30 Ağustos Zafer Bayramında @TSKGnkur ve Suriye Ordusu işbirliği ile Fırat’ın iki yakasını bir araya getiren yüzerköprü inşaatı tamamlandı.
Köprü, sel felaketinde yıkılan eski köprünün yerine inşa edildi. Bu @TSKGnkur ile Suriye Ordusu işbirliği ile yapılan ikinci köprü.
Türk ve Suriye silahlı kuvvetleri, barışta da geleceği birlikte inşa ediyor.
@BulentSahin114@gelibolu2015 Bülent Bey, daha önce kaçtı sanılan birçok askerin daha sonra şehitlikleri tespit edildi. Bakış açısınızı anlıyorum ama rakam verirken temkinli olmanız lazım.
🌊 Karadeniz'de hareketli saatler... Sinop açıklarında dron saldırısına uğradığı ve hasar aldığı öne sürülen Hong Kong bayraklı "M/T Golden Sapling" isimli tanker, Samsun’un Alaçam ilçesinde karaya oturdu.
⚓ 21 kişilik mürettebatı başka bir gemi tarafından tahliye edilerek Rusya'ya götürülen insansız tanker, olumsuz hava koşullarının etkisiyle günlerdir sürükleniyordu. 26 Ağustos'tan bu yana sinyal alınamayan geminin karaya oturması üzerine Sahil Güvenlik ve Liman Başkanlığı ekipleri inceleme başlattı.
🇹🇷 Somali’de SAT Komandoları Operasyon düzenledi!
TSK'nın Somali'deki TURKSOM Askeri Üssü'ne malzeme götürürken kaçırılan Türk sahipli gemi, 17 Ağustos’ta deniz haydutları tarafından kaçırılmıştı.
Fidye talepleri kabul edilmeyen haydutlara, 29 Ağustos 2026 Cumartesi sabahı Türk fırkateyninde görevli SAT’lar tarafından operasyon düzenledi.
Gemideki 14 haydut kısa sürede etkisiz hale getirildi.
This video by @nasdaily is circulating, it presents the Druze as a people loyal to whichever state they live in, and then quietly leaves Syria's Druze out of the picture.
The result is predictable. A lot of people are now talking about Syrian Druze as if they are a foreign body in their own country!
So let me put some names on the table.
Laith al-Balous is the son of Sheikh Wahid al-Balous, the most respected Druze figure of the anti-Assad years, assassinated in 2015. He leads the Sheikh al-Karama forces. He backs Damascus.
Suleiman Abdul Baqi founded Ahrar Jabal al-Arab in 2014. He fought Assad, Iranian militias, Hezbollah and ISIS. He argues for one Syrian army rather than a separate sectarian force. He served as head of the security file in Suwayda from September 2025 until April this year.
Both of them went to Damascus in February 2025 to reaffirm their commitment to the state. Both are Druze. Both are from the mountain.
Now look at what happened to them.
Abdul Baqi survived an assassination attempt in 2021. Another in November 2024. In March 2025 his house was hit with rocket launchers. In November 2025 his home was raided by members of the Israeli backed National Guard.
Not by Damascus. By the armed faction that claims to speak for all Druze.
Both men are routinely denounced as traitors inside Suwayda. For what? For saying Druze are Syrians and should be part of the Syrian state.
That is what sidelining actually looks like, and it is not coming from the government.
Now consider who is doing it. Sheikh Hikmat al-Hijri founded the National Guard in August 2025 out of more than forty militias. In January this year he stated his central demand plainly: autonomy for Suwayda, conditional on an external guarantor, and he argued only Israel could provide it.
And it was Laith al-Balous, a Druze leader, who publicly pointed out that the National Guard absorbed factions tied to Assad-era security figures including Ali Mamlouk and Kifah Moulhem, and to the drug trafficker Raji Falhout!
A force built partly from the wreckage of the regime that oppressed everyone, now presenting itself as the protector of the Druze!?
Then there is Walid Jumblatt, the most senior Druze political figure in the Levant. He was the first Lebanese leader to visit Damascus after Assad fell, in December 2024, with the Lebanese Sheikh al-Aql alongside him. He has returned repeatedly since, including in April this year. When Israel began striking Syria in the name of protecting Druze, Jumblatt called for the religious council to convene and condemn it!
Al-Sharaa has met him again and again. He has pledged protection for the Druze, promised services to the community, and spoken publicly about Syria's diversity of sects.
So the picture is not Druze against Syria. It is Druze arguing with each other about Syria, which is what happens in every community with a real political life.
One current wants autonomy under Israeli guarantee. Another wants Druze rights inside a Syrian state, and has been shot at, raided and slandered for saying so!
The second group is losing ground. Not because Damascus abandoned them, but because the people with the guns and the Israeli patron have made their position dangerous to hold!
That is worth understanding before anyone decides what the Druze of Syria are.
