Baskı var dediniz, saçımızla başımızla uğraşıyorlar dediniz, Twitter da bize sallıyorlar dediniz (bu arada sosyal medyada ne işiniz varsa), hadi o zaman görelim dedik. Ama bunu derken, sizin nasıl rezil futbolcular olduğunuzu biliyordum, bekledim ve içimde sakladım.
Allah sizi bildiği gibi yapsın!!!
Bu saatten sonra, hiç birinizin Avrupa maçını, yurtdışında neler yaptığınızı izlemeyeceğim. Hatta karşı takımı tutacağım. Olur ya bir gün, benim takımım sizden birisini Türkiye'ye tekrar transfer ederse, gidene kadar boykot edeceğim.
Yazıklar olsun...
Baskı mı dediniz?
Ulan İran milli takımı savaştan çıktı geldi düşmanın ülkesine. Adamları saatlerce aradılar ve ülkede ağırlamayıp Meksika'ya gönderdiler. Her maç oradan seyahat edip, maç oynayıp kilometrelerce yolu geri dönüyorlar. Adamlara tek bir maç sorusu gelmiyor, savaş sorusu geliyor. İrak milli takımını soydular, aradılar. Lan Cape Verde sizin 6 yediğiniz takımla berabere kaldı lan.
Adını yeni duyduğunuz bir çok ülke
kaybetti ama, şahsiyetli oyun oynadılar, mücadele ettiler, güçleri nispetinde atak yaptılar, şampiyonaya renk kattılar.
Hiç öyle Teknik direktör falan da demeyin. Zaten Montella kovulsun ayrı mesele, ama siz onu da kafaya alıp, abi kardeş ilişkisiyle orayı disiplinsiz, laçka bir ortama çevirdiniz, tabii ki seversiniz.
Ama konu TD değil, konu bu seviyeye gelmiş oyuncuların, bir duvarı aşacak planlarının olmaması. Beceriksiz olmaları. Şimdi yine çıkar, çok etkilendim, ama özür dileriz bla bla, geri dön, tatil yap, yıllık 7,5 milyon euro'yu cukka et, nasıl olsa bizim toplum balık hafızalı, unutulur gider değil mi?
Arkadaşlar, siz buraya gelerek bir başarı elde etmediniz. Siz Dünya Kupası'nı, ruh hastası İnfantino'nun 48 ülkeye çıkartmasıyla beraber, Avrupanın dibindeki takımları play off'ta zar zor yenerek geldiniz.
Gittiğiniz yerde, başka hiç bir ülkeye nasip olmayacak şekilde, dünyanın bir ucuna, Berlin'den, Toronto'dan, Miami'den, Tokat'tan, Manisa'dan, Londra'dan binlerce taraftar peşinizden geldi. Ve bu insanlar oraya, dişinden tırnağından biriktirerek sizin beş saniyede kazandığınız parayı üç senede kazanarak geldi.
Ama siz, siz var ya siz, vurdum duymaz insanlar olarak, o hüngür hüngür statta ağlayan ve Avustralyalıların sosyal medyada dalga geçtiği çocuğu bile bir kez güldüremediniz. Normalde bu maçta ilk maçtaki bütün oyuncular cezalandırılıp, yedekte olanların tamamı oynamalıydı. Ama siz, Montellanın etrafında kurduğunuz ağ sayesinde, vaz geçilmez oldunuz, ben yemem bunları.
Şimdi, sakın son maça çıkmayın diyeceğim ama onun için federasyondan yürek ister. Eğer Hacıosmanoğlu'nun elinde biraz olsun otorite varsa, Montellayı şu an kamptan kovar, son sembolik maçta tamamen yedekler ile çıkılır.
Ben bunu ilk Avustralya maçından önce de söyledim. Yenilmek mesele değil, burası dünya Kupası, herkes yenmek için çıkıyor. Ama ruhsuz, karaktersiz, plansız ve umutsuz oynamaya hakkınız yok.
