İnsan yitirdiğimiz, unuttuğumuz, mutlaka bulmamız gereken varlık. Türkiye'de pek çok alanda iyi yetişmiş insanımız var, bunların birikimlerini, enerjilerini bir havuzda birleştirelim. İçimizde var olan sahibine teslim edilmesi gereken emanet olan hakikati zâyi etmeden yol alalım.
Mesele çok net görülüyor. Faizsiz sukuk fonunda parası olan bakana da "foncu" iftirası atılabilen bir vasata geldik. Puslu havaları sevenler pusuda. Elbet hukuk önünde verirler hesaplarını.
https://t.co/NN4c3eN5Y5
ردًا على تطرق صحيفة "دير شبيغل" الألمانية لحالات الإعدام في السعودية..
الأمير تركي الفيصل:
معظم حالات الإعدام تتعلق بجرائم المخدرات، والجميع يعلم أنها جريمة تصل عقوبتها إلى الإعدام، ربما لا توجد عمليات إعدام في ألمانيا، لكنكم تسمحون لإسرائيل بقتل 20 ألف طفل
Öncelikle vefat eden yavrumuza rahmet, yaralı öğrencilere acil şifalar diliyorum
Bu olaydan bağımsız olarak yaziyorum
Besmelesiz eğitimin açıklarını aile yuvası kapatiyordu. Ama aile de dağıtıldı.
Yeni nesil sevgi ve merhametten uzak yetişiyor. Netice bu
https://t.co/C9FJjz4tSg
🔴 Erhan Afyoncu:
Türkiye’de 8 yıllık eğitim yeter.
Zorla okula giden çocuğun kendisine faydası olmadığı gibi, okumak isteyen çocukların da huzurunu bozuyor.
Şartlara teslim olarak değil ufuklara yelken açarak yola girelim. Dünyanın bize sunduğu şeyleri terk ettik derken bile onlara mahkûm yaşamaya razı olmak garabet olarak önümüzde duruyor. Yarınlar bizim, biz olarak kalabildik mi? Başka sorular da var ama sorma cesareti kimde kaldı!
MİLLETİMİZİN HELAL KAZANCINA UZANAN ELİ KIRARIZ! 🇹🇷
Muhterem Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın riyasetinde Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantımızı gerçekleştirdik. Ülkemizin ve dünyanın gündemini değerlendirdiğimiz toplantıda, sermaye piyasalarında yaşanan son gelişmeler de kapsamlı bir şekilde ele alındı.
Muhterem Cumhurbaşkanımızın, toplantı sonrası yaptığı açıklamalarda ortaya koyduğu yaklaşım, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en büyük yol göstericimiz olacaktır:
"İster piyasa manipülasyonuyla, ister borsa oyunlarıyla, ister belediyelerde yaşandığı gibi apaçık yolsuzluk yaparak olsun, her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa, karşısında bizi bulur, devleti bulur.
Kimse bizi, başkalarıyla karıştırmasın. Kimse bizi, milyarlarca liralık yolsuzlukları savunmak için meydan meydan, şehir şehir dolaşanlarla mukayese etmesin. Biz, onlara benzemeyiz.
Bizim kırmızı çizgimiz aziz milletimizdir. Milletimiz söz konusu olduğunda da tavrımız bellidir: Biz, ne hak yeriz, ne de vatandaşın hakkının yenilmesine göz yumarız. Hele hele başkaları gibi hak yiyenleri savunma yoluna asla gitmeyiz. Aramızdaki fark, işte budur.
Söz konusu insanımızın huzuru ise, söz konusu 86 milyonun ekonomik güvenliği, refahı, kalkınması ise, bunda en küçük bir tereddüt göstermeyiz.”
İçişleri Bakanlığı olarak, Türkiye’nin huzuru ve güvenliği için gece gündüz demeden çalışmaya devam edeceğiz. Milletimizin helal kazancına, alın terine ve birikimine uzanan kirli elleri mutlaka kırarız.
Modern zamanda servet zenginler arasında dönüp dolaşan meta hâline geldi. Para kasadan kalbe doğru yol aldı. Daha fazla kazanç, daha lüks tüketim, daha hızlı değiştirme sarmalı her yanı kuşatmış vaziyette. İnsan ekonomi, üretim için vasıta olarak görülüyor. Bize kanaat lâzım...
