"Belki biz olmayacağız ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak."
18 Mayıs 1973 tarihinde, dönemin faşist cunta rejimi tarafından 90 günlük işkence sonunda katledilen devrimci önder İbrahim Kaypakkaya'yı saygıyla anıyoruz.
Kadınların, gençlerin, emekçilerin ve tüm toplumsal kesimlerin ortak geleceği olan barışı büyütmek ve görünür kılmak hepimizin sorumluluğu.
Barış İçin Adım At!
Gavek Ji Bo Aştiyê!
📌 16 Mayıs Cumartesi
📌 Toplanma Saati: 18.30
📌 Toplanma Yeri: Cumhuriyet Meydanı
12 yıl önce Soma'da yitirdiğimiz 301 maden işçisini unutmadık.
Madenleri özelleştiren AKP iktidarından, mega kâr hırsıyla işçinin sağlığını ve can güvenliğini hiçe sayan patronlardan hesap soracağız.
🔴 41 yıl hapis, işkence, açlık grevleri, “Leninist” parti... Şimdi özgür: “Kimseye kinim yok, adalet mücadelesine devam”
🗣️ “Bana o kadar işkence yaptılar ama, benim hiç kimseye kinim, nefretim yok. Ancak, bedeli ne olursa olsun, bu ülkeye adaletin, hukukun gelmesi için her türlü mücadeleye gireceğim. Biz gerilla savaşını reddettik. İşçi sınıfının örgütlenmesini ve sosyalizmi savunduk, grevler örgütledik, hiç pişman değilim”
✍️ Yalçın Doğan'ın yazısı...
https://t.co/1Wv6hVjNVE
Ömrünün tamamını gerek sanat yoluyla, gerek siyaset yoluyla barış ve demokrasi mücadelesine adayan dostumuz, yoldaşımız Sırrı Süreyya Önder'i tam bir yıl önce kaybettik.
Anısını ve son nefesine kadar sürdürdüğü barış ve demokrasi mücadelesini daima yaşatacağız.
Üçüncü bir dünya savaşının gölgesinde 1 Mayıs, dünyanın bütün ülkelerinde işçi sınıflarına kendilerinin bağımsız, aşağıdan bir barış doğrultusu oluşturma zorunluluğunu hatırlatmalı. Bu bağımsız hat, dar anlamda pasifist bir tutumdan ibaret olamaz. Savaş karşıtı politika emek, demokrasi, halkların eşitliği, kadın özgürlüğü, göçmen hakları ve ekolojik yıkıma karşı mücadeleyle birleşmeksizin sonuçsuz kalır.
Tam burada bir enternasyonal savaş karşıtı blok ihtiyacı kendini hissettiriyor. Bu blok, yalnızca barış örgütlerinin, diplomasi yanlılarının ya da savaşın insani sonuçlarından kaygı duyan çevrelerin toplamı olarak düşünülemez. Savaş karşıtı blokun, emekçilerin, ezilen halkların, kadınların, göçmenlerin, gençlerin, kent yoksullarının, ekoloji hareketlerinin, anti-faşist ve ırkçılık karşıtı güçlerin, Filistin’le dayanışma hareketlerinin ve Kürt özgürlük mücadelesinin aynı tarihsel savaş karşıtlığı içinde birbirlerini tanıdığı bir toplumsal-politik zemin olarak kurulması gerekir.
Bu savaş karşıtı blokun ayırt edici niteliği, egemen devlet bloklarından birini seçmemesinde, seçmemek zorunda olmasındadır. Konu, yukarıdan kurulan devletlerin savaş ittifaklarına karşı aşağıdan halkların ittifakını kurmaktır.
ABD-İsrail savaş ekseninin bölgedeki başlıca savaş kaynağı olduğu gerçektir. Ama Avrupa savaşın dolaysız faili rolünden uzak dursa da ABD-İsrail’in cezasızlığın diplomatik kalkanı olarak savaş kaynağını beslemeye devam ediyor. İran gibi otoriter bölge devletlerinin emperyalist saldırıya uğraması onları barışçı ve özgürlükçü güçlere dönüştürmüyor. Türkiye’deki Erdoğan rejimi de emperyalist düzenden kopmayan, kapitalist devletler arasında pazarlıklar ve manevralar yapan, içeride ise “iç cephe” siyasetiyle toplumsal muhalefeti disipline etmeye çalışan bir otoriter, özgürlük karşıtı güç olmaya devam ediyor.
Bu ayrım 1 Mayıs’ta alanlardan yükselecek “barış” çağrıları için yaşamsaldır. Çünkü işçi sınıfı kendi tarihsel rolünü, devletler ve sermaye fraksiyonları arkasında hizalanarak değil, onlardan bağımsız bir toplumsal güç olarak kurabilir. Savaş karşıtı blok, doğası gereği yalnızca “barış isteyenler”in toplamı değil, savaş düzeninin maddi temellerine karşı çıkan bir emek ve halklar bloku olacaktır. Bu blok, silahlanmaya karşı sosyal bütçeyi; emperyalist müdahalelere karşı milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkını; otoriterlik ve faşizme karşı demokratik özgürlükleri, göçmen düşmanlığına karşı eşit hakları; patriyarkaya karşı kadın özgürlüğünü; kapitalist yıkıma karşı emeğin ve doğanın savunusunu aynı hatta bağlamadığı sürece gerçek bir savaş karşıtı güç haline gelemez.
https://t.co/ic2PyeOdhS
DEM Parti bileşenleri ve Sosyalistler olarak işçi sınıfının birlik ve mücadele gününde kürsüyü patronlara açan, sağcı eğilimleri öne çıkaran tertip komitesini protesto ederek alandan ayrıldık.
