Biz ise, ne o çukurdaki rezil yaşama alışabiliyoruz ne de yıldızlara bakmakla yetiniyoruz. İçinde bulunduğumuz bataklığa rağmen, bir sis bulutu yüzünden göremediğimiz fakat orada olduğundan emin olduğumuz o yıldıza ulaşmaya çalışıyoruz.
Ahmet Turan Kılıç taşladı, yaktı, yıktı, affedildi, evinde öldü.
Polis tutanaklarına göre Sivas katliamının baş faillerindendi.
Ama Yeni Akit ondan “Sivas mazlumu Ahmet Dede” olarak bahsetti.
“Laik düzen yıkılacak! Yaşasın şeriat!” diye diye kalabalığı kışkırttı.
Yobazları, barbarları azdırmak için bir kıvılcım yetti!
Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmişti ama Cumhurbaşkanının anayasal af yetkisiyle “affedilerek” serbest bırakıldı.
Ne Madımak’ı unuturuz ne de sonrasını...
Her yıl hatırlatacağız. Çünkü
#unutMADIMAKaklımda
#2temmuzsivaskatliamı
#madımakkatliamı
ŞERİATÇILAR ÖZGÜRLÜK İSTER Mİ?
Madımak Katliamı, gericilik beslenip büyütülüp kışkırtıldığında ve LAİKLİK yok edildiğinde olabileceklerin boyutunu göstermiştir.
Prof. Ahmet Taner Kışlalı şöyle diyor:
"Bu toplumun yetiştirdiği 35 pırıl pırıl insan, saatlar boyu süren bir süreç içinde devletin gözlen önünde, ilan ede ede yakılıyor."
"Şeriatçılar özgürlük istemiyor, kendilerinden farklı düşünenlerin özgürlüğünü ellerinden almak istiyorlar."
***
Laik Cumhuriyet'in yılmaz savunucusu Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı odaklarca katledildi. Kışlalı'nın yukarıdaki cümlelerinin de yer aldığı,1993 tarihli, "DYP ve ANAP ‘Gaflet’ İçinde!" başlıklı yazısının bir bölümü şöyle:
"Nazar falan değmesin, “çok cesur” bir Başbakanımız var… İşçilere karşı çok cesur. Özelleştirmede çok cesur. (...) Ama laiklik söz konusu olunca bir kuzu…
Laik eğitim görmüş. Laik kafa yapısına sahip Laiklikten uzaklaşacak bir Türkiye’nin nerelere yuvarlanacağını bal gibi biliyor.
Gel gör ki kendini ‘çok kurnaz’ sanıyor.
Ağzından “Allah” adını düşürmezse, ilahiyatçı profesör bayanın başını bağlamadığı yerde başını bağlarsa, laikliğe karşı propagandayı Terör Yasası’ından çıkartılabilirse özel radyo ve TV’lerle ilgili yasaya, laiklikle ilgili
madde koydurtmazsa devlet kurumlan içindeki “şeriatçı” örgütlenmeye göz yumarsa... Oylarını arttıracağını sanıyor!
Tıpkı -kendinden önceki “fevkalade” iki kurnaz- Demirel ve Evren gibi…
Akıl hocası Sayın Demirel sayısız “devr-i iktidar” yıllarında, önce sivil “komando kampları” kurulmasına göz yumup MHP’yi “ihya” etmek başarısını göstermişti. Arkasından imam-hatip okullarını çığ gibi arttırarak tarikat şeyhlerinin sırtını sıvazlayarak devlet örgütünü “şeriatçılar “a açarak bu kez de Sayın Erbakan ı “ihya” ederek başarısını sürdürdü.
Ama General Evren “komünizme karşı İslam” dahiyane formülü ile onu da geride bıraktı. Meydanı -Kemalistler dahil- tüm solculardan temizleyerek devleti Özalcılar ile şeriatçılara teslim etti.