Okullarda eğitimi ve öğretimi bozan çocuk sayısı okul nüfusunun maximum %2'si 3'ü bu %3 zorunlu eğitim alacak diye okulun %97'si zarar görüyor.Okullarda her ay düzenli disiplin kurulu toplanıp Öğretmenlerin hepsinin onayıyla bazı çocukların zorunlu eğitimine son verilmelidir.
Meğer ne çok yeni müctehidimiz, buna teşne ne çok taze namzedimiz varmış. Talihsizlik şurada ki bu yeni İslam müctehidlerinin kıymet-i ilmiyesini ortaya koyacak Mustafa Sabriler yok.
🔴 Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin:
Çocuğa “Aydınlanma” dediğinizde Osmanlı’nın veya ondan önceki Türk devletlerinin bir medeniyet merkezi olduğunu nasıl anlatacaksınız?
Çünkü bilinçaltına siz zaten orayı karanlık çağ olarak kodluyorsunuz.
Bunu yaptıktan sonra tarihiyle barışık bir kuşak yetiştireceğiz diyemeyiz.
نتنياهو يتحدث عن التوراة...وفي ذات الوقت جنود من الجيش السوري الجديد مع جنود أتراك، أنجزوا جسرا عائما فوق نهر الفرات في الميادين، ووقفوا لالتقاط صورة تذكارية رافعين العلمين السوري والتركي.
لكن خلفهم عبارة أعتقد أن وقعها أكبر من قصة الجسر نفسها:
إنما المؤمنون اخوة.
وبالتركية إلى جانبها: MÜMİNLER KARDEŞTİR... المؤمنون إخوة.
وهنا تأخذ الصورة بعدا دينيا...جيشان... سوري وتركي... يعملان معا في عمق دير الزور، ثم تظهر فوق آلياتهم آية قرآنية تتحدث عن الأخوة بين المؤمنين.
وهذه المظاهر الدينية تحديدا تستفز العقل الصهيوني الذي ينظر أصلا إلى صعود تركيا الإسلامية وعلاقتها بسوريا من زاوية عقائدية وتاريخية، وليس عسكرية فقط.
والمفارقة أن نتنياهو نفسه كان بالأمس يتحدث عن التوراة والدراسة الدينية داخل إسرائيل في القناة 14 الاسرائيلية... أي أن الرجل الذي يقود الاحتلال يدرك جيدا أهمية الدين في تشكيل هوية الدولة والمجتمع والجيش....
وهذا يعيدنا الى تخريج حفاظ القرآن في درعا قبل اشهر والذي علق عليه الجنرال الاسرائيلي حنان غيفن بانه "كارثة" وذلك على قناة i24 الاسرائيلية!
****
.
.
حتى تفهم الصراع التركي الاسرائيلي وخلفياته وابعاده ادعوك لمشاهدة احدث حلقة عن ذلك على اليوتيوب : https://t.co/VrcM4tDF8d
İnegöl'de köfte
Bursa’dan Ankara’ya dönüyorum.
Yol İnegöl’den geçiyor.
İnegöl’ü bilirim sanırdım. Meğer insan bazı şehirleri haritadan biliyor, içine girince başka bir memleketle karşılaşıyormuş.
Bir adres soracağım.
Birine sordum: Halepli.
İkinciye sordum: O da Halepli.
Üçüncüye sordum: O da…
Dördüncüde nihayet bir İnegöllü buldum.
Bunu ne yermek için söylüyorum ne de kimsenin memleketini, ekmeğini, sığındığı yeri mesele etmek için. Tam tersine, Anadolu'nun tarihi zaten göçlerin tarihidir. Balkanlardan, Kafkaslardan, Kırım'dan gelenler bu toprağa karışmış; İnegöl'ün kendisi bile bunun yaşayan örneklerinden biri olmuş.
Fakat üç kişiden üçünün Halepli çıkması insana şunu düşündürüyor:
Bir şehrin nüfusu değişirken şehrin ruhu ne kadar zamanda değişir?
Sonra yürümeye başladım.
Tuhaf bir şey oldu.
Vitrinlere baktım, dükkânlara baktım, insanların giyimine kuşamına, sokaklara, binalara baktım. Mobilyacıların, küçük esnafın tabelalarına, kaldırımlara…
Birden İnegöl'den çıktım.
