Genel Başkanımız Sayın Devlet BAHÇELİ Beyefendi’nin takdirleri ve İstanbul İl Başkanımız Sayın Volkan Yılmaz’ın tensipleriyle, Milliyetçi Hareket Partisi Ataşehir İlçe Başkanlığı görevine Sn. Hakan Arıkaya atanmıştır.
@_MHPistanbul_@BBvolkanyilmaz@HakanArikaya
Genel Başkanımız Bilge Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin takdir ve tensipleriyle Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanlığı görevi tarafımıza tevdi edilmiştir.
Üstlenmiş olduğumuz bu görev; bir hizmet alanı, bir mücadele sahası ve bir dava nöbetidir.
Sorumluluğumuz farkındayız.
Zira İstanbul; Türkiye’nin kalbi ve Türk milletinin gözbebeğidir.
Bu aziz şehrin her bir ferdini gönülden ve samimiyetle kucaklayacak, teşkilatlarımızla birlikte daha güçlü bir irade ortaya koymaktan geri durmayacağız.
Bu şehrin her sokağında, her hanesinde, her yüreğinde davamızın izini, ülkü ve ideallerimizi daha belirgin kılmak için çaba göstereceğiz.
Cumhur İttifakı; Türk milletinin birlik iradesinin adı, devletimizin bekasının teminatıdır. Bu büyük birlikteliği İstanbul’da daha da güçlendirmek amacıyla var gücümüzle sahada olacağız. İnancımız tamdır. Kararlılığımız nettir. Yürüyüşümüz kesintisiz olacaktır.
Millet için, devlet için, ülkü için durmadan, yorulmadan çalışacağız.
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Kandil münasebetiyle telefonla görüştüğüm Sayın Devlet Bahçeli’nin sağlığının gayet yerinde olduğunu bilmekten ve sesini duymaktan çok mutlu oldum. MHP Lideri Devlet Bahçeli önümüzdeki günlerde mesaisine başlayacağını iletti.
Bugün oynadığımız Fenerbahçe – Çaykur Rizespor maçında sahada yaşananlar Türk futbolu adına tarihe kara bir gece olarak not düşülecektir. Çaykur Rizespor Kulübü futbol takımını bugün sahadan çekilmediyse bunun sebebi; Türk futbolunun dünya genelinde itibarının zedelenmemesi içindir.
Çaykur Rizespor Kulübü için birilerinin kirli bir senaryo peşinde koştuğunun farkındayız. Son 5 sezon içerisinde Rizespor aleyhinde akıl almaz kararlar verildi. Belli ki birileri Rizespor üzerinde oyunlar kurmaya çalışıyor. Çaykur Rizespor Kulübü olarak çıkıp yüzlerine haykırmıyorsak Türk futbolunun geleceği içindir.
Ama artık yeter, emeğimizin çalınmasına izin vermeyeceğiz. Bugün sahada maç yöneten hakemin akşam yatağında nasıl uyuyacağını merak ediyoruz. Bu gece bir şehrin, bir camianın kıymetlisi olan Rizespor’un hakkıyla galip gelmesine izin verilmemiştir.
Türkiye Futbol Federasyonuna çağrıda bulunmak istiyoruz. Artık bu duruma acil müdahale edilmelidir. Biz, uzun zamandır futbolda adaletin sağlanmasından ve güvenin yeniden tesis edilmesinden yanayız. Biz spor ahlakıyla davranmaya devam ettikçe maalesef ahlaksızlar sınır tanımamaya devam ediyor. TFF’nin toparlanma sürecine girmesi umulurken, federasyonumuz her hafta ortaya çıkan kaosların önüne geçmek için daha ne bekliyor?
Açık açık görülüyor ki birileri bozuk düzenden yararlanmaya çalışıyor. Bütün futbol paydaşlarına çağrıda bulunuyoruz. El birliğiyle bu düzensizliği ortadan kaldırmalıyız. Bazı hakemlerin çifte standart uygulaması Türk hakemlik camiasına yapılan en büyük düşmanlıktır. Belki bir şeyleri düzeltir diye umut bağladığımız yabancı VAR hakemliği uygulaması da bu kara gecede sınıfta kalmıştır. Her hafta, sahalarda ilk kez görülmüş uygulamaları Rizespor maçlarında görüyoruz. Eğer Rizespor bu akşam yenik duruma düşmeseydi belki 8 kişi, o da yetmezse 7 kişi bırakılacaktı. Merkez Hakem Kuruluna seslenmek istiyoruz: “bizden ne istiyoruz?”, tekrar soruyoruz “bizimle ne alıp veremediğiniz VAR?”