Şimdi bu “fevkalade siyasal ince hesapları” yapma sırası Çiller Hanım’la Mesut Beyefendi’de…
Üniversitelerde artık” mezuniyet mevlidi” okunuyor.
"Bazı valilerin illerinde, devlet memurları “Zaman” dışında gazete okumaya korkuyorlar.
Dinci baskılar artık geri kalmış yörelerden gelişmiş yörelere, küçük kentlerden büyük kentlere yayılma aşamasına gelmiş.
Bu toplumun yetiştirdiği 35 pırıl pırıl insan, saatlar boyu süren bir süreç içinde devletin gözlen önünde, ilan ede ede yakılıyor.
Bir açıkoturumda izleyicilerden biri bana şu soruyu yöneltmişti:
“- Seçmek zorunda kalırsanız, demokrasiyi mi seçersiniz yoksa laikliği mi?”
İlk bakışta “kırk katır mı kırk satır mı” ikilemi…
Aslında öyle değil.
Çünkü laiklik olmadan zaten demokrasi olmaz. Eğer laiklik korunuyorsa yitirdiğiniz demokrasiyi bir gün yeniden elde edebilirsiniz. Ama demokrasi adına laiklikten vazgeçmek aymazlığını gösterirseniz İkisini de yitirirsiniz.
Ve gireceğiniz karanlıkta onları yeniden kazanmak için çok acılı ve uzun bir dönem geçmesi gerekir.
Laik bir devlette isteyen mevlit okutur, isteyen istediği gazeteyi okur. Eğer mevlit kamu kuruluşları adına okutuluyor dinci olmayan gazeteleri okuma özgürlüğünü ise devletin valisi engelliyorsa…
Bırakın laikliği, orada artık bir din ve vicdan özgürlüğünden söz etme olanağı kalmış mıdır?
Şeriatçılar özgürlük istemiyor, kendilerinden farklı düşünenlerin özgürlüğünü ellerinden almak istiyorlar.
Ve ANAP ile DYP el ele “onlar”ın değirmenine su taşıyorlar!.."
(Ahmet Taner Kışlalı, "DYP ve ANAP ‘Gaflet’ İçinde", 24 Kasım 1993, Çarşamba Cumhuriyet Gazetesi, s.4)
Yazının tamamı burada 👇
https://t.co/CNfa5X3H3N
Menemen’de Kubilay’ı katleden yobaz zihniyet neyse, Madımak’ta savunmasız insanları ateşe veren, "Yak ulan yak" diye tempo tutan o karanlık nefret de tam olarak aynıdır. Zaman değişir, mekan değişir ama cehaletin ve bağnazlığın vahşeti hiç değişmez.
Sivas Katliamı’nın 33 yıllık öyküsü
• Devletin gözü önünde Madımak Oteli ateşe verildi; 33 aydın ve 2 otel çalışanı olmak üzere 35 kişi katledildi.
• Otelin önünde yaklaşık 15 bin kişi vardı. Buna karşın yalnızca 124 kişi yargılandı, 33 sanık ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.
• Sanıkların avukatlığını yapan birçok isim daha sonra AKP’den milletvekili oldu.
• Son iki dava zamanaşımı nedeniyle düştü.
• Katliam, “insanlığa karşı suç” olarak kabul edilmedi.
• Firari sanıklar yıllarca yakalanamadı; bu süreçte askere giden, evlenenler bile oldu.
• Cezaevindeki iki hükümlüyü Cumhurbaşkanı Erdoğan affetti.
• 17 katliam hükümlüsü, Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda tahliye edildi.
• Aynı Anayasa Mahkemesi, katliam mağdurlarının bireysel başvurusunu 12 yıldır karara bağlamadı.
33 yıl geçti. Sivas’taki yangın hâlâ sönmedi. Çünkü adalet sağlanmadı. Unutmadık, unutturmayacağız.
Olanı anlamaktan o kadar uzaktalar ki...
NATO, Türkiye'de seçme seçilme hakkının gaspını koruyan ana güç!
