Aynı Signal AKP'lilere mübah, başkasına günah , öyle mi ? Her gün değil, her saat Türkiye bir hukuk devletidir deseler bile bir hükmü yok. Yaptıkları şey ne iç hukuka, ne küresel hukuka ve ne de inandık dedikleri dine uygun değildir.
@aliaktas7 Hukuken hiç bir şekilde suç teşkil etmeyen bir aplikasyonu kullanmayı suç imiş gibi lanse etmek de siyasal dincilere nasip oldu ! Bir de sokaklarda işlenen cinayetleri önleme de başarılı olsalardı bari ! Ülke her alanda batıyor, siyasi algı peşinde koşuyorlar.
Yığdıkça yığmış; bu iş büyüyecek...
Gökçek holding!
Dosyada başka isimlerde var
@EnsarNur74 ve @bulent_korucu ile Medyada Bugün'de
https://t.co/1v3DIGOqIl
@ilkeryucell Saçmalık ! Signal kullanmak hiç bir hukuk sisteminde suç değildir. Gözünüzün üstünde kaş var diye tutuklasalar daha mantıklı olur. Çünkü doğru. Signal uydurması ise saçmalık.
Yasak/Türkiye Kararında Hükümet Temsilcisinden Önemli Mütalaa!
1⃣Yasak/Türkiye dosyasının 7 Mayıs 2025 tarihli Büyük Daire duruşmasında Hükümeti temsil eden Prof. Dr. Olgun Değirmenci, AİHM'in verdiği ihlal kararlarının ardından yapılacak yeniden yargılamalar ve derdest benzer dosyalar bakımından önemli bir uzman mütalaası kaleme almıştır. Mütalaanın ilgili tüm dosyalara sunulmasında fayda vardır.
🔗https://t.co/g16mauGs1x
Melih Gökçek'te oyun bitmez
Almazya'da apartman, alışveriş merkezi almak; bunlar fakir AKP'lilerin yapacağı işler...
Bu iş başka...
@ademyarslan ile Okyanus Ötesi'nde
TAMAMI👇
https://t.co/y2fnedBHGL
DIB Mehmet Görmez yine temel kavramlari birbirine karistirmis, gündemi klasik hic bitmeyen gelenekcilik ve modernlik tartismasina indirgemis. Ilahiyatcilar bir kac nesildir bu tartismanin ekmegini yedi, bitmemis anlasilan Görmez de kendine bir cikis bulmak icin her zamanki ekmek kapisina siginmis. Ayrica bu konusma otoriter siyasi islamci zihniyeti yansitan bir konusma olmus.
Eger islam fikhi icerisinden konusacaksak, konu üzerine calisanlar iki kavram arasinda fark olmadigini görüsünü tercih eder. Fark oldugunu kabul edenler de mesru` kavramini hukukilik, yasallik (legalität) olarak tanimlar; seri kavramini ise haklilik, dogruluk (legitimität) olarak tanimlar. Fakat Türkce`de legitimität yanlis bir tercihle mesruluk terimiyle ifade edilir. Hadi diyelim Türkce`deki kullanimi esas aldi, mesru ile hakliligi kastetti. O zaman ser`ilik kavramina tasimadigi bir anlam yüklemis oluyor. Mesela Islam hukukuna göre zorbalik yaparak devleti isgal eden yönetici mesrudur, ama ser`i degildir. Yani hakli degildir ve dinin emrettigi bir yol degildir.
Gelelim zihniyet meselesine bu iki kavram arasinda ayrim yapan akademisyenler, legitimität`i adalet ve benzeri ahlaki ilkelerle yorumcunun kendi ictihadiyla hükmü iptal etmesi kanunu hice saymasi seklinde degil Idarecinin ve idare edilenin hukuka uymasi ve hukukun üstünlügü seklinde tanimlamayi tercih ederler. Bugün siyasi iktidarin kanun tanimazligini konusmak yerine kanunu kendi reyimle nasil bypass ederim diye güya fikir üreten ilahiyatcilarin acinacak hallerine tipik bir örnek olmus DIB Görmez.
Bahar Al, Edirne Cezaevi’nde tutulan kanser hastası eşi İbrahim Halil Al’ın tedaviye erişemediğini aktarıyor. Al, “Eşimi ölüme mi terk ediyorlar?” diye soruyor.
#KHKlarİptalEdilirse
AVRUPA FETİŞİZMİ DEĞİL, HUKUK VE EGEMENLİK MESELESİ!