Sadece Büyük Rizespor Ailesi değil Türk spor kamuoyu da bu akşam sahada yaşananlardan rahatsızlık duyuyor. Haftaya nasıl absürt kararlarla karşılaşacağımıza hayal bile edemiyoruz. Sahada amacı adalet dağıtmak olmayan hakemlere sesleniyoruz, “sabrımızı sınamayın, emeğimizi çalmayın!”
YETER ARTIK DURUN!
İbrahim TURGUT
Çaykur Rizespor Kulübü
Yönetim Kurulu Başkanı
Aliağa Güneş Hücresi ve Güneş Paneli Entegre Üretim Tesisimiz’in açılışını, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sn. Mehmet Fatih KACIR ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Sn. Alparslan BAYRAKTAR’ın teşrifleriyle bugün gerçekleştirdik.
UEFA’nın, Türkiye-Avusturya futbol müsabakasında attığı golden sonra Bozkurt işaretini haklı gurur ve sevinç içinde paylaşan Milli Futbolcumuz Merih Demiral’la ilgili aldığı iki maç men cezası, üstelik itiraz yolunun kapatılması tasvibi ve tahammülü imkansız skandal bir karardır.
Aynı zamanda ırkçı ve faşizan eğilimlerin UEFA’ya nüfuz etmesi utanç duyulacak bir ilkelliktir.
Bozkurt simgesi Türklüğün varoluşsal onuru, geçmişle geleceği buluşturan ortak değeridir. Nitekim bu değere hazımsızlık gösterilmesi Türk milletine beslenen iflah olmaz husumetin ve Türk tarihini karalama rezilliğinin iğrenç bir tezahürüdür.
UEFA, bazı ülkelerin futbolcularıyla ilgili verdiği benzeri kararlarda oldukça geniş görüşlü ve hoş görülü yaklaşmasına rağmen sırayı bir Türk futbolcu aldığında nefretini gizleyememiştir.
Dünya futboluna kara bir leke sürülmüş, 2024 Avrupa Şampiyonası’na gölge düşmüştür.
Ancak çılgın Türkler her engeli aşacak azim ve inançtadır. A Milli Futbol Takımımızın arkasında 85 milyon Türk vatandaşı dua, destek ve tezahüratıyla ayaktadır.
Geldiğimiz bu aşamada Türk milletinin tarihi mirasına apaçık saygısızlık yapan UEFA, bahse konu ayıplı kararını geri almadan A Milli Futbol Takımımızın Hollanda karşılaşmasına çıkmaması ve bir hak olan demokratik protestosunu bu şekilde göstermesi ahlaki ve milli nitelikli bir beklentidir.
UEFA laçka kararından vazgeçmezse Hollanda’nın sahada tek başına bırakılması ve A Milli Futbol Takımımızın Türkiye’ye dönüşü milli haysiyetimize en uygun seçenek olacaktır.
Boyun eğerek, taviz verilerek, teslim olarak kazanılacak bir başarı her manada hezimet ve zilletin makyajlanmasıdır.
Merih evladımızın ve bütün milli futbolcularımızın sonuna kadar yanındayız.
Biriz, beraberiz, hep birlikte Türkiye’yiz, Türk milletiyiz.
Dün akşam attığı gol ve oynadığı futbolla milletimizin takdirini ve haklı övgüsünü kazanan Merih Demiral evladımızın, gol sevincini Bozkurt işaretiyle paylaşması anlaşılan içimizde ve dışımızda pek çok hastalıklı çevreyi rahatsız etmiş, bu suretle farklı arayış ve açıklamaların bahanesi olmuştur. Türk ve Türkiye husumeti aşikar olan dahili odakların yanı sıra UEFA’nın da bu şer kervana iştiraki son derece yanlı ve yanlıştır. Merih evladımızın fileleri havalandırmasını müteakiben yaptığı Bozkurt işareti Türk milletinin dünyaya mesajı olup UEFA’nın bu kapsamda soruşturma başlatması hem maksatlı hem de son günlerde tehlikeli şekilde mesafe alan zincirleme provokasyonların bir ara istasyonudur. UEFA’nın başlattığı soruşturmayı kınamakla birlikte sahadaki mücadelemizin masa başında heder edilmemesi için herkesin, her insanımızın sağduyulu ve soğukkanlı davranması milli bir zarurettir. Her zeminde ülkemizin önünü kesmek, iç huzur ve barış ortamımızı bulandırmak isteyen fırsat düşkünlerinin tahrik ve tacizlerine kapılmamak ortak sorumluluğumuzdur.