1 Mayıslar da kürsüler de siyasi iktidar da; herşey emeğin olacak!
EMEĞİN, BARIŞIN, DEMOKRASİNİN DÜŞMANI FAŞİZME GEÇİT YOK!
Açlık sınırı 47 bin, yoksulluk sınırı 113 bin lirayı aşmışken bizlere 28 bin lira ile yaşamayı dayatan; işçiye açlığı, halka sefaleti, sermayeye serveti reva gören AKP-MHP iktidarının faşist düzenine geçit yok! Haydi, 1 Mayıs’a!
70 yaşında çalışmak zorunda bırakılan, iş cinayetinde hayatını kaybeden, bugün rahat ettirilmesi gereken emeklileri sırtında yük gören, emekliyi ölüme ve yoksulluğa mahkûm eden faşizme geçit yok! Haydi, 1 Mayıs’a!
Okullarda şiddetin, güvensizliğin ve eşitsizliğin büyüdüğü, çocukların korunmadığı, gençlerin geleceksiz bırakıldığı; öğrencilere kapatılan üniversite kapılarını eli palalı çetelere açan; çocuklarımızı, gençleri çürümenin ve şiddetin içine iten bu karanlığa, bu faşist düzene geçit yok! Haydi, 1 Mayıs’a!
Kadın cinayetlerini politikalarıyla besleyen ve büyüten, kadınları ve LGBTİ+’ları yok sayan, eril iktidarın temsilcisi, nefret siyasetinin besleyicisi, yaşam hakkının faili patriyarkaya karşı 1 Mayıs’a, alanlara!
Köyüne, toprağına, suyuna, ormanına sahip çıkanların karşısına şirketleri, jandarmayı ve yasakları diken; JES’lerle, madenlerle, talan projeleriyle yaşamı yağmaya açan bu düzene karşı doğayı ve yaşamı savunmak için 1 Mayıs’a!
Seçilmişlere tahammül edemeyen; belediyelere, halkın iradesine, muhalif her kuruma kayyumla çöken; seçme ve seçilme hakkını gasp eden demokrasi düşmanı faşizme geçit yok! Haydi, 1 Mayıs’a!
Emperyalizmin saldırganlığının uluslararası hukuku dahi yok saydığı bir eşikte; onun en büyük temsilcisi ABD ve silahlı çetesi NATO, Filistin’de soykırım suçu işleyen Siyonist İsrail ve sözde İsrail’i eleştiren, lakin bütün ticari ilişkilerini sürdüren AKP-MHP rejimine karşı ezilen bütün ulusları birleşmeye çağırıyoruz!
Barış ve eşitlik temelinde, bir arada yaşama irademizi kararlılıkla koruyoruz. Yüzyıllık inkâr ve imha politikaları karşısında, Kürt halkının kolektif hak taleplerinin yanındayız. Halkın seçtiği temsilcilere tahammül edemeyen iktidar anlayışına karşı, halkların eşitliği için 1 Mayıs’a!
İşçilerin, emekçilerin, emeklilerin, gençlerin, kadınların, köylülerin, LGBTİ+’ların, ekoloji mücadelesi verenlerin, Kürt halkının ve tüm ezilenlerin birliğiyle emeğin, barışın, demokrasinin düşmanı faşizme geçit vermeyeceğiz! Antifaşist mücadeleyi büyüteceğiz!
YAŞASIN 1 MAYIS!
BİJÎ YEK GULAN!
YAŞASIN İŞÇİLERİN, EMEKÇİLERİN VE EZİLENLERİN MÜCADELESİ!
Şiddet politikalarının doğurduğu toplumsal atmosferi dağıtmanın yegane yolu, tüm siyasal ve toplumsal kesimlerin güvenli,eşit ve özgür bir ülkede yaşam talebiyle meydanlarda yan yana gelmesidir.
Giresun’un yüzde 85’i maden sahası ilan edildi. 100 bin çiftçi ve 38 köy ve yaylanın doğrudan etkileneceği bölgede maden şirketlerine karşı tepki büyüyor. Alagöz Maden, AKP-MHP desteğiyle bölgeyi yağma ve talan etmek istiyor. Bulancak ve Tirebolu-Görele hattında mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen jandarma eşliğinde sahaya iş makineleri sokulmaya çalışılıyor.
Holdinglerin uşakları değil, Karadeniz uşağı kazanacak!
Bileşen partimiz SYKP 6. Olağan Kongresi’ne katıldık. “Emeğin, barışın, demokrasinin düşmanı olan faşizme geçit yok” şiarıyla gerçekleştirilen kongrede seçilen yoldaşlarımızı tebrik ediyorum. Başarılar diliyorum.
Emek, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizde bileşen partimiz olan SYKP'nin ve temsil ettiği geleneğini önemi büyüktür.
Her türlü bedele ve baskıya rağmen SYKP ve devrimci geleneğinin Kürt halkının eşitlik, özgürlük mücadelesine sundukları destek yolumuzu aydınlatan önemli bir meşaledir.
Omuz omuza mücadele ederek kazanacağız.
Faşizme Geçit Yok" sloganıyla düzenlediğimiz SYKP 6. Olağan Kongremiz başlıyor.
Kongreyi YouTube üzerinden canlı olarak takip edebilirsiniz:
https://t.co/oLiYBnZRAo
🖇️ ZORUNLU BİR AÇIKLAMA
Birgün gazetesi Pazar ekinde “Bir Kitabın Düşündürdükleri” başlığıyla yayımlanan yazıda, Mahir Çayan Kitabı hakkında dile getirilen yanlış, önyargılı ve karalayıcı değerlendirmeler bizi bu açıklamayı yapmak zorunda bırakmıştır.