Ayrıca Arda sana sesleniyorum, bir Fenerli olarak söylüyorum, sen, futbol çok geriye gittiği için oradasın. Sen bir 10 numara falan değilsin,
İrfan bu haliyle hepinizi cebinden çıkartır, Emre Mor'un da biraz aklı olsaydı, sizi dört kez çalımlayıp sekiz tur bindirirdi.
"Siz koyunun bulunmadığı yerde Abdurrahman Çelebi olursunuz ancak."
Şimdi hepiniz def olup evinize gidin!
#BizimÇocuklar #MilliTakım
New York Mayor Mamdani published the text given to him by the Armenian lobby without examining it. No Armenians were killed on April 24.
Until World War I, Armenians rebelled approximately forty times. During World War I, taking advantage of the Ottoman Empire’s engagements with the Russian army in the East, they took the final step toward independence. They significantly impaired Ottoman supply and provisioning lines. In addition, by forming armed bands, they started to massacre civilian Turks, Kurds, Circassians, and Arabs living in Eastern Anatolia.
When the Ottoman government, despite all its efforts, was unable to prevent the onslaughts of Armenian terrorists, it published the Circular of April 24, which closed Armenian committees such as Dashnaksutyun and Hunchak, and led to the arrest of individuals confirmed to be associated with these organizations.
No conflicts occurred during the arrests of April 24, and no prominent Armenian was killed. However, the arrest of the leadership cadre of the committees rendered the potential rebellion leaderless and ineffective.
Prominent Armenians did not heed the warnings of Talat Pasha and other statesmen to give up their dream of independence. Armed bands continued their massacres. They killed thousands of Muslims by supporting the Russian army during the siege of Van, which ended with its invasion on May 15. In response to this situation, the Ottoman government was forced to enact deportation measures on 27 May. As the late historian İlber Ortaylı stated, the Armenian deportation of 1915 was not a precaution against a possible rebellion. Rather, the Act of Deportation in 1915 was a response to an actual rebellion and collaboration with the enemy army, and it was inevitable under the circumstances of the time.
It was planned that 924,158 people would be deported. However, not all of them were deported. Approximately 650,000 Armenians were deported and transported. Six months later, the deportations were halted. Therefore, the number of deported Armenians was lower. Also, after the Armistice of Mudros in 1918, a significant portion of the deported Armenians had returned to Anatolia.
When deportation became inevitable, security measures were taken for the lives and property of the deported Armenians. However, due to either the persecutions of Armenians against the Muslim populace in the hinterland or the personal inadequacies of some individuals, some unwanted events occurred. The Ottoman government investigated the crimes committed during the deportation and punished those responsible.
Milletimizin ve İslam âleminin Leyle-i Kadir’ini tebrik ediyor; bin aydan daha hayırlı olan bu müstesna gecenin bölgemiz başta olmak üzere tüm dünya ve insanlık için barışa, huzura, hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Gecemiz mübarek olsun.
Türk ve Türklük tartışması” başlığı altında okuması yazması kıt olanlardan birisi “ben Türkiyeliyim ama Kürd’üm” demek istemiş. Ne derseniz deyiniz, bununla birlikte kendisine aynı şekilde “ben Türkiyeli değilim, Türk’üm” diyen birine (Erhan Afyoncu’ya) hakaret ediyor. “Memleketin adı gerçekten Türkler tarafından kondu” dersem yanlış olur. Tarihçilerin kaynaklarda belirttiği üzere “Turkiya” ya da “Turkmenya” gibi isimleri Küçük Asya’yı çok iyi tanıyan, burada ticaret yapan Cenevizli ve Venedikli tüccar aileler koydu. Bütün orta zaman Alman seyyahları “Turkei, Türkenland” veya Fransızlar “Turquie” derlerdi. 16. asırda İngilizce seyahatname kaleme alan Nicolas de Nicolay ise “Turkie” diyor, dikkat ederseniz bizim bugünkü söyleyişimize oldukça yakın... Biz bu memlekete, Roma İmparatorluğu döneminden dolayı “İklim-i Rûm” diyorduk. Tabii, “Türk İmparatorluğu” ve “Turkiya” adları o asırlardan itibaren ölümsüz olarak yaşamaya başladı.
