda düzeni başka bir devletin himayesine girmektir. Bundan daha acı olanı ise insanın kendi vatanında piyasa düzeninin himayesine terk edilmesidir.
Şimdi daha yola çıkmadan insanın huzuru nasıl kaçmasın ?
EVLENİYOR MUSUN?
Bizim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ağzı biraz bozuk hocamız vardı. Bir gün derste, hiç beklemediğimiz bir yerde sözü evliliğe getirdi ve dedi ki:
“Evleneceğiniz kadında üç şeye bakın: bileği, çekmecesi ve annesi.”
Gençtik. Önce güldük, sonra şaşırdık. Bilek ne alaka, çekmece ne alaka, anne ne alaka?
Meğer adam, bir cümlenin içine bir medeniyetin evlilik terazisini koymuş.
Bilek dediği yalnız kemik inceliği değildi. Zarafetti. İnsanın hareketine sinmiş ölçüydü. Bir bardağı tutuşunda, bir çocuğun başını okşayışında, sofraya ekmek koyuşunda belli olan o ince kadınlık hâliydi.
Çekmece dediği yalnız eşya düzeni değildi. İç dünyanın aynasıydı. Dağınık bir çekmece bazen dağınık bir ruhun, titiz bir çekmece bazen emanet bilen bir kalbin işaretidir. Çünkü insan evvela küçük şeylerde belli olur. Büyük laflar herkeste vardır; asıl insan, mendilini nereye koyduğunda anlaşılır.
Anne dediği de yalnız genetik değildi. Zamanın insanda neyi büyüttüğüne bakmaktı. Güzellik yaşlanınca hırsa mı dönmüş, huya mı? Yüz çizgileri merhametle mi derinleşmiş, öfkeyle mi? Bir kadın annesine benzeyebilir; bazen yüzüyle, bazen sesiyle, bazen de kırıldığı yerde verdiği tepkiyle.
Ben de bugün o hocanın sözüne birkaç şey eklemek isterim.
Evvela kadına değil, kendine bak.
Sen yurt tutacak adam mısın?
Yuva kurmakla ev açmayı aynı şey sanmıyor musun?
Belâ gelince kapının eşiğinde duracak mısın, yoksa ilk rüzgârda savrulacak mısın?
Fakirlik, hastalık, borç, dert, gurbet, kırgınlık geldiğinde o evin direği olabilir misin?
Çünkü evlilik yalnız sevda treni değildir. Evlilik biraz da nöbettir.
Birbirinin uykusuna, hastalığına, suskunluğuna, yaşlanmasına nöbet tutmaktır.
Sonra karşındakine bak.
Kavga ve gürültü içinde büyümüş bir kalp mi getiriyor sana? Eğer öyleyse, o evin yankısı sizin evinizde de duyulur mu? İnsan çocukluğunun sesini kolay susturamaz. Bazıları sevgiyi bağırmadan anlatamaz; bazıları huzuru görünce bile huzursuz olur.
Kadın olmanın keyfini yaşayan biriyle mi evleniyorsun, yoksa dünyaya erkek gelmediği için kendine küsmüş biriyle mi? Bu ince bir meseledir. Çünkü kendi varlığıyla barışık olmayan insan, başkasının varlığına da huzur veremez. Kadınlığını yük bilen de, erkekliğini tahakküm sanan da yuvaya denge değil, hesap getirir.
Dedikoduya teşne biriyle mi evleniyorsun?
Başkasının kusuruyla beslenen bir dil, bir gün kendi evinin etini de yer. Bugün komşuyu çiğneyen yarın seni de çiğner. Çünkü gıybet, önce dilin değil, kalbin bozulmasıdır.
Bir de şuna bak:
Merhameti var mı?
Hayvana, çocuğa, yaşlıya, garsona, kapıcıya, hastaya, düşküne nasıl davranıyor? İnsan kendinden güçsüz olana nasıl davranıyorsa, gerçekte odur. Büyük sofralarda takınılan nezaket aldatabilir; ama küçük bir öfke anı insanın bütün terbiyesini ele verir.
Ve nihayet şunu unutma:
Evlilik, iki kişinin birbirini beğenmesi değildir sadece. İki soyun, iki evin, iki çocukluğun, iki yaranın, iki duanın, iki korkunun aynı çatı altında imtihana girmesidir.
Onun için eski insanlar “hayırlı kısmet” derdi. “Güzel kısmet” demezdi, “zengin kısmet” demezdi, “hayırlı” derdi.
Çünkü güzellik solar. Para azalır. Heves geçer. Ama huy kalır. Edep kalır. Merhamet kalır.
