Lozan’ın Kürtler cephesinden özeti;
İngilizler, Sovyet karşıtı bloğa çekmek için Türkiye’yi destekledi.
Türkiye’nin, İngiliz-Fransız bloğuna karşı savaştığı koca bir yalan!
Osmanlı denetimindeki Kürdistan, İngilizce-Fransız emperyalizmi ile Türkiye arasında cetvelle bölündü.
Kürt halkı UKTH’dan yoksun kaldı hatta statüsüz bırakıldı.
Başta Türkiye olmak üzere Kürtlerin varlığı resmen reddedilerek ağır asimilasyon uygulandı.
Biz Kürtler açısından ise en büyük sorun yine Ulusal İttifakı gerçekleştirememek…! Bugün de sorunumuz aynı!
👉 Timur Soykan, ‘Allah’a liste veriyoruz’ diyen Menzil şeyhi hakkında konuştu:
• Biliyorsunuz Menzil tarikatı jandarmada, poliste, yargıda aklınıza gelecek her yerde çok örgütlü.
• Şimdi Menzil şeyhi şöyle demiş:
• “Bize hizmet edenlerin listesini Allah’a bildiriyoruz.”
• Şimdi Deniz Göktaş içeride değil mi? Dini duyguları güya işte hakaret etti filan iddiasıyla…
• Şimdi bu adam bu lafı söylüyor. Diyor ki: “Bize hizmet edenlerin listesini Allah’a bildiriyoruz.”
• Yani biz Allah’la temas halindeyiz diyor.
• Şimdi bu kişiyle ilgili ne bir soruşturma açılıyor, ne bir siyasetçiden ses çıkıyor, ne Diyanet “ya sen ne diyorsun?” diyor. Kimse bir şey demiyor.
• Bir Allah’ın kulu da çıkıp demiyor ki: “Ya sen ne diyorsun kardeşim? Sen peygamberliğini mi ilan ediyorsun?”
• Bunlar sahte peygamberler. İp tutuşturuyorlar milletin eline. Ondan sonra onların tövbelerini alıyorlar. Bir çeşit günah çıkartma.
• Ondan sonra diyor, bütün tövbelerini affettim diyor filan.
• Yani bunlar şunu bile iddia ediyorlar. Şeyhin öyle bir gücü var ki Azrail geliyor ölen müridi alıyor götürecek.
• Azrail’i durduruyor. Diyor ki: “Nereye götürüyorsun? Allah’a söyle. Bizim Gavs-ı Azam’ımız, yani Allah’ın görevlendirdiği yöneticisi izin vermiyor de.’ diyor.
• Azrail de gidiyor Allah’a söylüyor. Diyor ki gavs bırakmadı. Allah diyor o zaman gavsın bir bildiği vardır.
• Şimdi bu kişi diyor ki, bakın etrafına topladığı insanlara diyor ki: “Bize hizmet edenlerin listesini Allah’a bildiriyoruz.”
• Kim içeride? Deniz Göktaş içeride.
• Bu kişiler ne yapıyor biliyor musunuz?
• Jandarmada, adliyede, poliste, aklınıza gelecek devletin bütün kurumlarında örgütleniyorlar.
Vali Tuncay Sonel’in yaptıklarına şaşıranlar, tüm ‘faili meçhul dosyaların’ ardında böyle kirli görevliler var. CEZASIZLIK politikası koruyor hepsini. Tuncay Sonel ne ilk ne de son yetkili.
Em îşev li Kanîreşa Çewligê beşdarî mîhrîcana çand û xwezayê bûn.
Ji Kanîreşê em bang li îktîdar û dewletê dikin; li ser pirsgirêka Kurd hesabên siyasî nekin!
Ji azadiya Birêz Abdullah Ocalan re derî vekin û li ser bingehên zagonî ku bi her aliyê ve çareseriyê esas digre, nezî vê pêvajoyê bibin.