And to whoever is now posting about Syrian Druze as traitors: you are doing the work of the exact faction you claim to oppose! Every one of those posts is proof for Hijri's argument that the Druze have no future in Syria and need someone else to protect them.
If you want the mountain back inside the country, the people to support are the Druze already saying so out loud, at real cost to themselves.
They exist. They have names. Learn them.
Karadeniz’de artık ikaz değil, icraat vakti geldi de geçiyor bile. Tek derdi gurbette ailesini geçindirmek olan denizciler-öğrenim gördüğü bölümü başarıyla bitirip zabit olma hayallerini gerçeğe dönüştürme peşinde olan genç stajyer öğrencilerin hayatları bir drone’un kaderinde. Bir çok vatandaş belki Karadeniz’deki son durumun acı gerçeğinden uzak ancak gencecik insanların hayalleri savaşın gerçekliği altında ezilmiş durumda. Devlet reaksiyonu Karadeniz’de daha yapıcı olmak zorunda.
Serkan beş yaşındaydı.
Evinin önünde oynuyordu.
Bir çocuğun en masum hakkını kullanıyordu; dışarı çıkmak, koşmak, çocuk olmak.
Sonra bir ısırık geldi.
Sonra hastane hastane dolaştırıldı.
Sonra ateş.
Sonra kuduz.
Sonra bir evlat gitti.
Haber eve düştüğünde 94 yaşındaki babaannesi de dayanamadı.
Torununun ölümünü duyunca fenalaştı, o da gitti.
Aynı acı, aynı ev, aynı gün. İki cenaze.
O gün yapılması gereken şey büyüktü.
Sokakların çocuklar için güvenli olup olmadığı sorgulanmalıydı.
Vatanın çocuklarını korumak için tehlike yaratan başıboşlar ortadan kaldırılmalıydı.
Ama bunlar olmadı.
Önlem alınmadı.
Serkan "münferit olay" denilerek rafa kaldırıldı.
Bir sayıya indirgendi.
Bir gazete kupürüne sıkıştırıldı.
Ve Serkan son vaka olmadı.
Onun ardından da çocuklar ısırıldı.
Aileler aşı kuyruğuna girdi.
Anneler "keşke evde tutsaydım" diye kendini yedi.
Babalar "devlet neredeydi" diye sordu, cevap alamadı.
Yine aynı cümleler duyuldu:
"Kısırlaştırıyoruz."
"Aşıyoruz."
"Yetişemiyoruz."
"Münferit."
Münferit olan ölüm değildir.
Münferit olan, ölümü normalleştirmektir.
Bir toplum beş yaşındaki bir çocuğu kuduzdan kaybedip ders almazsa, o ölüm yalnız bir trajedi değil, sonraki ölümlerin de iznidir.
Serkan’ın ardından kapanan şey önlem değil, bir dosya oldu.
Sokak aynı kaldı.
İhmal aynı kaldı.
Çocuklar yine en önde risk altında bırakıldı.
Önlem ölümden sonra değil, ölüm olmadan önce alınır.
Serkan’ın son olmaması kader değil.
İhmali tekrar etmektir.
hepimiz o gece köprüdeki tankların üzerine süren bu motorsikletli genç neden öyle bir şey yaptı, vurulacağını bile bile neden ölüme koştu anlamamıştık.
Saatlerce köprüdeki yaralıları tek tek ambulansa taşımış. Gece 3’e kadar. Sonra annesi arıyor, oğlum dikkatli ol diye.Anne diyor durmuyorlar hala sıkıyorlar napacağız. Yapacak bir şey yok elimizden bir şey gelmez diyor annesi. cevap bile vermeden telefonu kapatıp işte böyle şehadete gidiyor. Yapacak tek şeyim bu diyerek.
3 ayları oruçlu geçiriyor, Ramazan umresine gidiyor. Sürekli şehit olmak için dua ediyor. Umrede bile. Rabbim dualarını kabul ediyor.
#AsırlıkGece
1/ Dünkü paylaşımım üzerine zaruri bir açıklama yapmam gerekiyor:
Öncelikle ifade edeyim ki, paylaşımım tamamen şahsi bir kanaatten ibaretti. Ancak bunun kurumuma mal edilmesinin iyi niyetle bağdaşır bir tarafının olmadığını belirtmeliyim.
Ahlat’ta gerçekleştirdiğimiz programlarla anlamlı bir buluşmaya daha imza attık.
Şehitlerimizin aziz hatırasını yaşatmak, emanetlerine sahip çıkmak ve gönül birlikteliğimizi güçlendirmek adına gerçekleştirdiğimiz programlarda bizleri yalnız bırakmayan Ahlatlı hemşehrilerimize ve kıymetli protokolümüze teşekkür ediyoruz.
Ahlat’ta bıraktığımız her iz, şehitlerimize duyduğumuz vefanın ve milletçe taşıdığımız ortak hafızanın bir parçası.