Bir de insanın zor günde kim olduğu kalır.
O yüzden evleneceğin kişiye bakarken yalnız gözünle bakma.
Soyuna sopuna değil, haline bak.
Sözüne değil, susuşuna bak.
Gülüşüne değil, öfkesine bak.
Süsüne değil, ��ekmecesine bak.
Gençliğine değil, annesinin yaşlanışına bak.
Ve hepsinden önce aynaya bak:
Ben bu yuvaya yük mü olurum, yoksa omuz mu?
Geçenlerde Kazakistanlı birisiyle tanıştım.
Üç yıldır Türkiye’de yaşıyor ve buradan Kazakistan’a ihracat yapıyormuş.
Türkiye’deki et fiyatlarını görünce şaşırdığını söyledi. “Bu fiyatları görünce aklıma ilk gelen şey Kazakistan’dan et ithal etmek oldu” dedi.
Ancak öğrendiğine göre Türkiye’de et ithalatını yalnızca 8 şirket yapabiliyormuş. Kendisi de bu yüzden yapamamış.
Anlattığına göre,dışarıda kilosu yaklaşık 200 TL’ye alınabilen et, ülkemizde 500 TL civarında piyasaya toptan olarak sunuluyormuş.
Kim olduklarını bilmiyorum ama et ithalatını yapan o 8 şirketi tebrik etmek lazım.
Muazzam bir tekelleşme.
İşlere güzel tarafından bakmak efendimiz aleyhisselamın sünnetidir. Nitekim insan olumsuz bakmaya devam ede ede nihayetinde hiçbir nimete sahip olmadığı zannına kapılır. Bu durum onun hem dünyası hem de ahireti için oldukça zararlıdır. Bu durum kulun Allah'a kötü bir zan beslemesine sebep olduğu gibi, kendisini dünya içinde yalnız ve çaresiz hissetmesine de sebep olur. Oysa insanın sahip olduğu nimetler düşündüğünden ��ok daha fazladır. Gerçek bir şükür hali de aslında nimetin farkında olarak rabbimizin huzurunda olma bilinci demektir. Rabbimiz kulunun zannı üzere olduğunu bize bildirmiştir. Böylece kul nimetlere şükür halinde olan bir hal üzere bulunduğunda kendisini huzur kaplar ve Allah'a itaat onun için kolaylaşır. Sabır ile beraber kulluğun iki parçasından biri olan şükür kul için gerçekleştiğinde imanın yarısı tamamlanmış olur...
Serdar Tuncer: "Gazze'deki yaşananlara kızdığımız için bazı ürünleri boykot ediyoruz. Siz dediniz ki; 'Bu çok Müslümanca bir şey değil, boykot...'"
Sâdettin Ökten: "Ben boykot etmiyorum. Başka bir şey..."
Serdar Tuncer: "Ne o efendim?"
Sâdettin Ökte: "Müstağni kalıyorum. Boykot İngilizce bir kelime. B-O-Y-C-O-T-T. Ben boykot etmiyorum. Boykotta şu var; 'Ben onu istiyorum ama şu şu sebepten almıyorum.' Hayır, ben onu istemiyorum. Ben ondan müstağniyim."
One of the most brutal scenes in human history has been leaked.
The moment the tents of displaced people were bombed in the southern Gaza Strip, in the Mawasi area of Khan Yunis, killing more than 500 civilians.
A video that the world must never forget.
Şu bir gerçek ki, bazı sorunlar giderek kronikleşmeye ve dolayısıyla da zehirlemeye başladı artık.
Türkiye'de hiçbir matematiğe sığmayan, hiçbir finansal terim ile açıklanamayan bir yaşam pahalılığı var ve bu durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor.
Hükümet, hükmetmekten çok idare etme/geçiştirme yöntemine geçmiş durumda ve hemen her alanda inanılmaz bir rehavet söz konusu.
Bunun yanında, gittikçe latin amerikalılaşan (çeteler, gençlerin eğilimleri, müzik, yemek, kültür, sanat vs.) bir toplum şekilleniyor ki, bu esasen bu toprakların daha önce hiç görmediği oldukça yıkıcı bir dönüşüm.
Evet, ülkenin konumu dünyanın en zorlu coğrafyasında.
Evet, bilinen/bilinmeyen birçok dış ve iç tehdit var.
Evet, ağır doğal afetler nedeniyle birçok ülkenin hayal dahi edemeyeceği sınavlar verildi/veriliyor.
Ancak bunların hiçbiri, içerideki bu emsalsiz başıboşluluğu açıklamıyor.
