TEKAMÜL BÖLÜM - 1
Tekamülün sırrı teslimiyette yatar.
Teslim olmuş nefs zorlandığını düşündüğü yerde desteğinin olduğunu hep bilir. Yaşadığı olay döngüsünün en nihayetinde kendi için olduğu ve yaradanın kimseye zulm etmediğini, bunun kendi için bir öğreti olduğunu bilir ve olgunun, öğretinin perde arkasını görmeye çalışır.
“Benim ne çıkarmam gerekiyor” der, “hangi seçimim yada duygum bu olayı var etti” der. Tefekkür eder ve en nihayetinde hakikatini bilir.
Tekamüllerimizi bir oda gibi düşünün. Her odanın dekoru farklı, olay örgüsü farklıdır. O odada hayatında olan insanların çoğu figürandır. Baş rol hep sensin. Hayatın boyunca bu odalara girer girer çıkarsın.
Bazen dekorlara ve figüranlara çok kızarız. Odanın kapısı çeker çıkarız ve tekamülü erteler başka odaya gireriz. Buda insan hayatında karmaşaya yol açar. “Her şey neden hep kötü gidiyor” deriz.
Aslında hiç bir şey kötü gitmiyor. Biz olay örgüsünü anlamak istemiyoruz dekorlara takılıyoruz. Bunları kendimize sorun etmeye başladıkça tekamül planından uzaklaşıyoruz. Sistem bizi uzak tutmamak için tekrar o olay örgüsünün içine atıyor.
Gör diyor sistem, herşey senin için, bu dekor bu figüranlar senin için kuruldu sahne anla diyor. Sürekli yardım eli geliyor. Anlamamız için hayatımıza bir çok rehber varlıklar girip çıkıyor. Rüyalar çoğu zaman habercidir ve mesajdır. Haberci rüya denince akla dünyada olup bitecekler anlaşılmasın. Senin hayatın için mesajdır, destektir, enerji yüklemesidir, uyumlamadır, aktivasyondur.
Çok güzel bir sistem içerisinde ruh gelişimini tamamlıyor aslında ancak İnsan görmemeye çok alışmış. Gerçek sandığımız hakikatinde senin için kurulmuş mükemmel bir sahne. Kendi hayatında başrol hep sensin, patronun yada eşin, çocuğun, annen, baban değil sensin güzel dostum. Onların tekamül planı ayrı senin ayrı. İlahi sistem herşeyi ilmek ilmek dokumuştur en ince ayrıntısına kadar.
Haksızlıklarla dolu bir hukuk mücadelesi veriyorum. Süreç ne kadar sürer bilmiyorum ama bir süre aranızda olamayacağım. Her birimizin derin sınanmalardan geçtiği süreçte bizde payımıza düşen mücadeleyi hakkıyla vermeye çalışacağız. Allah her zaman görüyor ve biliyor yargı sisteminin eksiklikleri Onun adaletini asla geciktirmeyecek.
Ben sadece üzerime düşen sabrı göstereceğim, hakikat er yada geç açığa çıkacak…
Sevgiyle…
La Tahzen...
Her zorluğun ardında bir kolaylık,
Her karanlığın ardında bir aydınlık,
Her çıkmazın ardında bir çıkış vardır.
Eğer Allah kalbine bir sızı düşürüyorsa şükret; sana Kendini hatırlatıyor demektir.
O yüzden üzülme. Yalnızca O’na güven... 🙏✨
Kur’an lütuftur, herkese nasip olmaz. Satırları herkes okur ama o kapıdan içeri sadece 'davet edilen' gönüller girer. Anlamak, bilginin değil lütfun sonucudur..
O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır. İnanmayanların ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalıdır.' (Fussilet, 44)
İman insanı yaradana yaklaştıran en temel yoldur. İman gösterişi, şekilciliği ve sahteliği sevmez. İmanı hakikatle işlemek, içten samimi ve çıkarsız yaşamak gerekir.
Dünya sahnesinde inançsızlık tüm maddeyi doyumsuz, hedefsiz ve tatsız bir hale getirir. İnanç ise her daim varlığını maddeyle bütünlemene yardımcı olur.
İmanla maddeyi bütünlediğinde mutluluğu değil o evrensel huzurun maddeye tezahürünü yaşarsın.
Anlatacak yazacak çok şey var ancak bazen susmak gerekir. Bir şeylerin gerçekten görülmesi yaşanması ve bazı şeylerin farkına varılması gerekir.
Dışsal etkilerden ziyade içsel etkilerle yol almak gerekir. Bu yıl böyle bir yıl olacak.. Kendine yoğunlaş ve geç olmadan görmeye başla.
Vakit daralıyor…
Hiçbir kötülük, hiçbir gizlilik O’ndan saklanamaz.
O bilir. O görür.
Ve her hakikatin gün yüzüne çıkacağı vakti de
yalnızca O takdir eder.
İnsan kendi içinde gizlendikçe sadece sakladığını zanneder…
Alak Suresi bir emirle başlar:
“Oku.”
Bu sadece harfleri okumak değildir.
Kendini okumaktır.
Hayatı okumaktır.
Kaderini ve Rabbini okumaktır.
İnsan kendini yeterli gördüğünde azgınlaşır.
