Davinson Como’ya 30 bandına satıldığı an yerine çekilmesi gereken Stoper. CL’de %92 pas isabetiyle oynuyor. Topu sadece sağa sola değil dikinede oynuyor. Hat kırıcı paslar atıyor. Savunmada geri dönüşleri hızlı. Sakatlık ve kondisyon sıkıntısı yok sezonda 45+ maç oynuyor. Liverpool ve Tottenham ilgileniyordu ikiside yerine sağ stoper aldı. Brugge bonuslarla birlikte 35 milyon civarı bir bedele okey olur.
Bir vatan evladı’da çıkıp demiyor mu bu adam Ipswitch’te bile tutunamadığı için Brighton tarafından aldığı fiyattan daha ucuza Strasbourg’a satıldı. Orada’da 10 numara oynayamadı
, hoca oyun kurucu kanat denedi onuda oynayamadı yeni gelen hocada 10 numara oynayamadığını anlayınca 9.5 ve son maçlarda 9 oynattı. Arkasında veya yanında oynadığı 9 orta sahaya gelip oyun kurulumuna katılmazsa bu adam gol atamıyor. Galatasaray’da Osimhen’i geride oyun kurulumuna nasıl dahil edeceksin? Osimhen’i dahil etmedin diyelim Ugochukwu aldın kanatların Barış ve Sane 8’ini markaja aldıklarında Enciso için sahanın ortasına kedi kumu mu koyacaksın sıçsın diye?
Brahim–Can–Barış üçlüsünün önünde Osimhen varsa, Brahim’in alınması mantıklı hale gelir. Can, Barış ve Osimhen’in rakip savunma üzerinde kuracağı fiziksel üstünlük, Brahim’e çok daha fazla alan ve zaman kazandırır. Böylece onun teknik kalitesinden, dar alandaki yaratıcılığından ve son pas becerisinden maksimum verim alırsın.
Ancak Brahim’i, pres gücü yüksek bir kanat ya da fiziksel açıdan güçlü bir 9.5/forvet desteği olmadan 10 numaraya koyarsan, Şampiyonlar Ligi seviyesinde ciddi sorun yaşarsın. Bunu anlamak için geçen sezon gol üretmekte zorlandığımız maçlardaki kadrolara bakmak bile yeterli.
TRUMP VE F35LER
F-35 projesinde Türkiye’nin rolü gerçekten de anlatılandan çok daha büyüktü. İlk planlamalarda Eskişehir 1. Hava Bakım Fabrikası, F-35 motorlarının Avrupa’daki ilk ve en büyük ana bakım üssü olarak seçilmişti. Yani Avrupa'daki uçakların motorları bakım için Eskişehir'e gelecekti. Bunun yanında Türk savunma sanayisi firmaları, uçaktaki 1000'den fazla parçayı üretiyordu ve bunlardan yaklaşık 18-20 tanesi dünyada sadece Türkiye'de üretilen (Orta Gövde gibi) ya da alternatifi çok zor bulunan kritik parçalardı.
2019’da Türkiye S-400 krizi yüzünden projeden çıkarılınca, ABD bu parçaların üretimini Hollanda ve Norveç gibi ülkelere kaydırdı. Fakat bu ülkelerin hem üretim maliyetleri çok yüksekti hem de Türkiye’nin yakaladığı seri üretim hızına ve kapasitesine yetişemediler. Sonuç olarak F-35 üretiminde ciddi bir lojistik darboğaz yaşandı ve teslimat takvimleri altüst oldu.
Bu parça krizinin ve teknik sorunların en büyük darbesi ise uçakların harbe hazırlık oranlarına vurdu. ABD Sayıştayı raporlarına göre, F-35’lerin havada kalabilme oranları genel olarak düşerken, kendisinden beklenen tüm gizlilik, bombardıman ve savaş görevlerini eksiksiz yapabilen, yani "tam görev yeteneğine" sahip uçakların oranı gerçekten de %25-30 seviyelerine kadar geriledi. Yani teknik olarak bakıldığında, her 100 F-35'ten sadece 25'i şu an savaşa tamamen hazır durumda, geri kalanı ya parça bekliyor ya da hangarda yatıyor.
İşte tam bu noktada Trump’ın son yıllarda ve özellikle bugünlerde Türk sanayisini, sadakatini ve üretim gücünü aniden öne çıkarıp övmeye başlamasının arkasında çok büyük bir sıkışmışlık var. Trump, projenin tamamen tıkandığını, Hollanda ve Norveç gibi ortakların bu yükü kaldıramadığını ve ABD ordusunun elindeki uçakların o %25'lik tam hazırlık oranı yüzünden hangarlarda çürüdüğünü gördü. Yani Trump’ın Türkiye sevgisi bir gecede ortaya çıkmadı; Türk savunma sanayisinin alternatifsizliğini ve üretim gücünü acı bir tecrübeyle, milyarlarca dolarlık zararla anladılar.