Denetim yok.
Caydırıcılık yok.
Devlet ağırlığı (içeride) giderek zayıflıyor.
Kısacası,
Türk toplumu adeta birkaç şirket/aile tarafından esir alınmış durumda ve hükümet bu şirketlerin hiçbir isteğini (ki bu isteklerin hiçbiri de halkın lehine değil) geri çeviremiyor.
Bu da esasen şu iki ihtimali öne çıkarıyor:
Ya hükümet bu şirketlere tamamen boyun eğmiş durumda,
Ya da bu şirketlerle ortak.
Zira bir hükümetin kendi halkının isteklerine/sorunlarına karşı bu denli kulak tıkamasının başka hiçbir açıklaması yoktur, olamaz.
Açık konuşmak gerekirse,
Hükümet tüm bu sorunlara yakın zamanda 'hissedilir' bir ç��züm getiremezse, bedelini ağır ödeyecektir.
Dış Politika ve Savunma Sanayiinin toplumun sadece %10-15'inin önceliği olduğu,
Geri kalan ekseriyetin;
"Can güvenliğim var mı?"
"Karnım doyuyor mu?"
"Barınabiliyor muyum?"
Soru/nlarına baktığı unutulmamalı.
These are the four college girls, including one American citizen, the IDF kidnapped in the middle of the night from their homes and threw into their torture dungeons.
Jolan Abu Awwad, Natali Abu Dayya, Laila Nael Khalil, Sama Safi
Israel has a policy called “administrative detention” that allows them to kidnap Palestinians and imprison them for 6 month increments without any charges whatsoever. These holdings can drag out for years.
Over 3,000 Palestinians were being held on administrative detention in Israeli prisons on October 7. That’s why Hamas took all those Israelis back to Gaza. To exchange for their release.
But do you see how that works? When Israel kidnaps people and holds them for months and years on end, they are simply “prisoners on administrative detention.” But when Hamas does it, they are “hostages.”
Israel just carried out another horrific massacre in South Lebanon.
Dropping massive bombs near Jabal Amel Hospital in Tyre — wiping out 3 apartment blocks full of civilians.
People are still buried under the rubble.
This is an American-backed, American-funded genocide.
A video of a Dutch policeman throwing a heavily pregnant woman to the ground has caused outrage. The woman says police attacked her at a migration centre where authorities had detained her Palestinian husband.
Hollanda'da polis hamile bir kadını yere savurdu! Eşi bunu yapan polise karşılık verince de diğer polisler onu etkisiz hâle getirmek için müdahale etti. Muhtemelen kadının kocası devreye girmese kadına çok daha kötü bir şey yapabilirlerdi. Kocası Gazzeliymiş ve kadın bu olaydan beş gün sonra erken doğum ile bir kız çocuğu dünyaya getirmiş. Adamı kesin hapse göndermişlerdir. İnanılmaz bir olay. Avrupa, "Türkiye'deki demokrasiye" kafayı takacağına ilk önce bu görüntüleri izah etsin!
Israel has destroyed the Arnon Castle of Shaqif, an ancient fortress built by the Romans and used by Crusaders.
Israel is destroying Christian history.
They HATE us.
Netanyahu çok açık bir şekilde ateşkes antlaşmasını zerre kadar umursamadığını ve Gazze’yi her gün adım adım işgal ettiğini beyan ediyor.
Bu ateşkes, İsrail’e sahada elde edemediği zaferleri masada kolayca ve karşılık görmeden elde etmesi için yapılan bir ikram oldu her zaman.
ÇİN NELERİ TERKETTİ
1. Çin, GPS'i terk etti. BeiDou navigasyon sistemi artık santimetre düzeyinde hassasiyet sunuyor ve dünya çapında 100 milyondan fazla kullanıcısı var. Orta Doğulu petrol magnatları bile GPS'i terk edip BeiDou'ya geçiyor. İnanabiliyor musunuz? Amerika'nın dünyayı gören gözü kör oldu.
2. Çin, Boeing'i terk etti. C919, şimdiden 1.200'ün üzerinde sipariş aldı ve tek bir yılda Boeing'in değerinden 80 milyar dolar sildi. Eskiden "yapmaktansa satın almak daha iyidir" denirdi, ancak durum tersine döndü — artık Çin uçaklarını satın almak daha akıllıca bir seçim gibi görünüyor. Boeing tamamen hazırlıksız yakalandı
3. Çin, Amerikan çiplerini terk etti. Yangtze Memory’nin katı hal sürücüleri, uluslararası fiyatları yarı yarıya düşürdü. Kirin çiplerinin geri dönüşünün ardından Qualcomm paniğe kapıldı ve fiyatları bir gecede %30 düşürdü. Bir zamanlar Çin’i boğmak için kullandıkları şey, Çin’in kendi ölümcül silahı haline geldi.