Merhaba, Bundan önceki 2 "X" hesabım da Türkiye'de yasaklandı, o yüzden bu hesabı açtım. Devlet ve iktidar olarak çok uğraşabilirsiniz ama ben yılmayacağım
İktidar ve yandaşları için bir ‘tokluk sınırı’nın belirlenmesi lazım.
Çünkü onların doyumsuzluğu emekliyi, emekçiyi, asgari ücretliyi bitirdi.
Onlar doymadan bu ülkede hiçbir yurttaşa imkan sağlamıyorlar…
Emeklilere, emekçilere, asgari ücretlilere insanca yaşanabilir bir ücretin sağlanması için daha ne kadar doymanız lazım ey iktidar!!!
#emeklimaaşıasrınfelaketi #Emekli
Tuncay Sonel’in bir suç örgütü lideri gibi hareket ettiğini söylemek artık abartı değil. Asıl tehlike, bu şahsın devletin tüm imkânlarını arkasına alarak çeteleşmiş olmasıdır.
Gülistan Doku’nun yaşamı üzerinden, nasıl karanlık ve çürümüş bir düzenle karşıya olduğumuzu bir kez daha gördük. Bu sürecin aydınlatılmasında, ortaya çıkan siyasi irade belirleyici oldu. İktidar, ilk kez bu davada adaletin işlemesine alan açtı. Bir Cumhuriyet Başsavcısının hem hukuka hem de vicdanına kulak vermesi sayesinde bu kirli, karanlık ve kanlı tezgâh deşifre edildi.
Ben de kendi adıma şunu söylemek zorundayım: Bu çete başı, 2018 yılında sosyal medyada benimle yaşadığı tartışmanın bedelini bana ağır ödetti. 2018’den sonra hakkımda ihbarlara dayanarak açılan davaların arkasında yine Tuncay Sonel’in olduğunu düşündüm ve yanıldığımı sanmıyorum. Onun kurduğu organizasyon yüzünden istemeyerek evimi, ülkemi terk etmek zorunda kaldım.
Ülkeden ayrıldığım hafta Dersim’de annemle babamın yaşadığı evin çelik kapısı kırılarak içeri girildi. Bunun açıkça bir korku ve tehdit eylemi olduğunu, Tuncay Sonel tarafından organize edildiğini aklıma getirdim.
Adına “sürgün” dedikleri bu sürecin artık son bulmasını bekliyorum. Ülkeme dönmek ve sesimin özlediğim topraklarda yeniden yankılanmasını istiyorum.
Bunun gerçekleşmesi için de hakkımda asılsız ve dayanaksız iddialarla açılan davaların yeniden ve tarafsızca ele alınmasını umut ediyorum.
Tuncay Sonel ne yazık ki sadece bazı yargı mensuplarını yönlendirmekle kalmadı. Magazin kisvesi altındaki tetikçiler üzerinden televizyonlarda aleyhimde programlar yaptırarak beni doğrudan hedef gösterdi.
Tuncay Sonel’in o dönemde sahip olduğu bu gücü kimden aldığı ve nasıl kullandığı mutlaka ortaya çıkacaktır. Bu karanlık dönemin aydınlatılması, hukuk ve adalet alanında atılacak adımların da temel taşlarından biri olacaktır.
Ferhat TUNÇ
Amara’nın Bahçesinde Kalanlar
"Eyvah!" dedi, telefondaki kişi.
Sesi önce duvarlara çarptı, sonra içimize bir taş gibi oturdu.
Ardından gelen cümle delip geçti: "Amara Kültür Merkezi'nde bomba patlamış, sayısız ölü var."
O anda anladım.
Bir şey çatırdadı içimde.
Zaman değil, zamana tutunduğum yerdi kırılan.
Nefesim asılı kaldı havada. Toz gibi çaresiz.
Önce sis çöktü üstüme.
Sonra bıçağa düştü ve usulca göğsüme indi.
Bir koşturmaca, bir yıkım ve kendimi arabanın içine atmam.
Anahtarı çeviren dostumuzun gaza basması ve motorun gürültüsü…
Suruç’a yirmi dakika mesafede bir yerdeydik.
Yanımda dostlar ve sessizlik.