Ayrıca, nato tarihinin hiçbir döneminde otoriterliğe, diktatörlüğe karşı demokrasiyi temsil etmedi, aksine kuruluşu sovyetlerden kaçarak kurtulan nazi'lerce yapılmış, çalışma sistemi nazilerden apartılmış, tarihi emeğe karşı diktatörlükleri koruma üzerine kurulmuş bir yapı... katliamlar, suikastlar, uyuşturucu ticareti, yetmediği yerde doğruda Kaide gibi terör örgütlerinin inşası, eğitimi... tarihin gördüğü en kanlı terör örgütlerinin çatı yapılanmasından bahsediyoruz... nato'yu tarihten çıkartırsanız ışid-kaide-htş vs bunlar da silinir... böyle bir yapıdan bahsediyoruz!
Oy hakkının, seçme seçilme hakkının gaspı ile NATO ilişkilendirilecekse, bunları kazanmak için nato ve ideolojisi ile mücadele gerekir!
Karanlığa karşı aydınlığı savunan, dünyayı güzel bir yere dönüştürmek için çabalayan ve bu düşünceyle ürünlerini geleceği miras bırakan onlar Behçet dede, Uğur dede, Metin dede olamadılar çünkü yakıldılar!
ABD'nin Yeşil Kuşak projesiyle gerici örgütlerin nasıl palazlandırıldığını, dönemin Belediye Başkanı Karamollaoğlu'nun Başbakan Çiller'in o katran karası söylemlerini, dönemin Emniyet Müdürü Öner'in nasıl müdahale etmeyin emri verdiğini, Madımak katliamı sanıklarının avukatlığını yapanların nasıl AKP'den milletvekili olduklarını, faillerin "dede" denilerek nasıl tahliye edildiğini asla unutmayacağız.
GÜSODER ve bazı l@ğım Medyanın Yarattığı Linç Kampanyası
GÜSODER gibi karanlık oluşumların ve bazı medya organlarının sürekli pompaladığı “köpekler çocuk yiyor, parçalıyor” türünden yalan, iftira ve köpürtme haberlerle toplumda sistematik bir nefret ve katliam çağrısı oluşturuluyor.
Bu kışkırtmaların sonucunda her gün yeni hayvan zehirleme, işkence ve saldırı haberleri geliyor. Masum sokak hayvanları sadistlerin eline kurban ediliyor. Hem hayvanlar hem de hayvanseverler hedef haline getirildi. çağrımız nettir:
Bu zararlı oluşumlara “Dur” demezseniz, sokaklarda şiddet ve linç kültürü artmaya devam edecek. Hem insanlar hem hayvanlar zarar görmeye devam edecek .
Bu karanlık yapının bir an önce yargılanması ve kapatılması artık şarttır. #GüsoderKapatılsın #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Bitmedi yahu şu İngiliz lakırdısı...
Bu ülkeyi kuran insanlar İngiliz İmparatorluğu'nun Küçük Asya planlarını yerle yeksan edip İngilizlerin tam destek verdiği orduları imha edip Londra'da hükümet düşürmüş adamlar.
Bundan mütevellit İngilizlerin biricik padişahı kuyruğunu kıstırınca soluğu İngiliz zırhlısında aldı.
Neymiş? İngilizler gibi giyiniyormuşuz...
Şapka, takım elbise, kravat, ceket vs... bunlar medeni dünyanın kabul ettiği evrensel şıklık standartlarıdır.
İngiliz mingiliz değildir.
Gazi Koşusu'ndaki görüntüler de muhteşem görüntüler.
Güzel atlar, şık ve zarif insanlar, temiz örtüler ve masalar.
Cumhuriyet Devrimi gayet tabii bundan ibaret değildir ama evet; bu da Çağdaşlaşma Devrimi'nin bir parçasıdır.