1980'lerin Tokat'ına düştüm.
Çocukluğumun Anadolu'su karşıma dikildi.
Sanki birazdan köşeden elinde fileyle eve dönen babam çıkacak. Bir dükkânın önünde tahta sandalyesine oturmuş esnaf çayını karıştıracak. Bir çocuk elinde ekmekle eve koşacak. Mahalle bakkalının önünde veresiye defteri duracak.
Bu görüntünün insana verdiği sıcaklığı küçümsemiyorum.
Fakat sonra acı bir soru geliyor:
Binalar 1980'lerde kalmış gibi görünürken fiyatlar nasıl 2026'nın en önüne koşmuş?
İnegöl'e gelmişken köfte yemeden geçilmez dedim.
“En iyi köfteci hangisi?” diye sordum.
Tarif ettiler.
Gittim, oturdum.
Köfte geldi.
Sonra hesap geldi.
Bir porsiyon köfte yaklaşık 500–600 lira bandında.
İşte o anda önümdeki tabak yalnızca köfte olmaktan çıktı.
Bir memleket meselesine dönüştü.
Çünkü Anadolu mutfağında köfte hiçbir zaman zenginlik gösterisi değildi.
Köfte; etin azını çoğaltmanın, ekmeği ete katmanın, aynı sofrada birkaç boğazı doyurmanın zekâsıdır. Bir bakıma Anadolu'nun iktisat ilmidir.
İnegöl köftesi de saray yemeği değildir.
Muhacir yemeğidir.
Balkanlardan kopup gelen insanların beraberinde taşıdığı hafızadır. Yerinden edilmiş insanların yeni memlekette kurduğu sofradır.
Yani köftenin mayasında bile göç vardır.
Bugün aynı İnegöl'de yeniden göçmenlerle karşılaşıyorum.
Bir tarafta geçmişin muhacirlerinin şehre armağan ettiği köfte, diğer tarafta bugünün muhacirleri…
Ve ikisinin ortasında geçim derdine düşmüş Anadolu insanı.
Asıl canımı acıtan buydu.
Bir zamanlar fakirin de orta hallinin de ailesini alıp oturabileceği köfteci, yavaş yavaş hesap kitap yapılmadan girilemeyecek bir yere dönüşüyorsa mesele yalnız enflasyon değildir.
Mesele sofradır.
Çünkü bizim medeniyetimizde sofra iktisadi bir gösterge olmanın ötesindedir.
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diye büyütülmüş bir toplumda et, çalışan insanın sofrasından çekiliyorsa bunu yalnız TÜFE tablolarıyla anlatamazsınız.
Kasabın önünden geçerken başını çeviren baba vardır bunun içinde.
Çocuğu “köfte yiyelim” dediğinde hesabı zihninden yapan anne vardır.
Emekli vardır.
Asgari ücretli vardır.
Üç çocuklu aile vardır.
Ve en kötüsü, yavaş yavaş normalleştirdiğimiz mahrumiyet vardır.
Et bu ülkede bu kadar pahalı olmamalı.
Hele hayvancılığın binlerce yıllık kültür olduğu Anadolu'da hiç olmamalı.
Köfte bu kadar pahalı olmamalı.
Hele adı bir şehrin adıyla beraber söyleniyorsa hiç olmamalı.
Çünkü bir şehrin meşhur yemeği, o şehirde yaşayan insanların ulaşamayacağı hale gelmişse orada yalnız fiyat mekanizması değil, şehir ile insan arasındaki bağ da bozulmuş demektir.
İnegöl bana bunu düşündürdü.
Sokakları beni çocukluğumun Tokat'ına götürdü.
Halepli gençler Anadolu'nun bitmeyen göç hikâyesini hatırlattı.
Köfte ise bugünün Türkiye'sine geri getirdi.
Dün muhacir, yanında köftesinin tarifini getiriyordu.
Bugün muhacir adres tarif ediyor.
Yerli, hesabı düşünüyor.
Ben ise masada kalan son köfteye bakıyorum.
Belki de ekonomiyi anlamak için bazen yüzlerce sayfalık rapora gerek yok
Yunanlar, 500 yıl Osmanlı egemenliğinde kaldı. Hiç Türkleşmiş Yunan göremeyiz. Ama bu ülkede milyonlarca Yunanlaşmış “Türk” var! Bizans çocuğu onlar, bu ülkenin çocuğu değil! Fakat sesleri çok çıkıyor her alanda!