4. Çin, Windows'u terk etti. UnionTech UOS, ulusal bakanlıklar ve büyük bankaların tamamen geçiş yapmasıyla 5 milyon kurulum sayısını aştı. Microsoft'un CEO'su uykusuz geceler geçiriyor, ancak bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok.
5. Çin, Batı tıbbi ekipmanlarını terk etti. Shanghai United Imaging'in CT tarayıcıları artık ABD ve Avrupa'daki kliniklere giriyor. Almanya'nın Siemens şirketi, benzer modellerin fiyatlarını %40 oranında düşürmek zorunda kaldı. Çin tıbbi teknolojisi, Batı topraklarına bayrağını sağlam bir şekilde dikti.
6. Çin, yabancı yakıtlı motorları terk etti. BYD’nin bıçak tipi pilleri, Toyota yöneticilerini arabaları yerinde parçalayıp incelemek zorunda bıraktı. Tesla, sadece üç ayda 1,2 trilyon dolarlık piyasa değeri kaybetti. Benzinli arabaların devri sona eriyor — ve yeni enerji dünyasında kuralları Çin belirliyor.
7. Çin, Oracle veritabanlarını terk etti. Ant Group’un OceanBase’i dünya performans rekorlarını alt üst etti. Banka işlem sistemleri artık Amerikan baskısına boyun eğmek zorunda değil. İşte gerçek teknolojik egemenlik budur.
8. Çin, Batı endüstriyel yazılımlarını terk etti. Zhongwang CAD, Fransa’nın Dassault şirketini fiyat indirimleriyle merhamet dilemeye zorladı. Sany Heavy Industry, dünyanın en büyük tünel delme makinesini tasarlamak için yerli yazılım kullandı. Çin, Batı’nın endüstriyel yazılım üzerindeki tekelinde devasa bir delik açtı.
9. Çin, dolar ile ödemeyi terk etti. RMB sınır ötesi ödeme sistemi artık 180 ülke ve bölgeyi kapsıyor. Suudi Arabistan artık petrolünü RMB cinsinden satıyor. Amerikan hegemonyasındaki ilk büyük çatlak Çin tarafından açıldı.
10. Çin, Batı'nın genetiği değiştirilmiş tohumlarını terk etti. Yuan Longping'in ekibi, mu başına 1.000 jin'den fazla verim veren tuza dayanıklı pirinç geliştirdi. Çin'in kaseleri artık Çin tahılıyla doluyor. Monsanto’nun tohum patentleri etkisini yitirdi ve Çin gıda güvenliğinin tam kontrolünü ele geçirdi.
11. Çin, Amerikan sosyal medyasını terk etti. Xiaohongshu (RedNote), 30 milyon Amerikalı kullanıcıyı kendine çekti. Zuckerberg, günlük aktif kullanıcı sayısının dibe vururken Çin sosyal medya uygulamalarının okyanusun ötesinde patlama yaşamasını çaresizce izliyor.
12. Son olarak, Çin Batı askeri teçhizatını terk etti. Fujian uçak gemisinin elektromanyetik fırlatma sistemi, Amerika’nın Ford sınıfını geride bırakıyor ve DF füzeleri, uçak gemilerini mesafelerini korumaya zorluyor. ABD askeri-sanayi kompleksi, gece boyunca acil toplantılar düzenledi.
⭕️Bu sadece teknolojik bir ilerleme değil. Bunlar, Batı hegemonyasının çöküşünü haber veren on iki çan vuruşu.
🔶Alıntı, Profesör Yang Fan, Çin Siyaset Bilimi ve Hukuk Üniversitesi'nde ekonomi profesörü ve doktora danışmanıdır. İşletme Fakültesi Akademik Komitesi Başkanı olarak görev yapmaktadır ve Pekin Üniversitesi Çin Ekonomi Araştırma Merkezi'nde misafir araştırmacı olarak bulunmuştur. Ayrıca, Ulusal Savunma Üniversitesi Ekonomi Araştırma Derneği'nin İcra Direktörüdür.