Zaten bir yerde coğrafyaya ad konmak istendiğinde ya hâkim milletin başkentinin, ya doğduğu kabilenin veya kurulduğu şehrin adını taşır, yahut çok az örnekte görüldüğü gibi Türklerin Roma hâkimiyeti nazariyesiyle ilgili bir isim olur. Osmanlı, kozmopolit bir dünya imparatorluğudur. Zamanla, çoğu Müslüman ülkede olduğu gibi, hanedanın kurucusunun ismi devletin adı olarak benimsendi. “Devlet-i Aliyye”nin tebaasına “Osmanlı” denmesi ise 19. yüzyılın bir denemesidir.
Milli Savunma Üniversitesi rektörü Prof. Erhan Afyoncu’nun “Türklük-Türkiyelilik” üzerine sosyal medyada ve TV programında yaptığı açıklamalar doğrudur. Herkesin altına imza atması gerekir. Bir kişinin, kendi “destructive” milliyetçiliği için böyle bir hücum yapması son derece yanlıştır. Ümit ederim ki o partide ve o gruptaki insanlar bu izaha katılmıyorlardır. Çünkü bu her şeyi bilen zat(!) maalesef saldırgan ve klişelere yüklenen bir tavır içindedir.
Erhan Afyoncu, gazete okur gibi, Osmanlıca denen Arap harfli eski asırlara ait kaynakları rahatlıkla okur. Yazdığı eserlerde kronolojik bilgide hata yoktur. Çok üretkendir. Millî Savunma Üniversitesi’nde başarılı çalışmaları görüldü. Askeri kanatla iyi ilişkiler kurarak donanımlı subay yetiştirilmesi için büyük emek sarfetmektedir. Bu sonuncusu da önemli bir meziyettir.
'İnsan büyür beşikte
Mezarda yatmak için.
Kahramanlar can verir
Yurdu yaşatmak için…'
15 Temmuz hain darbe girişiminde kahramanca mücadele ederek şehit olan P.Asb.Kd.Bçvş. Ömer Halisdemir’in kızı Elif Nur Halisdemir teğmen oldu. Teğmen Elif Nur Halisdemir diplomasını Milli Savunma Üniversitesi Maltepe (İzmir) Yerleşkesi'ndeki 15 Temmuz Şehitleri Spor Sahası’nda mezuniyet töreninde aldı.
Allah yolunu ve bahtını açık etsin.
Türkiye'de bazı kesimler farklı etnik kökene sahip birisi kimliğini ifade edince 'özgürlük ve demokratik hak'' olarak görüyorlar. Türk'üm diyince 'ırkçılık, faşizm' olarak yorumluyorlar. İsteyen kendi kimliğini istediği gibi ifade eder. Hiçbir engel yoktur. Ancak bizim kimliğimizi sınırlamaya kalkmasınlar. Biz Türkiyeli değil Türk'üz.
ÖSYM başkanı @BayramAliErsoy Bu nasıl lakayıtlık, bu nasıl bir basiretsiz kurum oldu
2,5 milyon öğrencinin bizzat ÖSYM başkanı ve kurumu tarafından önceden 30 temmuz-11 Ağustos olarak açıklanan tercih tarihi , açıklanan tarihe 2 gün kala , 01 ağustos-13 ağustos olarak değişiyor ve önceki açıklamalar siliniyor.
ÖSYM gibi kurum böylesi rezilliği nasıl yapar 2,5 milyon öğrenci, on binlerce görevli tercih uzmanı mağdur ediliyor.
Öğrenciler, aileleri önceden açıklanan tarihlere göre planlamalar yapıyor, tercihlerde görevli uzmanlar aileleri ile plan yapıyor, tercih için açıkladığınız tarihe göre memleketlerinden gelip gidecekler, otobüs uçak biletleri aldılar, ama yaşanan rezalete bakın.