Âlimlerin, ariflerin ve gönül erlerinin yurdu Sivas’ımızda; AK Parti TBMM Grup Başkanı Sayın Abdullah Güler ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Bilal Erdoğan ile birlikte, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) örnek hayatını gelecek nesillere aktaracak Siyer-i Nebî Külliyesi’nin temelini dualarla attık.
İslam ülkelerinin dört bir yanından getirilen topraklar, birlik ve kardeşliğimizin nişanesi olarak külliyemizin temelinde buluştu. Biz de kadim ilim ve irfan merkezi Buhara’dan getirilen toprağı temele dökerek bu anlamlı ana şahitlik ettik.
Siyer’i yalnızca geçmişi anlatan bir tarih değil; Resûlullah’ın ahlakını, merhametini ve adaletini bugüne ve yarınlara taşıyan bir hayat rehberi olarak görüyoruz.
İhtisas enstitüleri, araştırma merkezleri, kütüphaneleri, İslam sanatları merkezleri ve ilim halkalarıyla bu kıymetli eser; ülkemize ve İslam âlemine hizmet eden müstesna bir ilim, irfan ve hikmet merkezi olacaktır.
Muhterem Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’ın liderliğinde; eserlerin yükseldiği, imanlı, ahlaklı ve şahsiyetli nesillerin yetiştiği Türkiye Yüzyılı’nı inşa ediyoruz.
Bu hayırlı eseri Sivas’ımıza kazandıran Siyer-i Nebî Vakfımıza, Ömer Faruk Müderrisoğlu Hocamıza, hayır sahiplerimize, destek veren kurumlarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Rabbim, bu müstesna eseri nice gönlün Resûlullah muhabbetiyle buluşmasına vesile kılsın.
#Sivas
#SiyeriNebi
#İlimYaymaVakfı
Zaman zaman bu hesaptan İçişleri Bakanlığı ve Göç İdaresi Başkanlığı aleyhine sitem, hatta kınamaya varan tweetler attım. Hayal kırıklıklarımı dile getirip yapılan idari işlem için destek aradığım zamanlar oldu.
Geldiğimiz noktada; Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesini sahaya yansıtan, bu milletin öz değerlerinden yetişmiş cevherlerimiz olan İçişleri Bakanımız, ilgili Bakan Yardımcılarımız ve Göç İdaresi Başkanımız sayesinde artık gönül rahatlığıyla diyorum ki: Boraltan Köprüsü elhamdülillah yıkılmıştır.
Bizlere bugünleri gösteren Rabbimize sonsuz şükürler olsun. Hepsinden Allah razı olsun.
Dualarda buluşmak dileğiyle...
@mustafaciftcitr@mehmetcangirtr@mselamiyazici@FatihOfluoglu
🔴 Erhan Afyoncu:
Türkiye’de 8 yıllık eğitim yeter.
Zorla okula giden çocuğun kendisine faydası olmadığı gibi, okumak isteyen çocukların da huzurunu bozuyor.
15 Temmuz büyük ölçekli, gizemli ve küresel bir darbe ve işgal girişimiydi.
Ama esas itibariyle, İslâm’ı protestanlaştırarak PARALEL DİN icat etme projesiydi.
İslâm’ı Amerikanlaştırma, küresel sistemin önünde diz çöktürme ve küresel kapitalist siyonist sistemin önündeki asıl engeli ortadan kaldırma projesiydi.
Paralel devlet sorunu ikincil bir meseledir.
Paralel din, İslâm’ın hayattan ve dünyadan uzaklaştırılmasının adresi ve yoludur.
İşte #15TemmuzDestanı bu büyük tehlikeyi püskürtmüş ve #15TemmuzRuhu olarak adlandırılan bir direniş ve diriliş biçimi inşa etmiştir.
Ders alamazsak #15Temmuz benzeri darbeler, saldırılar kesinlikle tekrarlanır.
Şuhedanın kanı üstünde yürüyoruz. Hepimiz nefsimizi muhasebe edelim. İş yaparken kendimize ''biraz ayağın yere bassın'' değil, ''biraz ayağın yerden kesilsin'' diyelim.
Ayağı yerden kesilmeyen şuhedanın kanına basar.