Dün İdlib’te Doğu Türkistanlı bir aile ile tanıştık. 11 yıl önce adam Çin tarafından tutuklanacağını anlayınca kaçmak zorunda kalmış; ancak çocuğuna pasaport çıkartamayınca babasına emanet edip çıkmış ülkeden. Tam 11 yıldır bir kez olsun haber alamadım yavrumdan da babamdan da dedi. Bunu der demez gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Akıl alır acılar değil bunlar…
Allah Doğu Türkistan’ı Çin zulmünden kurtarsın, bu nasip olana kadar da Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin imtihanlarını kolaylaştırsın.
Ne kadar enteresan, değil mi?!!!
Kurbanlıklar bizim için indirildi,
biz de Allah’a yakınlaşmak/ulaşmak için onları vesile kılıyoruz.
Kur’an’da bazı kavramlar vardır ki
ilk bakışta sıradan gibi görünür. Fakat üzerinde dikkatle düşünüldüğünde insanın önüne bambaşka ufuklar açar.
Örneğin,
“İndirmek” anlamına gelen “enzele” fiili de bunlardan biridir.
Çünkü Kur’an
yalnızca kitabın değil,
insan hayatı için vazgeçilmez bazı nimetlerin de Allah tarafından “indirildiğini” söyler.
Zümer Suresi 39:6. ayetinde Allah şöyle buyurur:
وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍۜ
Sizin için enamdan/nimetlerden/hayvanlardan sekiz çift indirdi.
Burada kullanılan ifade son derece dikkat çekicidir.
Çünkü ayette geçen fiil, doğrudan “indirmek” anlamına gelen “enzele” fiilidir.
(Bu sekiz çiftin ne olduğu da En‘am Suresi 6:143. ayetinde açıklanır.)
Bunlar insanlığın tarih boyunca kurban olarak kestiği, sütünden, etinden, yününden, derisinden, gerisinden, gücünden ve taşıma imkanından faydalandığı hayvanlardır.
Buradaki “indirme” ifadesi üzerinde düşünmek gerekir.
Çünkü Kur’an’da bu kavram yalnızca vahiy için kullanılmaz.
Örneğin Hadid Suresi 57:25. ayetinde
وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ
“demiri indirdik” buyurulması da oldukça dikkat çekicidir.
Modern jeoloji ve kozmoloji çalışmaları,
demir gibi ağır elementlerin yıldız süreçlerinde oluştuğunu ve dünyanın oluşum sürecinde dış kaynaklı kozmik süreçlerle gezegene taşındığını ortaya koymaktadır.
Bu nedenle birçok insan, Kur’an’daki “demirin indirilmesi” ifadesi üzerinde ayrıca tefekkür etmektedir.
Benzer şekilde en‘âm olarak ifade edilen bu (kurbanlık) hayvanların da insanlık için sıradan canlılar değildir.
Bunların, medeniyet kurucu nimetler olduğunu söyleyebiliriz.
Çünkü insanlık tarihi boyunca:
tarımı bunların gücüyle yapmış,
ticareti bunların sırtında taşımış,
insanları bunların sütüyle beslemiş,
soğuktan bunların yünüyle korunmuş,
evlerini (çadırları) bunların yünüyle yapmış,
savaşta ve yolculukta bunların imkanlarından faydalanmıştır.
Yani bu hayvanlar yalnızca tüketilen canlılar değildir.
Bunlar medeniyetin taşıyıcı unsurlarındandır.
Bu yüzden Kur’an onları “en‘âm”, yani nimet hayvanları olarak isimlendirir.
Bu hayvanların “indirilmiş” olması;
onların insan hayatı için ilahî bir rahmet, özel bir tahsis ve büyük bir nimet oluşunu ifade eder.
İnsan modern dünyada çoğu zaman nimetleri sıradanlaştırıyor.
Market raflarında gördüğü eti, sütü veya deriyi yalnızca ekonomik bir ürün gibi değerlendiriyor.
Halbuki Kur’an’ın dili bize başka bir şey söylüyor.
Bu canlılar insan medeniyetinin kurulması için Allah tarafından özel olarak hazırlanmış nimetlerdendir.
Kıymetleri yalnızca ekonomik değildir. Aynı zamanda hayatidir, medeniyet kurucudur ve rahmet boyutu taşır.
Bu nedenle kurban meselesi de yalnızca et edinme meselesi değildir.
Kurban,
insanın kendisine hizmet eden bu büyük nimetin sahibini hatırlamasıdır. Ona, şükrünü ifade etmesidir.
Çünkü Kur’an’ın gösterdiği perspektifte en‘âm,
insanın hükmettiği
değil
kendisine emanet edilmiş medeniyet taşıyıcısı nimetlerdir.
Rabbimize şükürler olsun.
Bayramımız mübarek olsun.