Kalplerimizin atışındaydı çığlıklarımız.
Yüzümüze vuran güneş acılarımızla dertleşiyordu.
Kültür Merkezi’nin önüne geldiğimizde insandan bir duvar örülmüştü.
O duvarı yararak girdik içeri.
Ayaklarımızın altındaki toprak bile titriyordu.
Ve sonra bahçe.
Bahçede ölüm vardı.
Yaşamın ortasına ağıt düşmüştü.
Kelimeler yetmedi, cümleler dağıldı.
Etrafa savrulmuş bedenler gördük.
Ömürlerinin baharına şiir söyleyen fidanlar…
Onlar buraya savaşmaya gelmemişti.
Kobanê ile dayanışmaya gelmişlerdi.
"Yeniden inşa edeceğiz" demeye gelmişlerdi.
Ellerinde moloz değil, kitap vardı.
Omuzlarında silah değil, oyuncak vardı. Baharı yeşertmeye gelen çiçeklerdi.
Her biri rengarenkti.
Tozun ve kanın içindeydi kitaplar.
Oyuncaklar sahipsiz, torbalarda bekliyordu.
Hiç açılmamışlardı.
Hiçbir çocuğun eline değmemişlerdi.
Tıpkı sahipleri gibi.
Çaresizlik dizlerimi çözdü.
Yere yığıldım.
Kafama, dizlerime vura vura döküldü gözyaşlarım.
Ateşin içindeki sessizliğe ağladım, ağladım, ağladım.
Telefonlar susmadı.
Kiminin cebinde, bir çantada, avluda…
Israrla çalıyorlardı.
Sanki "buradayım" demek ister gibi.
Sanki "gel" der gibi.
Yerden birini kaldırıp baktım.
Ekranı kanlıydı.
"Alo" diyemedim.
Karşıdan kopan ses bir annenin sesiydi.
Belki bir kardeşin.
Dünya başıma yıkıldı.
Kapattım.
O çığlığı sırtlanacak gücüm yoktu.
O gün bugündür her telefon çaldığında, sesi beni Amara’nın bahçesindeki o puslu karanlığa götürür.
Sirenler hiç susmadı.
Ambulanslar geldi, yaralıları aldı, gitti.
Her gidişlerinde bizden de bir parça götürdüler.
Geride kalan bizler ne yapacağımızı bilemedik.
Yerde yatan genç bedenlerin üzerini gazetelerle örtmeye çalıştık.
Dün "barış" yazan manşetler, bugün kefen olmuştu.
Onlar özgür bir gelecek hayal etmişlerdi.
Kardeşçe bir yaşam istemişlerdi.
Alçakça, acımasızca ellerinden alındı.
Zebaniler, taşeronlar, karanlığın bekçileri yıkmışlardı o güzelliği.
Biz ne yapacağız peki?
Adlarını unutmayacağız.
Yüzlerini unutmayacağız.
Hayallerini unutmayacağız.
Hatırlayacağız.
Her 20 Temmuz’da hatırlayacağız.
Her bir kitap açıldığında hatırlayacağız.
Her bir oyuncak bir çocuğun eline geçtiğinde hatırlayacağız.
Her "Kobanê" dediğimizde hatırlayacağız.
Çünkü unutanlar kaybeder.
Biz ise asla unutmuyoruz.
Ferhat TUNÇ
#SuruçKatliamı
🛑1877 (93 Harbi)'de,Kürt aşiret Süvarilerinin Rus kuvvetlerine karşı Erzurum ve Bölgesini nasıl müdafâ ettiğine dair. Ahmet Muhtar Paşa'nın raporu.
🛑Bu Kürt aşiret süvarileri,Mütareke yılları ve istiklal harbinde'de işgal kuvvetlerine karşı Anadolu'yu muhafaza etmişti.
🛑Aha size buz gibi resmi belge.
Kürtlerin bu coğrafyanın sömürge altına alinamamasında herkesten daha çok emeği var.
🛑İşgallere karşı en büyük savaşımı Kürtler vermiştir.