ÖSYM nin basiretsizliği, keyfiliği nedeniyle mağduriyet yaşanıyor
ÖSYM sorumlular istifa etmeli veya görevden alınmalıdır
@RTErdogan@Yusuf__Tekin
Ölürse beden ölür. Canlar ölesi değil !
Onuncu köyün kurucu muhtarı, öfkesiyle, inadıyla, azmiyle güzel abim...
Evvel giden tüm Kuvvacılara selâm söyle.
Günü gelip de karşınıza çıktığımızda alnımız açık, başımız dik olsun.
Vatan sağ olsun.💐🇹🇷
#nihatgenç
DESTEĞİNİZE İHTİYACIMIZ VAR!
Sıcaklık, nem ve rüzgar açısından çok kritik günlerdeyiz. Kara ve hava gücünüz ne kadar kuvvetli olursa olsun saatte 100 km hıza ulaşan bu kuvvetli rüzgarlar, mücadeleyi zorlaştırıyor.
Anız yakan,düğünlerde vs torpil atan kim varsa direk İHBAR edin.
İran’daki suikast ve sabotajları kimin yaptığına bakarsanız çok şey anlarsınız. Türkiye de düzensiz göç ve mülteci meselesinde artık romantik söylemleri bırakıp rasyonel ve güvenlik temelli politikalara geçmek zorunda. Bir vatandaş olarak hükûmetten bunu talep ediyorum.
Rahim Demirbaş öğretmenimizi kaybettik..
Trafik kazasında kaybettiği oğlu anısına 25 yıldır fidan dikiyordu, Konya’daki adeta bir çölü ormana dönüştürmüştü.
Bu dünyada diktiğin on binlerce fidan öbür dünyanı da yeşertsin. Mekânın cennet olsun🌱
Seni unutmayacağız Rahim Amcam..
Erzurum, Sivas Kongrelerinin kararlarında ve Misak-ı Millî'de tüm dünyaya ilan edildi:
"Millî sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür."
🐺Atatürk diyor ki;
"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir."
📕1924 Anayasası hükmü koymuştur:
"Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur (denilir)."
📕Bugünkü Anayasa'mızda da farklı ifade ile de olsa hüküm aynıdır:
"Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."
🤘Biz de yıllardır diyoruz ki;
"Biz, Hep Birlikte Türk Milleti'yiz." 🇹🇷
❗️TERÖRİSTBAŞI’NIN AÇIKLAMASI HAKKINDA
Ön çalışmaları daha öncesine dayanan, 2024 Ekim ayında Meclis’in açılışında DEM Partililerle selamlaşma ve bir süre sonra da Teröristbaşı’na yapılan çağrı ile açıklanan bir sürecin son aşamasında, 27 Şubat 2025 Perşembe günü, saat 17.00’de Teröristbaşı’ndan beklenen çağrı, kamuoyuna duyuruldu.
Öncelikle belirtmeliyiz ki, ülkemizi ve milletimizi 40 yılı aşkın bir süredir uğraştıran, on binlerce insanımızın şehit olmasına sebebiyet veren bir terör örgütünün mahkûm ve mahpus elebaşından, âdeta medet umarcasına böyle bir çağrının beklenmesi bir utanç belgesidir.
Ülkemizde terörün sona ermesi, etnik ve mezhebîfarklarına bakılmaksızın bütün Türk vatandaşlarının barış ve huzur içinde yaşaması; vatanını, milletini seven ve insanideğerlere önem veren herkesin en doğal arzusu ve isteğidir. Bununla birlikte, şehitlerin kanlarıyla sınırları çizilen bu vatanda, Teröristbaşı’nın malum açıklamasında da “Cumhuriyet’in tek tipçi yorumları” ifadesiyle ülkedeki bölücü terörün temel sebebi olarak açıkça suçlanan Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kurulan Türk Millî Devleti’nin temel ilke ve esaslarının derece derece aşındırılarak değiştirilmesine yönelik bir “çözüm”, asla kabul edilemez. Daha açık bir ifadeyle, millî devlet ve üniter yapı esası, Türkçenin tek resmî dil oluşu ve Türk vatandaşlığı tanımı tartışmaya açılamaz.
