Esnemek, şartlara uyum sağlamak övülür, fakat her dönüştürücü düşünce ve tecrübe esneme ve tercih imkanı vermeyen, tam müstakim bir noktada gerçekleşir. Tohumun çatlaması, bebeğin doğması gibi hayati her meselenin gerçekleşmesi kontrol dışıdır, Hakk’ın fiili perdesiz gösterir.
“Onlar ki Allah'ı gâh ayakta, gâh oturarak, gâh yanları üzere zikreder, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve derler ki: “Ey Yüce Rabbimiz! Sen bunları gayesiz, boşuna yaratmadın. Seni bu gibi noksanlardan tenzih ederiz. Sen bizi o ateş azabından koru!” (3:191)
Takvadaki “sakınma,” kısıtlanma ve zorluk değil kemal ve hikmet vadeder. Bu zahiri kısıtlanma, bir kapıyı açmak için sonsuz ihtimal arasından doğru anahtarı çekebilmek yetisidir. Açılacak bir kapı, bir gaye fikri olmazsa binlerce anahtara sahip olmak özgürlük değil mahrumiyettir.
Takva ise nefsi tahrip etse de, gaye ve anlam ile o ateş nura döner, bir feyz ve aşk kaynağı olur, ruhani hazlara gark olur, maddi hazları da ruh eliyle saf olarak alır. Bu Hakk dostu salih insanlar her çözüm ve mutluluğun teminatı, fıtri hidayet kaynaklarıdır. Alem onlarındır.
Hakk’a ibadet etmenin bizatihi anlamı, O’na hakkıyla ibadet etmenin hiçbir zaman mümkün olmadığı, olmayacağı gerçeğinin şuuruyla ve dahası bu gerçeğe *rağmen* ibadet etmektir. Böylece imkansızı yapmak, dolayısıyla ihlası kazanmak, mutlak oluşu duymak, hakikate bir kapı açmaktır.
@Emmoglu_35 Ve dahi zanda ihlas yoksa bulanıklık vardır, halis olmayan kalple de ne isterse istesin olmaz. Olsa zannetse dahi olmaz. Çünkü ne istediğini bilmediği için olması da mümkün değildir.
Allah kulunun zannı üzeredir, ki bu insanın diğer şeyler hakkındaki zanlarını da dolaylı olarak içerir. Demek ki Allah alemi kullarının zannı üzere yönetmektedir. Demek ki insanın kesbettiği en ince duygu ve düşüncesi dahi alemde olup bitenlerle alakadardır.
@Emmoglu_35 Eğer zannında ihlaslıysa evrenden değil putlardan da istese Allah onu verir, neticesi ilahi azap dahi olsa. Hz. Üstad şer dahi olsa ihlas ile kim ne isterse Allah verir diyor. Fakat “gerçekten” ve ihlasla isteyebilecek mi? Şerri böyle istemek çok zor.
@Emmoglu_35 Ayrıca, Allah hakkındaki zan onun yarattığı eşya ve hadiseler hakkındaki zannı da kapsar bence. Mesela hayat şöyle ölüm şöyle bir olgudur demek, Allah hakkındaki zandan kopuk olamaz. Buradan daha çok sonuçlar çıkıyor…
@Emmoglu_35 Estağfirullah Yusuf abi, o çıkarımın dayanağı Allah’ın yalnızca belirli bir vakit değil, bilakis her vakit kulun zannı üzere olması. Madem öyle, her an o zan üzere terbiye etmektedir. Öyleyse, alemde ne olup bitiyorsa kulların zanlarıyla ilintilidir, kopuk olamaz.
Öyleyse insana dair samimi hiçbir şey değersiz değildir, hatta alemin her türlü işi için hayatidir. Kainat büyük insan olduğu, insan küçük kainat olduğu gibi, samimi inleyen bir kul hürmetine alemin nizamının bir yöne doğru gitmesi akıldan uzak değil, hatta -caizse- adiyattandır.
“Zaten bütün kitaplar, Allahu Teala’yı zikrederek heyecanlansınlar diye nazil olmuştur.” Yine hazretten. Yani nihai gayeleri insanın aşk u şevke ve vecde gelmesi, istiğraka düşmesi, Hakk’a vasıl olmasıdır, deniliyor.
Müzik var, müzik var... Kalbin harekete geçmesi, aşk, vecd, ve raks söz konusu olduğunda ayrıcalık müziğin. Diğer sanatlar, hatta şiir dahi bir noktaya kadar… Kur’an için de baştan sona saf müziktir denilse, caiz olursa, denilir. (İmam Gazali’nin Sema ve Vecdin Adabı’ndan)
Nefse en yüksek cismani hazları dahi unutturan, ve içinde bütün benliğiyle yok olup ölüp gitmeyi istetecek derecede akılları baştan alan ilahi aşkın zevki. Barla Yaylası, çam, katran, ardıç, karakavağın meyvelerinden biri…
Tasavvuf ıstılahında insanın ruh, kalp ve nefs olarak üç temel vücut mertebesi vardır. Ruh her şeyden müstağni olduğu gibi nefs de her şeye muhtaçtır. Bu iki mertebe arasında bir geçit ve insanın mahiyeti olan kalpten, ruh tarafına dönmesi ve nefsi kurtuluşa ulaştırması beklenir.
Bu tefekkür de Kur’an ve sünnetin şerhi noktasında, Hz. Üstad, Hocaefendi, Abdulkadir Geylani, İmam Rabbani, İbn Arabi gibi zatların metinleri içinde, nazari değil, bilakis müşahade ve mevhibe olarak kelama yansıyan bir irfanın hakkaniyetine şehadet ederek harekete geçebilir.