Trump tam olarak bu yüzden Ankara'daki NATO zirvesinde açıkça "Yaptırımları kaldırıyoruz, dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz" diyerek Türkiye'yi F-35 programına geri almayı düşündüğünü ilan etti. S-400 problemini de bir şekilde çözeceğini söyleyerek, S-400'lerin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi veya pasif tutulması gibi ara formüllerle hem Kongre'deki engelleri aşmayı hem de Türkiye'nin o güçlü üretim hatlarını ve Eskişehir'deki bakım üssünü acilen devreye sokarak F-35'i bu küresel krizden kurtarmayı hedefliyor.
"Kim bir muahide (İslam devletinde yaşayan gayrimüslime) zulmederse, onun haklarını eksiltirse, ona gücünün üstünde yük yüklerse veya onun rızası olmadan kendisinden bir şey alırsa, kıyamet günü ben o kimsenin davasına bizzat bakacağım (karşısında olacağım)."
(Ebu Davud, Harac, 31-33)
"Müslümanlığın güzelliği, kişinin kendisini ilgilendirmeyen boş şeyleri (başkalarının özel hayatını, tercihlerini) terk etmesidir." (Tirmizi, Zühd, 11)
"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz."
(Buhari, İlim, 12)
Araç içerisindeki şahısların eylemi Türk Ceza Kanunu kapsamında doğrudan bir suç teşkil etmeyip, aleniyet unsuru varsa en fazla Kabahatler Kanunu uyarınca idari yaptırıma konu olabilir. Buna karşın, durumu kayda alan kadının fiilleri doğrudan ağır ceza yargılamasını gerektiren birden fazla suçu oluşturmaktadır.
Şüphelinin, şahısların rızası hilafına araç içerisini kaydetmesi ve bu görüntüleri ifşa etmesi, TCK Md. 134 (Özel Hayatın Gizliliğini İhlal) ve TCK Md. 136 (Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Yayma) suçlarını sübuta erdirmektedir. Kanundaki alt sınırlar uyarınca şüphelinin bu eylemlerden asgari 4 yıl hapis cezası istemiyle yargılanması hukuki bir zorunluluktur. Ayrıca, uzaklaşmakta olan aracı fiziki olarak durdurmaya çalışması da TCK Md. 109 uyarınca 'Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma' suçuna teşebbüs niteliğindedir.
Modern hukuk devletinde suçu soruşturma, şüpheliyi alıkoyma ve hüküm verme yetkisi münhasıran devletin tekelindedir. Kişilerin ahlaki gerekçeler arkasına sığınarak 'ihkak-ı hak' (kendi adaletini sağlama) saikiyle hareket etmesi kamu düzenini zedeler. Ahlakı koruma iddiasıyla işlenen bu tür münferit ve hukuka aykırı eylemler, toplumsal barışı bozarak çok daha büyük hak ihlallerine zemin hazırlamaktadır.
Galatasaray için transferler belli; Lucumi, Curtis Jones, Can Uzun, Brahim Diaz ve Ferdi Kadıoğlu ile kadroyu tamamen yeniden kurup Jakobs ve Sara’yı göndererek rotasyonu Emin Bayram, kiralık bir Hannibal veya Jhon Duran gibilerle desteklememiz lazım. Defans hattında birbirini tanıyan üçlü bir blok kurarken Emin'i altyapı kontenjanından CL listesine yazar, orta sahada maçın durumuna göre İlkay-Torreira-Jones-Lemina rotasyonuyla herkesi her an hazır tutarız. Forvette Osimhen, Diaz, Can Uzun,Sane, Sallai ve Barış Alper ile müthiş bir zenginlik oluşuyor; Diaz'ı 10 numaraya çekip kanatlara Barış ve Sane’yi attığında kadro kalitesinden gram düşmüyoruz, Sallai sağ bek-sağ kanat, Lemina stoper-orta saha derken joker olarak her deliği kapatıyor. İşin finansal kısmına gelirsek; Lucumi’nin sözleşmesi bitiyor diye Bologna’yı 18 milyona ikna ederiz, Liverpool’da oynamak istemeyen Curtis Jones’a 25-30 verip Odegaard’a 50-60 gömmekten kurtulur, oradan artan parayı da Ferdi’ye basarız; adam hem Galatasaray’a gelmeye razı hem de oyun tarzımız için biçilmiş kaftan. Brahim Diaz desen Real Madrid'de rotasyona düştü, çocuk 26 yaşında ve sözleşmesi 2027’dr bitiyor 20-25 civarına havada kaparız; sadece 5 adamla sağ, sol ve 10 numarayı 3’erli şekilde yedeklemiş oluyoruz. Jhon Duran maliyetinden dolayı biraz kumar gibi ama yine de sözleşmesi biten veya ayrılmaya can atan ucuz yollu bir 3. santraforu mutlaka çekmemiz şart, Can Uzun da zaten her türlü forvet hattında +1 yazar. Tüm bu isimler okan buruk sistemine cuk oturuyor. 