✅25 Ağustos 2026'da AİHM Büyük Dairesi, Kavala (No. 2) dosyasında bir çok maddenin ihlaliyle birlikte, AİHS'in 46. maddesi gereğince derhal tahliye ile mahkumiyetin ortadan kaldırılmasına ve kararın Sözleşme hukuku bakımından yok hükmünde sayılmasına karar verdi. Bu karardan 6 gün sonra Uçum; “AİHM'in yetki sınırlarını tartışmak en doğal hakkımızdır” başlıklı bir yazı kaleme aldı ve yazının ana fikri, ulusal egemenlik gereği bu yetki sınırlarının tartışılabileceğiydi. Öncelikle bir görüşü savunuyorsanız, bunda samimi ve tutarlı olmanız beklenir. Örneğin, Batı Trakya Türklerinin dernek kurma hakkını Yunanistan'a karşı güvence altına alan Bekir-Ousta ve Tourkiki Enosi Xanthis kararları dış politikanın haklı bir dayanağı yapılırken ve Yunanistan'ın bu kararları uygulamaması Bakanlar Komitesi'ne yıllardır şikayet edilirken kimsenin aklına "milli egemenlik" argümanı gelmemiştir. Ne var ki, aynı denetim mekanizması sizi işaret ettiğinde bunun bir egemenlik ihlali olarak görülmesi, ortada ilkesel bir tutumdan ziyade, o güne has veya dosyaya özgü bir savunma refleksininin varlığını gösterir. Uçum'un yaptığı da budur!
✅Alıntılanan twitteki İzlanda örneği iki yönden yanlıştır. İlk olarak, Avrupa Birliği ile Avrupa Konseyi ve onun yargı organı olan AİHM birbirinden ayrı iki uluslararası örgüt, iki ayrı sözleşme ve iki ayrı yargı düzenidir. İzlanda 1950 yılından bu yana Avrupa Konseyi üyesi ve AİHS'in tarafıdır. Bahse konu referandumda da AİHM'in yetkisine dair hiç bir şey oylanmamıştır. Dolayısıyla, AB üyeliğine mesafeli yaklaşıldığından hareketle AİHM yetkisinin tartışılabileceği sonucunu çıkarmak, karşı tarafa "doğru kavram seti kullanın" çağrısı yapan birisi için oldukça hafif kalmıştır!
İkinci olarak, işin sayısal yönü de bu tezi doğrulamamaktadır. Zira referandum sonucu yüzde 52,8'e karşı yüzde 47,2 olarak çıkmıştır. Aradaki fark 12.600 oydur ve katılım oranı 2009'dan bu yana en yüksek seviye olan yüzde 82,5'e ulaşmıştır. Bu sonuç, İzlanda halkının neredeyse yarısının üyeliğe "evet" dediğini göstermektedir. Ayrıca, bu tartışma tamamen balıkçılıkla ilgilidir. İhracatının yüzde 40'ı balık ürünlerine dayanan bir ada ülkesi, Birliğin Ortak Balıkçılık Politikası'nın katı kısıtlamalarına girmek istememiştir. Üstelik İzlanda halihazırda Avrupa Ekonomik Alanı ve Schengen bölgesinin bir parçasıdır. Yani, ortak iç pazarda yer almakta, serbest dolaşım haklarından yararlanmakta ve müktesebatın çok büyük bir bölümünü uygulamaktadır. Dolayısıyla İzlanda Avrupa'ya bütünüyle sırt çevirmemiş, elindeki ekonomik kazanımların ötesinde gümrük birliğine ve ortak para birimine gerek görmemiştir. Türkiye'nin konumu ise bunun tam tersidir. Çünkü gümrük birliğine dahil olmasına rağmen, karar mekanizmasında yer almamaktadır.
✅Metin kendi içinde tutarsızsız. Zira yazıda, hem Avrupa Birliği'nin artık hasta bir yapı olduğu ve çözülme sürecine girdiği savunulmakta, hem de defalarca hak edildiği halde Türkiye'nin neden üyeliğe alınmadığı sorgulanmaktadır. Eğer söz konusu yapı değersiz ve işlevsizse, kapıda bekletiliyor olmak şikayet edilecek bir şey olmasa gerektir. Yok eğer kapıda bekletilmek haksızlık olarak görülüyorsa, o halde bu yapı kıymetli ve cazip bir oluşumdur. Birbirine zıt bu iki iddiayı aynı metinde savunmak hukuki bir argümandan ziyade, hamasi bir refleksin dışa vurumudur!
✅Metinde yer verilen "Avrupa'da da hak ihlalleri yaşanıyor" argümanı da hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Başka ülkede bir ihlalin yaşanması, bir başka devlete benzer bir ihlalde bulunma haklılığı vermez. Diyarbakır'da adalete erişim konusunda mağduriyet yaşayan bir vatandaş, benzer bir ihlalin Paris'te de yaşandığını öğrendiğinde bu durum onu teselli etemeyecektir. Ayrıca, başka bir ülkedeki hak ihlalleri de daha çok AİHM nezdinde dava konusu edilip karara bağlandığı için bilinmektedir. Uluslararası yargı kararlarını kendi haklılığınızı kanıtlamak için delil olarak kullanıp, sıra kendinizle ilgili denetime gelince o mahkemenin yetkisini reddetmenin hukuki bir tarafı yoktur.