Böyle utanç verici bir yönetim olabilir mi! "Bok gibi evlere mahkum ettim sizi, sahiplerim görmesin diye kapatayım", "Sahiplerim görmesin, evlerinizi boyamalıyım", "Sahiplerim kızar, parkları düzelteyim", "Sahiplerim kızar, Melih'in milyonlar gömdüğü ucubeyi de örteyim", "Sahiplerim kızar, sizin gittiğiniz yollara sokmayayım", "Sahiplerim azarlar, sizinle temas etmesinler", "Sahiplerim koltuğu alır, halka hesap vermek zorunda bırakır onlara özel havaalanı yapayım"... Bize, sahibi Trump-Netanyahu olmayan, sahibinin biz olduğumuz bir yönetim gerekmiyor mu!
İkiyüzlülüğün kitle haline gelmiş hali İslamcılıktır. Yabancılara sağlanan %0 vergiyi, ruhban okulu açılmasını sömürgecilik olarak görmeyip; fötr şapka görünce Deli Hikmet gibi 3 kuruşluk aforizmalara başlıyorlar. Şule de kadınlara dayak yemeye sabrı öğütlerdi, kendi yiyince oooo
Biraz cahil eğitelim 🫶
Gazi koşusuna kimse özentilik için şık giyinip gitmiyor.
Gelelim sebebine..
1925'te kabul edilen Şapka Kanunu ile başlayan bir gelenektir.
Gazi Koşusu, kanundan 2 sene sonra 1927'de Ankara'da koşulmaya başladı.
O dönemde seyircilerin, özellikle protokol ve şehirli seçkin çevrelerin şık şapkalarla görünmesi, Şapka Devrimi'nin hedeflediği modern dış görünüş anlayışına dayanır.
Yani şapka, yalnızca bir aksesuar değildir.
Cumhuriyet’in kamusal alanda modern görünme ve yeni hayat tarzı kurma sembollerinden biridir.
Kanun sadece bir aksesuar için değildir biraz araştırırsanız anlarsınız. O dönem şapka kanununa tepki veren, konuyu da başka amaçlara çekip isyan çıkaran kişiler ya hapse girmiştir ya da idam edilmiştir. (eline sağlık paşam)
Kimse kimsenin özentisi değil. ilk koşudan itibaren en şık şapka ve kıyafetlerle gidilirmiş.
Siz seversiniz yaşayamadığınız güzel olan her şeyi linçlemeyi ama zamanınızı boş tivit atmak kadar araştırma üzerine de harcayın.
Cahil göçüp gitmeyin şu dünyadan.
Kadın dümdüz normal bir şort giymiş, hava sıcak, dünyanın en doğal şeyi.
Bir yaşlı şahıs, çocuğu, hatta torunu yaşındaki bir kadının vücudunu süzüyor ve kadın bundan rahatsız oluyor diye metroda kadın linç ediliyor.
Ben dedim herhalde metroda böyle bir güruh denk geldi, talihsizlik falan oldu, sosyal medyada da kadın linç ediliyor.
Abi siz hayatınızda ilk defa mı şort giyen bir kadın görüyorsunuz? Veya çocuğu yaşında kadınları süzen erkekler sizin için doğal bir durum mu? Siz ne iğrenç varlıklarsınız?
Sarhoş olmayan ve/veya başkalarının huzur ve sükununu bozmayan kişilere sadece sahilde içki içtikleri için ceza verilemez.
Kabahatler Kanunu'nda (md. 35) sadece "Sarhoş olarak başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde davranışlarda bulunan" kişiler için yaptırım öngörülmüştür.
Kanuni dayanaktan yoksun bir valilik genelgesiyle/genel emiriyle ceza kesme işlemi hukuka aykırıdır.
Bu konuda özellikle bkz. İstanbul BİM, 10. İDD, E. 2024/826 K. 2024/2045 T. 27.12.2024.
"arabadan bile inmedik sadece 2 kişi ihtiyacını karşıladı" türü açıklamalar, bu saçma sapan tutuklamaları engellemeyecek. zaten yapabilmelerinin ön koşulu, diliyle zamanıyla vurgusuyla bu ve bunun gibi açıklamalar.