Teröristbaşı’nın PKK’nın kendini feshetmesi çağrısında, görünüşte “ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler”den vazgeçildiği belirtilse de son iki yüzyılda “kapitalist modernite”nin Türklerle Kürtler arasında,tarihe dayanan “ittifak”ı parçalamayı hedeflediğinden ve daha sonra da “Cumhuriyetin tek tipçi yorumlarıyla birlikte” bu sürecin hızlandığından dem vurulmakta ve “Günümüzde çok kırılgan hâl alan tarihsel ilişkiyi, kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir.” denilmektedir.
Bu cümlelerin alt metnini okumak için çok kafa yormaya gerek olmadığı açıktır. Devlet’in beklentisi ve politikasının “tek taraflı bir teslim olma” olduğu ileri sürülse de bahsedilen “ittifak”ın “yeniden düzenlenmesi”nin bir anayasa değişikliği pazarlığı ya da en azından beklentisi ile ilgili olduğu saklanamaz bir gerçektir.
Açıklamanın İstanbul’da ve ilk olarak Kürtçe okunmasının sembolik anlamı da ortadadır. Kürtçe, zaten epeydir, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen bazı zeminlerde fiilen resmî dil gibi kullanılmaktadır. Bir millî devlette, farklı dilleri konuşan ve kullanan topluluklar olabilir ancak tek resmî dil olur; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmî dili Türkçedir ve bu, Anayasa’mızın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecekmaddelerinden biridir.
Teröristbaşı’nın tarihî bağlama atıflar yaparak “PKK; tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur.” demek suretiyle PKK terör örgütünün kuruluşunun ve kanlı eylemlerinin meşrulaştırılmaya çalışılması da çağrı metninin en göze çarpan yönlerinden biridir. Bu ifadeler, PKK’nın eylemlerinde hayatını kaybeden aziz şehitlerimizin kemiklerini sızlatmıştır.
Bu gelişmeyi, Suriye’de meydana gelen gelişmelerden bağımsız düşünmek mümkün değildir. Suriye’de yeni kurulmakta olan düzende, sözde müttefik ABD’nin koruması altında bulunan Suriye PKK’sının ve silahlı gücü YPG’nin meşru bir zemine taşınmasına yol açacak “çözüm”lerin Türkiye Cumhuriyeti açısından bir beka sorunu olduğu ve mevcut Hükûmet’in de 2015’ten beri buna karşı bir politika yürüttüğü dikkate alındığında, Kandil’deki PKK’nın silah bırakmasının çok da sadra şifa bir sonuç getirmeyeceği ortadadır.
👇🏻👇🏻👇🏻
80’li yıllarda doğup, daha kıymetli değer yargılarıyla ve eğitimle büyütülen, çocukluğu Anadolu’dan Görünüm programını izlemekle geçmiş ve nöbette unutulmuş gerçek nesle; bundan sonra daha çok sabır, sekînet ve kudret diliyorum. Şühedaya rahmet ve yakınlarına sabırlar diliyorum…
14 bin rehber öğretmen bakanlıktan nöbet istemiş
Psikolojik danışman demedim, dikkat edin.
Aylık 1300 tl için isteniyor nöbet
Ayazda bahçede kıçı donacak
Tuvalet kapısında koku ile bekçi olacak
Hatta bazı okullarda haftalık iki nöbet
1300 tl
Bu arada öğrenciye koşma diyecek
Veliyle
tartışacak
Psikolojik danışman etiğini yok sayıp disipline verecek, öğrenci azarlayacak
1300 tl için para için, mesleğinin ilkesini yok sayan??
Nöbet isteyen şahıs
Parayı çok seviyor isen
Ev temizliği günlük 3500 tl
Git cumartesi bir ev temizle üç aylık nöbet parası
En azından mesleğinin değerini, onurunu satmazsın
Ev temizle
Biz burada oldukça bu nöbet olmayacak