✅ Yazıda üç ülkeyle ilgili verilen örnekler de savunulan tezin açmazlarından biridir. Şöyle ki;
İngiltere: 2023 yılında Birleşik Krallık parlamentosu tarafından İçişleri Bakanı'na, AİHM'in sınır dışı işlemlerine karşı vereceği geçici tedbir kararlarını uygulamama konusunda takdir yetkisi tanınmıştır. Ancak bu yetki bugüne kadar hiç kullanılmamıştır ve Birleşik Krallık AİHS'e taraf olmaya devam etmektedir. Devam eden bir tartışmayı gerçekleşmiş bir olay gibi sunmak, metnin kendi eleştirdiği "Avrupa'yı ölçü alma" çelişkisinin bizzat kendisidir!
İsviçre: Bu ülkede referanduma taşınan mesele de hiçbir zaman AİHM'in varlığı olmamıştır. Referandumda oylanan konu İsviçre ile Avrupa Birliği arasındaki kapsamlı bir antlaşma paketidir. Zaten İsviçre "milli hukukun uluslararası hukukun üstünde olduğu" tezini 2018 yılında Kendi Kaderini Tayin girişimiyle sandığa götürmüş ve yüzde 66 gibi bir oranla, üstelik bütün kantonların desteğiyle bu öneriyi reddetmiştir. Yani, savunulan bu tez İsviçre'de karşılık bulmamıştır.
Rusya: Rusya'nın Konseyden ayrılışını "bir günde çıktı" şeklinde ifade etmek, olayın ardındaki tarihsel gerçeği tersinden okumaktır. 15 Mart 2022 tarihli çekilme bildirimi, 16 Mart'ta Bakanlar Komitesi'nin Statü'nün 8. maddesi uyarınca alacağı resmi ihraç kararından hemen önce, yani kapının önüne konulmadan kendi iradesiyle çıkmış gibi görünme hamlesidir. Nitekim Rusya 16 Eylül 2022'ye kadar Sözleşme'ye taraf olarak kalmaya devam etmiştir. Ayrıca, Türkiye'nin yeri Rusya'nın çıktığı kapı mıdır?
✅ Benzer şekilde, ulusal egemenlik uluslararası antlaşmalarla ortadan kalkmadığı gibi aksine bu tür antlaşmalarla kullanılır. Türkiye, AİHS'i 1954 yılında onaylamış, bireysel başvuru hakkını 1987'de ve Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini 1990 yılında kabul etmiştir. Anayasa'nın 90/5. maddesine, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmaların kanunlar karşısında öncelikli olduğunu belirten hüküm 2004 yılında, bugünkü iktidar tarafından eklenmiştir. Yani, milletlerarası hukuku iç hukukun üstünde konumlandıran irade, bu milletin kendi egemenlik yetkisini kullanarak yaptığı anayasal tercihtir. Bu yapıya bugün "gayri milli" demek, ulusal iradenin geçmişteki tercihlerini yalnızca aleyhte bir karar çıktığında yok saymaktır. Öte yandan, monizm ve düalizm tartışmaları açısından bakıldığında, düalist bir sistemin benimsenmiş olması dahi devletin uluslararası sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 27. maddesi çok açıktır ve hiçbir devletin, uluslararası bir yükümlülüğü yerine getirmemek için kendi iç hukukunu gerekçe gösteremeyeceğini söyler.
✅Yazıda yer verilen ''elin bakışıyla ülkeni yargılayamazsın” sözü kulağa iddialı gelse de, hukuki bir karşılığı yoktur. AİHM, Türkiye'yi dışarıdan yabancı bir merci olarak yargılamaz. Aksine, bir vatandaşın kendi devletine karşı açtığı hak arama davasını karara bağlar. Orada adalet arayan kişi dışarıdan biri değil, hakkının ihlal edildiğini düşünen Türk vatandaşıdır. Uluslararası denetim mekanizmalarından uzaklaşmak ülkeye bir şey kaybettirmez gibi görünse de, asıl darbeyi Rize'deki, Diyarbakır'daki veya Kayseri'deki vatandaşın en son hak arama kapısına vurur. Türkiye, Avrupa Konseyi'nin 1950 yılındaki kurucu üyeleri arasındadır ve bu ortak hukuk sistemi başkalarına rağmen değil, bu ülkenin kurucu iradesiyle birlikte inşa edilmiştir.
📍Sonuç yerine; asıl mesele Avrupa hayranlığı değil, verilen her karardan sonra bu kararı eleştirmek yerine doğrudan kurumsal yapının tartışmaya açılmasıdır. Bu yaklaşım kısa vadede siyasi bir rahatlama sağlasa da, uzun vadede ülkeyi evrensel hukuk standartlardan uzaklaştırır. Temel ölçü, herhangi bir dış merci değil, Anayasa'nın ikinci maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti ilkesidir. Bu ilkeyi savunmak dışarıdan ithal edilmiş bir fikir değil, anayasal düzene duyulan sadakatin kendisidir. Mahkeme kararını beğenmemek elbette herkesin hakkıdır; ancak kararı veren mercii yetkisiz ilan etmek, vatandaşın hak arama hürriyetine kilit vurmaktan başka bir anlam taşımaz!