Ruhsal yolda en büyük perde, “ulaştım” zannıdır.
Gerçek uyanış bilgiyle başlar,
ama teslimiyetle olgunlaşır.
Ve sure şöyle biter:
“Secde et ve yaklaş.”
Yaklaşmak mesafe kat etmek değildir;
perdeleri inceltmektir.
Uyanış bir üstünlük hali değil,
bir derinleşme halidir.
Okumaya gerçekten başladığında
artık sadece kitabı değil,
kendi hakikatini de görmeye başlarsın.
“Allah nurunu tamamlayacaktır.”
“Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Oysa kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.”
Saff/8
Hakikat bastırılabilir ama yok edilemez.
Işık örtülebilir ama söndürülemez.
Bazen karanlık artar…
Çünkü nur tamamlanmadan önce gölgeler yoğunlaşır…
Allah dünyaya belirli bir süre verdi.
İnsana ise sınırlı bir zaman takdir etti.
Her birimizin ömrü ayrı yazıldı, yolu ayrı çizildi.
Kimi için tekâmül mücadeleyle,
kimi için sabırla,
kimi için kayıplarla,
kimi için ilimle şekillendi.
Bazılarımıza yükselmek için fırsatlar sunuldu,
bazılarımıza ise başkalarının yükselişine eşlik edecek bilgelik verildi.
Çünkü her ruhun yürüyüşü kendine özgüdür.
Her sınav kişiye özeldir.
Ve her zaman, ilahi hikmetin tam vaktinde açılır.
Önemli olan sürenin uzunluğu değil;
o süre içinde ne kadar farkında olduğumuzdur.
Zira zaman bize ait değildir…
Ama o zamanın içindeki bilinç bizim sorumluluğumuzdur.
Dönüşüm farkındalık ister.
Farkındalık olmadan yaşanan değişim, bilinçli bir sıçrama değil; sadece yön değiştirmiş bir döngüdür.
Eğer insan kendi içsel uyanışına gönüllü olmazsa, hayat onu görünmeyen köşelerden sıkıştırmaya başlar. Çünkü bilinç genişlemek ister. Ruh tekâmül etmek ister. Ve bastırılan her hakikat, bir gün kriz kılığında kapıya dayanır.
Özellikle içinde bulunduğumuz bu dönem ve 2027’nin sonlarına kadar uzanan süreç, bireysel ve kolektif arınma eşiği taşıyor. Bu yıllar, yüzeyde kaos gibi görünen ama özünde bilinç sıçraması barındıran bir geçiş alanı. Derin sınanmalar yaşayabiliriz. İlişkiler, kariyerler, kimlikler sarsılabilir. Eski benlik çözülmeden yeni benlik doğmaz.
Burada asıl mesele kaosun içine savrulmak değil; kaosun altındaki hakikati görebilmektir.
Hiçbir şey sebepsiz yaşanmıyor.
Ya bilinçli bir adım atarız ve kendi irademizle ilerleriz,
ya da ilahi plan bizi ilerlememiz gereken deneyimlerin tam ortasına bırakır.
Bu bir cezalandırma değil; hizalanmadır.
Bu bir yıkım değil; eşiğe çağrıdır.
Şu an büyük bir eşiğin içindeyiz.
Ve bu eşik, kaçanları değil, yüzleşenleri geçirir.
Ruhsal uyanış, madde âleminde farkındalık artmadıkça yalancı bir aydınlanmaya dönüşür.
Uyanmak bir kaçış değil, daha büyük bir sorumluluğa bilinçle adım atmaktır.
Dünya tahmin edilenden daha derin bir dibe sürükleniyor.
İnsanlık yavaş ve sinsice bir bilinç zehirlenmesine maruz bırakılıyor.
Sorgulama…
Başını kaldırma…
Hakikatin peşine düşme…
Önüne konulanla yetin.
Sürekli kaygı içinde kal.
Yüzeysel problemlerle oyalan.
Kısacası: “Biz ne verirsek onu ye.”
Oysa bize verilen ilk emir “Oku”.
Kur’an-ı Kerim’de yankılanan bu çağrı, sadece harfleri değil; hakikati okumayı emreder.
Cebrail aracılığıyla Muhammed’e iletilen bu emir, edilgenliği değil bilinci yükseltmeyi hedefler.
Oku.
Bil.
Fark et.
Ve bildir.
Çünkü hakikat, kaygıyla değil idrakle yükselir.
Ana kaynağa bağlanan bilinç zehirlenmez.
Kollektif uyanış; tek tek uyanan zihinlerle başlar.
Artık bir üst seviyeye çıkıyoruz.
Zorlanacak, sınanacak belki yorulacağız ama arınacağız...
Bir üst boyut daha saf bir niyet daha temiz biz kalp ister.
Buna ne kadar hazırız?
@Lacivert48 Buna drekt cevap vermek doğru olmayabilir. Daha derin araştırılması gerekir. Üçüncü gözün açılması gözde normalden daha fazla foton algılama sağlayabilir ancak dediğim gibi daha derin araştırılması gerekir.
Her birimiz aklımızdan geçirip, gönlümüze koyduğumuz ve maddeye döktüklerimizden sorumluyuz...
Bu yüzden her an teslimiyette, aklı gönülle hizalayıp maddeye hakikati yansıtmamız gerekir.