2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Avusturya’yı mağlup ederek çeyrek finale yükselen, aynı zamanda ay yıldızlı formayı onurla taşıyan A Milli Futbol Takımımızı gönülden tebrik ediyor, bundan sonraki müsabakalarında başarılar diliyorum. Çok şükür Milli Takımımız göğsümüzü kabartıyor, gözlerimizi yaşartıyor, helal olsun hepsine. İnanıyorum ki A Milli Futbol Takımımız Avrupa Şampiyonluğu’na adını, spor tarihine de şanını ve namını yazdıracaktır. Ayaklarına taş değmesin, Allah yardımcıları olsun, Avrupa Şampiyonluğu da Türkiye’nin olsun.
Türk sinema ve tiyatrosunun duayen isimlerinden birisi olan Sayın Ayten Gökçer’in vefatından duyduğum üzüntüyü paylaşıyor; merhume sanatçımıza Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum. Milletimizin, acılı ailesinin, sevenlerinin ve Türk sanat camiasının başı sağ olsun.
Doğum ile ölüm arasında tıpkı bir sarkaç gibi gidip gelen, biteviye devam eden, inişli çıkışlı pek çok patikası olan, her insanın ayrı bir hikayesine de sahnelik yapan şu fani hayatın gerçek anlamı, genel ahlaki fikri annelerimizin muhterem varlığında ve muazzez vakarında mahfuzdur.
Anne, merhamet ve metanet duygusunun nişanesi, karşılıksız sevgiyle beraber, sabır ve sağduyunun timsalidir. Her anne özel, her anne önemli, her anne övünç kaynağıdır. Onları üzmeyelim, onları incitmeyelim, onlara asla yüzümüzü dönmeyelim. Bilelim ki, anne hayattaki ilk ışığımız, ilk sıcaklığımız, ilk güvencemiz, ilk nefesle son nefes arasındaki güneşimiz ve güldestemizdir. Annenin kırılması ve gücenmesi alemin mahzunlaşmasıdır.
Fedakarlığın burcu olan annelerimizin hayır dualarına layık olabilmek niyazıyla, hayatta olan annelerimize sağlıklı bir ömür, halen tedavi altında olanlara şifalar, vefat eden annelerimize de Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum. En başta şehit annelerimiz olmak kaydıyla, bütün annelerimizin Anneler Günü’nü gönülden tebrik ediyor, sonsuz hürmetlerimi sunuyorum.
Türk milliyetçiliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu fikriyatı, Türk milletinin kurtuluş ilhamı, aynı zamanda var oluş iradesidir. Merhum Peyami Safa’nın isabetle temas ettiği üzere, yeni Türk devletinin iki ana davasından birisi çağdaşlaşmak ise diğeri milliyetçiliktir. Şayet millet ortak değerler etrafında kenetlenmişse, şayet birlik ve dayanışma hissiyatıyla kaderini tayin etmişse, bunun dibacesi, en bariz dinamiği milliyetçiliktir.
3 Mayıs meşalesi, esas itibariyle Türk milliyetçilerinin iç ve dış çalkantılar karşısında göstermiş oldukları direncin aydınlığı; baskı, dayatma ve zor şartlarda sivil, meşru ve demokratik duruşun ahkamıdır. Merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın dediği gibi, 3 Mayıs milli şuurun ayağa kalkışı, küresel güç blokları arasında sarkaç gibi gidip gelen köşesiz politikalara karşı Türk milliyetçilerinin hür ve ahlaki direniş kararıdır.
Bugün bir bayram veya kutlama gününden ziyade bir idrak, bir ifade, bir anma, istikbale yönelik milliyetçi mesajın maşeri vicdanda kök salma özleminin bir hamlesidir.
Emek ve değer nedir bilmeyen, adalet ve hukuk nedir tanımayan; yağma, talan ve yıkımı ideoloji haline getiren başıbozuk güruhun 1 Mayıs’ta sahneledikleri vandallıklar medeniyet ve meşruiyet ölçüleriyle bağdaşmazken, Türk milliyetçilerinin tam 80 yıl evvel kanuni sınırlar içinde, fikir ve demokrasi namusuna riayet ederek yaptıkları gösteriler hala takdir ve tazimle hatırlanmaktadır.
Diyor ya Merhum Hüseyin Nihal Atsız; “Maviyi unutsak bile mazi kökümüzdür, en tatlı gülen yüz bize mazideki yüzdür.” İnancım odur ki, mazinin parlayan yüzü hiç solmayacak, Türk tarihinin derinliklerinden çağlayarak yükselen milliyetçi çağrı Türk milletinin diriliş azmini canlı tutacak, geleceğini de inşa ve ihya edecektir.