Bakın, güya Hulusi Akar esir!
Ama Akın Öztürk'e:
“Genelkurmay Başkanı sizi davet ediyor.”
deniyor.
İnanmıyorsanız telefon kayıtlarını dinleyin!
Akın Öztürk de gece yarısı civarında Akıncı’ya geliyor. Ardından oturuluyor çay, kahve, çerez ikram ediliyor
Güya darbe yapılıyor!
Mizah dergisi Charlie Hebdo’yu peygambere hakaret etti diye basıp 12 kişiyi katleden IŞİD ile Deniz Göktaş’ı tutuklayan AKP yargısı ve Deniz hakkında isim vermeden “katli vaciptir” fetvası veren diyanet, aynı dünya görüşüne sahip.
Deniz Göktaş'tan, Kemal Kılıçdaroğlu ile arasında geçen diyalogla ilgili açıklama:
"Sulh Cezaya çıkmadan önce emrivaki bir şekilde görüştük. Geçmiş olsun dedi, teşekkür ettim. Bir ihtiyacım olup olmadığını sordu, yok dedim. Aslında kendisiyle görüşmek istemediğimi söyledim. ‘Madem geldiniz, milyonlarca gencin bir ricası var; lütfen CHP'yi salın’ dedim. Ben bunu söyledikten sonra başını salladı, sonra da gitti. 2023'te Cumhurbaşkanlığı için oy verdiğim insan, 2026'da yüz yüze nezaketsizlik yapmak zorunda kaldığım ilk insan oldu. Avukatımın söyledikleri doğrudur"
https://t.co/Oe82GKtfzf
Sorun çözecekler sorun haline gelirse tuz kokmaya başlar!
Kürdistan parlementosu niye oluşturdu?
Ülke ve halkın sorunlarını çözmek!
Ama Parlamento çalışmıyor.
Burda kim doğru kim yanlış ikinci planda kalır!
Sayın Mesud Barzani sorunların bir evvel çözülmesi için siyasi partilere çağrıda bulundu. Ama halen çözüme dönük adımlar atılmadı!
Bu kriz böyle devam ederse Irak ve diğer sömüegeci devletlere, Kürdistan Federal Bölgesinin egemenlik alanlarını daralmak için daha fazla alan açar!
Kürt halkının beklentisi şudur; “parlamentoyu çalıştırmak ve yeni hükümeti kurmak için artık adım atın” diyor!
Nasıl mutluyuz burada, her şeye rağmen..Sene 2002, Ankara Ulucanlar Hapishanesi, yıllardan sonra ilk açık görüş ve ilk fotoğraf imkanıydı, meğer son olacakmış... Daha kaç aile, kaç eş, kaç çocuk gerekiyor “bir daha asla” demek için...#OrhanDoğan
Selahattin Demirtaş'tan Deniz Göktaş'a destek mesajı:
Avukatlarım dediler ki; “Deniz Göktaş diye genç bir adam var, siyasi mizah yapmak suretiyle çaktırmadan senin koltuğuna göz dikmiş haberin olsun!”
“Dedim, şu andaki koltuğuma mı?”, “evet” dediler. “Öyle görünüyor ki bugün yarın tutuklanır.”
“Hadi inşallah, hayırlısı.” dedim. O hapse girerse ben bu defa kesin çıkarım, nitekim hapishaneler aynı anda iki adet böyle mahpusu kaldıramaz. Az kaldı!
https://t.co/KDSf3I1h8a
Di salvegera îdamkirina Şêx Seîd û hevalên wî de, em wan bi rêzdarî bi bîr tînin û bejna xwe li ber têkoşîna wan a ji bo azadiyê ditewînin.
Têkoşîna Şêx Seîd û hevalên wî li dijî înkar, îmha û êrişa li ser hebûna gelê Kurd bû. Wek wê rojê îro jî têkoşîna azadiyê bê navber didome û em ji berê zêdetir nêzîkî serfiraziyê ne.
Em careke din tînin ziman ku divê ciyê gorên Şêx Seîd û hevalên wî bê eşkerekirin.