Dükkana fayans yaptırıyorum. Diyarbakırlı Ali Usta sabah üç tane makine yağlı poğaça yedi. 1 demlik kaçak çay içti. Sabah sekiz akşam yedi arasında hiçbir şey yemeden full kondisyon çalışıp 75 metre² fayans döşedi. Öğlende ne yiyorsun usta diye sordum yemek yersem çalışamıyorum dedi. Hakikaten de yemeden sabahtan akşama kadar çalıştı. Şimdi bu kondisyonu gösteren adam günde 25.000 TL kazansa bile hakkıdır kardeşim. Klimanın altında ofiste oturup göt büyüten adam ustalar çok para kazanıyor diyor. Bir zahmet kazansınlar.
Football has a long memory and an even longer sense of humour.
"I will not sit next to a ball boy."
That is what Diego Maradona said at the pre-match press conference before the 2010 World Cup quarter-final against Germany.
He looked at the 20-year-old sitting beside him and genuinely did not know who he was.
When the press clarified that Thomas Müller was a German national team player Maradona responded: "I don't know who he is. The coach should be sitting next to me, not a player." Müller said nothing.
The conference was cancelled.
Twenty four hours later Germany beat Argentina 4-0. Müller scored the opener and afterwards said with perfect composure: "I don't think he thinks I am a ballboy anymore. I don't think he knew me back then but he does now."
That year Müller won the Golden Boot at the tournament.
Ufaklığı acile götürdük bugün. Hastanede işimiz bitti. Çıkışta bir taksi çevirdik. Adama evin adresini söyledim. Ana kavşaktan tam tersi bir yere döndü. En yakın geri dönüş en az 3 km.
Kardeş nereye götürüyorsun bizi hayırdır, her zaman geldiğimiz yol havaya mı uçtu, diye şaka yollu serzenişte bulundum.
Zaten bindiğimde hararetli bir şekilde telefonla konuşuyordu. Selam verdim, selamımı almadı, bizi aldıktan sonra da konuşmaya devam etti. Telefonu hiç kapatmadı. İrite oldum adama. Ne saygı var ne görgü. Çocuğun durumundan dolayı kafam fena dağınık zaten, biri öf dese ateş alacak durumdayım.
Ama adamın simasında bir perişanlık vardı. O dikkatimi çekti sonra. Ağır bir yük altında ezilmiş gibi ağlamaklı duruyordu. Bu şehrin adamı değil gibi, çok uzaktan, uzak bir medeniyetten gelmiş gibi hali vardı. Cezaevinden çıkınca yaşamıştım o hali. O yüzden dikkatimi çekti hali.
Neyse, ben adama nereye gidiyorsun diye söylenince, adam kafam çok dağınık abi kusura bakma, dedi. Sonra taksimetreyi sıfırlayıp, kaç lira verirsen sorun değil, istersen hiç verme, dedi.
Hayırdır kafan niye dağınık, bu meslekte kafa dağınıklığı kaza yaptırır, Allah korusun, dikkat et, dedim.
Bir dokun bin ah işit misali, ben bunları söyleyince taksici başladı anlatmaya:
55 yaşındaymış. 19 yıldır cezaevindeymiş. Yeni çıkmış. Ailesi dağılmış, karısı boşamış. O içeri girdiğinde 3 yaşında olan oğlu şimdi 22 yaşındaymış, metamfetamin bağımlısı olmuş. Kızı evi terketmiş. (Muhtemelen kötü yola düşmüş.)
Şimdi onları toparlamaya, ailesini biraraya getirmeye uğraşıyormuş. Oğlunu Amatem'e yatırmaya ikna etmeye çalışıyormuş. Bir yandan da taksiye çıkıp hayata tutunmaya çalışıyor. İçeride kanser atlatmış, fakat yeniden nüksetmiş. Normalde hastanede olması gerekirken çocukları için tedaviyi erteliyormuş.
O bunları anlattıkça ben eridim. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü adeta. Az önce selamımı almayıp yolu uzattığı için adama çıkışacakken, sonrasında mahçup ve üzgün bir şekilde adamı teselli etmeye çalıştım.
İnerken borcum ne kadar, dedim. Normalde 300 tutuyor bizim evden hastane. Ama taksimetreyi kapattığı için ne tuttuğunu göremedim. Para istemedi. Olmaz, dedim. 400 lira verdim. Para üstü vermeye çalıştı, almadım. İndik öylece...
Kimseyi kınamayın. Kimseye ön yargılı davranmayın. Hayat bazı insanlar için çok zor geçiyor zaten. Sen karşındakinden basit bir nezaket veya iyilik beklerken o insan o ân hayatının en ağır imtihanı altında eziliyor olabilir. Çok alelade bir şeyi bile yapamayacak ruh halinde olabilir.
Herkesin imtihan derecesi aynı olmuyor. Kimisinin yüzüne bakmadığı, memnun olmayıp burun kıvırdığı küçük bir nimet, başkası için dünyanın en kıymetli hazinelerinden daha değerli olabiliyor.