Dünyanın çetin ve çetrefilli bir tarih aralığında, İkinci Dünya Savaşı’nın beşeriyeti yakıp yıktığı bir zaman sürecinde Merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın devrin Başbakanına yazmış olduğu iki açık mektup sonucunda başlayan 1944 Türkçülük ve Turancılık Davası’nın 80’inci yıl dönümünde, Türk milliyetçiliğinin merhum ve muhterem inanç anıtlarını rahmetle, hürmetle, minnetle anıyorum. 3 Mayıs ruhunun, Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşma mücadelesinde sahip olduğumuz milli şuura daha da güç ve feyz vermesini temenni ediyorum.
Bin aydan daha hayırlı olduğu müjdelenen, Kur’an-ı Kerim’in nüzulüyle mühürlenen, tan yeri ağarıncaya kadar esenlikle mükafatlandırılan Kadir Gecesi’nin yüzü suyu hürmetine Rabbim’den niyazım dua, ibadet ve istiğfarımızı kabul etmesidir. Bu gece hasta gönüller için şifa, harap kalpler için huzur kaynağıdır. Allah’ın sonsuz rahmet ve merhametine sığınarak, her melanetin, her meşakkatin üstesinden gelineceği mukadderdir. İhlas, itibar, irade, hamiyet, muhabbet ve samimiyet sahibi aziz milletimiz başta olmak üzere, Türk-İslam aleminin, farklı coğrafyalarda ıstırap çeken, zulme maruz kalan mazlum ve mağdur kardeşlerimizin Mübarek Kadir Gecesi’ni tebrik ediyorum. Bu kutlu gecenin birliğimize, dirliğimize, varlığımıza, bekamıza ve selametimize güçlü bir nefes vermesini yürekten diliyorum.
Nevruz, Nizamü’l Mülk’ün hazırlattığı Celali takvimine göre yılbaşı olarak kabul edilen (yeni) gündür. Aynı zamanda güneşin Koç burcuna girmesini, gece ile gündüzün eşit olmasını simgeler. Eski Oniki Hayvanlı Türk takviminde de Nevruz vardır ve baharın gelişini müjdeler.
Nevruz günü; Hz.Nuh’un gemisi Cudi Dağı’na oturmuş, Hz.Yusuf kuyudan, Hz.Yunus balığın karnından çıkarılmıştır. Hz.Musa’nın Kızıl Denizi asasıyla yarması Nevruz Günü’ne denk gelmiştir. Türklerin Ergenekon’dan çıkışı da Nevruz Günü gerçekleşmiştir.
Nevruz, baharın feyziyle birlik ve beraberlik hissiyatının taçlandığı gündür. Bereketin, bolluğun, sevginin, hürmetin daha da güçlendiği dönemdir. Nevruz, Türk milletinin nesilden nesile taşıdığı bahar, barış ve kardeşlik meşalesidir. Bu meşalenin aydınlığında dostluk, yardımlaşma ve dayanışma ruhu tekemmül etmiştir.
Asırlar geçse bile bu çok önemli tarihsel ve kültürel miras Türklüğün vicdanında özenle korunmuş, özüyle ve özgüvenle yaşatılmıştır. Bu yüzden Nevruz; yeniden doğuşun, dirilişin, uyanışın, huzur ve esenliğin kutlu mesajıdır. Bu mesajın ülkemize, bölgemize ve dünyaya bütünüyle hakim olması yegane temennimdir.
Binlerce yıldan bu yana Balkanlardan Orta Asya bozkırlarına, Adriyatik’ten Çin seddine, Kafkasya yaylalarından Ortadoğu vadilerine, Kırım köylerinden Sibirya düzlüklerine kadar yakılan Nevruz ateşi Türklüğün hayat ve varlık haklarının tesciline sahne olmuştur.
Nevruz, milletimizi ortak amaç ve kaderde buluşturan köklü bir kaynaşma fırsatı olması bakımından bizimdir, bize has kadim bir emanettir. Yakılan Nevruz ateşi muhteşem Türk asırlarının kefili, en canlı görgü tanığı, en sağlam kültürel dokularından birisidir.
Bu düşüncelerle Türk milletinin 21 Mart Bahar Bayramı’nı kutluyor, Yenigün’ün bin yıllık kardeşliğimizin perçinlenmesi için tarihi bir eşik olmasını diliyorum. Son yurdumuzda birlik ve beraberlik içerisinde sonsuza kadar var olmayı Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor; tüm vatandaşlarımızla, gönül ve kültür coğrafyalarımızdaki tüm kardeşlerimizle sağlık, sıhhat, refah, mutluluk ve selamet dileklerimi paylaşıyorum.