170 milyonluk toplam maliyeti 4 taksite böldüğümüzde bu sene kasadan sadece 45 milyon çıkıyor; üstelik en yaşlısı 26 yaşında olan bu kadro 2 sene boyunca bir daha transfer derdi yaşatmaz. Bu takım Şampiyonlar Ligi’nde önümüzdeki 2 sene üst üste son 16 yaparsa zaten sadece turnuva gelirlerinden 120-130 milyonu kasaya koyarız, işler kötü gitse bile elimizdeki oyuncuların yaş ortalaması düşük olduğu için hepsi havada gider. Bruno Fernandes gibi 32 yaşında gelip elinde patlayacak, maaşıyla bütçeyi yakacak adamların peşinde koşacağımıza parayı bütün kadroya yaymak en mantıklı iş. Brahim Diaz bir sezon ışıldasa seneye 60’tan aşağı alamazsın, Ferdi CL’de çeyrek final görse 80-90’ları konuşursun; yerli oyuncuya parayı basıp böyle sözleşmesi biten yıldızları toplama şansı bir daha elimize geçmez.
#DursunÖzbekParalarNerede
Ufak bir alt not düşelim: Herkesin sıfırdan başladığı bir sistemde “Tamamen Serbest Piyasa” modeli kusursuz çalışabilir. Ancak yerleşik faktörlerin zaten bulunduğu bir sistemde tamamen serbest piyasa anlayışını uygulamaya kalkarsan var olan faktörlerin gücünü artırmaktan başka hiçbir şey yapmamış olursun.
Bu anlatıklarınız ekonomi kitaplarında son derece hoş duran, ancak gerçek dünyanın işleyişiyle çoğu zaman örtüşmeyen teorik zırvalardan ibaret. Hatta açık konuşmak gerekirse, kusursuz rekabet ve tamamen serbest piyasa anlatısı büyük ölçüde akademik soyutlamadan başka bir şey değil . Eğer bu model pratikte iddia edildiği kadar kusursuz çalışıyor olsaydı, liberalizmin beşiği kabul edilen Amerika Birleşik Devletleri’nin yüz yılı aşkın süredir antitröst (anti-trust) yasalarıyla kartellerle ve tekellerle mücadele etmesine gerek kalmazdı.
Ekonomi teorisi bize piyasaya girişin serbest olduğunu söyler. Teknik olarak doğrudur; kimse sizi şirket kurmaktan alıkoymaz. Ancak mesele şirket kurabilmek değil, mevcut oyuncularla rekabet edebilmektir. Gerçek dünyada piyasalara giriş önündeki en büyük engel çoğu zaman devlet değil, piyasayı elinde tutan yerleşik aktörlerdir.
Örneğin tavukçuluk sektörünü ele alalım. Yıllık 100 milyon adet üretim kapasitesine sahip bir tesis kurduğunuzda yem, ilaç, ekipman, lojistik ve finansman gibi girdileri sağlayabileceğiniz firma sayısı son derece sınırlıdır. Bu noktada ekonomi kitaplarının bahsetmediği bir gerçek ortaya çıkar: Tedarik zinciri gücü.
Piyasadaki büyük üreticiler yıllardır aynı tedarikçilerle çalışır, yüksek hacimli alımlar yapar ve zamanla güçlü bir çıkar ağı oluştururlar. Sonuç olarak mevcut üreticiye 1 birime verilen ürün, yeni girişimciye 3-5 birime satılabilir. Siz teoride daha verimli bir tesis kurduğunuzu düşünürken, pratikte rakibinizin satış fiyatından daha yüksek maliyetle üretim yapmak zorunda kalırsınız.
İşte burada “kusursuz rekabet” teorisi duvara çarpar. Çünkü piyasa artık rekabetçi değil, oligopolistik bir yapıya dönüşmüştür. Yerleşik firmalar ölçek ekonomileri, dağıtım ağları, marka gücü, tedarik zinciri kontrolü ve sermaye birikimi sayesinde yeni rakipler üzerinde görünmez bir baskı kurarlar.
Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz’in de vurguladığı gibi, piyasalar kendi hâline bırakıldığında her zaman rekabet üretmez; çoğu zaman güç yoğunlaşması üretir. Benzer şekilde Milton Friedman’ın bile savunduğu serbest piyasanın ön şartı rekabettir. Rekabet ortadan kalktığında geriye serbest piyasa değil, birkaç büyük oyuncunun fiyatları ve şartları belirlediği bir düzen kalır.
Bu nedenle “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler; serbest piyasa düzenler” anlayışını mutlak bir çözüm gibi sunmak gerçekçi değildir. Çünkü tarihte başarılı olmuş hemen hemen bütün kapitalist ekonomiler, bir yandan özel girişimi desteklerken diğer yandan kartelleşmeyi, tekelleşmeyi ve piyasa yoğunlaşmasını engellemek için aktif düzenlemeler yapmak zorunda kalmıştır. Aksi takdirde serbest piyasa, teoride rekabetin; pratikte ise birkaç büyük oyuncunun hâkimiyetinin adı hâline gelir.
Banvit ve diğer markalar kendi ürettikleri tavukların yasal ve meşru sahipleridir dolayısıyla bu tavukları ister 10 liraya ister 1000 liraya satma hakkına sahiptirler.
Eğer beyaz et üreticileri anlaşıp tavuk fiyatlarını suni olarak çok yükseğe çekerlerse sektörde devasa bir kâr marjı doğar.
Yüksek kâr marjı piyasadaki diğer girişimcilere bir fiyat sinyali gönderir.
Yeni girişimci: "Aaa tavukçular fiyatı uçurmuş, maliyet düşük, kâr çok yüksek, hemen bir tavuk çiftliği kurayım ve onların belirlediği fiyatın bir tık altına satarak bütün müşterileri kapayım" der.
Piyasaya yeni giren bu rakipler (veya kartel içinden gizlice fiyat kırıp daha çok satmak isteyen uyanıklar) sayesinde kartel kendiliğinden çöker.
Piyasanın regülasyona (devlete) ihtiyacı yoktur piyasa doğası gereği kendini fiyat sinyalleriyle regüle eder.
"Haksız rekabet" devletin uydurduğu soyut bir kavramdır.
Devletin, ortada bir gasp veya cinayet yokken, insanların kendi aralarındaki sözleşmesine müdahale edip şirketlere kayyım ataması (yani özel mülkiyete el koyması) asıl saldırganlığın ve mülkiyet ihlalinin ta kendisidir.
@sancak9999@yavuz_invest Sende Clio var, mahalledeki dilenciye Magnum’dan Porsche çıktı. Bir ay sonunda hanginiz daha fazla araba kullanmış olursunuz? Hava gücünün niceliği değil, niteliği önemlidir.
@yavuz_invest Bu tür haberler algı yönetimi için yapılıyor. Bunlarda onlara destek oluyor. Sözde vatanperver görünen bunun gibi birçok hesap dış istihbaratların maşası gibi hareket ediyor. Türkiye EGE’deki hakim güçtür aksini söyleyen her hesabın ekmek yediği yeri iyi araştırın.
@yavuz_invest Bu Atina FIR hattıdır ve FIR hatları sadece hava trafik sınırını belirler. MİLLİ HAVA SAHASINI DEĞİL. Türkiye’nin etrafından dolanmasının sebebi Yunanistan’ın askeri uçaklardan da uçuş planı istemesidir. A-400M ile DogFight yapılmayacağı için etrafından dolaşıyoruz.
@yavuz_invest Ayrıca FIR’a bu bildiriyi yapmak sözde hava sahasını kabul etmek demektir. Bildiri yapmazda Libya’ya gidersek ne olur? Atina’dan 4 F16 kalkar Ankara’dan 4 F16 kalkar. Her sevkiyatta 4 F16 uçuş saati boşa harcanmış olur. Operasyon verimliliğimiz düşer.
15-17 Yaş Arası Suça Yönelimin Artışı Hakkında:
1/ 2018 yılından itibaren 14-18 yaş grubu çocuklarda gözlemlenen suça yönelim artışının en büyük sebeplerinden biri “Nitelikli Okullar" ve “Adrese Dayalı Yerleştirme” sistemidir.
4/ Bu mekânsal hapsolmuşluk, ergenlik döneminin gelişimsel riskleriyle birleştiğinde, okul ortamını eğitim yuvasından ziyade küçük ölçekli çeteleşmelerin ve illegal otorite figürlerine duyulan hayranlığın kurumsallaştığı bir hegemonya alanına dönüştürmektedir.