Şehitlerimizi rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyoruz.
Hafız diye askeri okul mülakatından elendi. Aynı mülakata girip kazanan darbeci hain tarafından şehit edildi...
Vatan sevdası onu polis yaptı. Özel harekata geçti. Şehirlerde ve dağlarda sayısız operasyona katıldı.
Antalya'da yıllık izindeydi. 1 hafta tatilden erken dönme kararı aldı ve 15 Temmuz günü Ankara’ya geldi. Darbe kalkışmasını haber alınca, abdestini aldı, silahını beline taktı
Eşi Ümmügülsüm onu göndermek istemedi fakat O, ''Vatan meselesi gitmem lazım, bekle geleceğim.'' diyerek gitti.
Gölbaşı Özel Harekât binasına atılan ikinci bomba ile şehit oldu. Bombanın etkisi ile vücudu tanınmaz hale gelen şehidimiz, dişlerinden ve DNA testiyle teşhis edilebildi...
Aldığımız nefes adedince,
MİNNETTARIZ... 🇹🇷
Şehit Polis Yakup Sürücü
15 Temmuz 2016
2014 yılında Diyarbakır’da şehit edilen üç vatan evladı
Fetullahçıların parmağı olduğunu düşündüğüm üç terör saldırısı
İlginç bilgiler var
Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki Çarşı Polis Merkezi Amirliği’nde görev yapan 42 yaşındaki Polis Memuru Osman Bal, 26 Ağustos 2014’te gece 01.30 sıralarında Kayapınar Mahallesindeki evine girerken teröristlerce arkasından vurularak şehit edildi.
Olayda 11 kurşun sıkıldı ve 10 tanesi vücuduna isabet etti. Osman Bal’ın şehit edilmesinin ardından dönemin Diyarbakır İl Emniyet Müdürü Halis Böğürcü, olayın terör saldırısı olmadığı adi bir vaka olduğunu ve ellerinde faili gösteren güvenlik kamerası görüntülerinin olduğunu açıklamıştı.
Ancak başlatılan soruşturmada gözaltına alınan bir saldırgan olmadı. Olayın, emniyet müdürünün dediği gibi adi bir vaka olduğuna dair de bir şey bulunamadı.
Aynı günün devamında Diyarbakır Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görev yaparken geçişi görevle Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevlendirilen 26 yaşındaki Ali Kızıloğlu, Kayapınar ilçesi Peyas Mahallesinde bulunan Mavikent Sitesi önünde 3 kurşunla vurularak şehit edildi. Kızıloğlu’nun şehit edildiği saldırıdaki tabanca, olay yerinin 2 kilometre ilerisindeki bir mezarlıkta çanta içinde bulundu.
Tabancada ve çantada yapılan parmak izi ve DNA incelemesinde saldırıyı gerçekleştiren teröristin Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. Sınıf öğrencisi PKK terör örgütü üyesi Yusuf Eren olduğu belirlendi.
Ali Kızıloğlu’nun şehit edildiği ve üzerinde PKK terör örgütü üyesi Yusuf Eren’in parmak izinin çıktığı tabancanın 2011 yılında görev yaptığı Hatay'ın Kırıkhan İlçesi'nden otobüsle Adana'daki ailesini ziyarete gittiğinde Adana otogarında içinde tabancanın da bulunduğu çantası çalınan bir astsubaya ait olduğu ortaya çıktı. Astsubay Adana Emniyet Müdürlüğü'ne yaptığı başvuru üzerine olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Ancak tabanca bulunamadığı belirlendi.
Diyarbakır'daki Muharip Hava Kuvveti ve Hava Füze Savunma Komutanlığı'nda görev yapan 25 yaşındaki astsubay Necdet Aydoğdu, 2.5 aylık eşiyle komutanlığın nizamiyesine yakın bir konumda bulunan Merkez Bağlar İlçesi Körhat Mahallesi’ndeki çarşamba pazarına sivil kıyafetle gitti. Alışverişi tamamlayıp dönecekleri sırasında arkalarından yaklaşan yüzü maskeli iki terörist tarafından başına ateş edilerek şehit edildi. İki terörist kaçtı.
Olayın ardından yürütülen kriminal incelemelerde Astsubay Nejdet Aydoğdu’nun şehit edilmesinde kullanılan tabancanın, 2010 yılında Adana'da bir astsubayın evinden çalınan beylik tabancası olduğu belirlendi. Tabancanın kriminal izini süren polisin aynı tabancanın 3 Ocak 2013’te Adana’da 3 kişinin yaralandığı uyuşturucu satıcıları arasında bir çatışmada ve polis ile yaşanan bir kovalamacada da kullanıldığı belirlendi.
O dönem tabancayı kullanan şüphelinin Yunus Emre T. Olduğunun belirlenmesi üzerine şahıs Muğla’da yakalandı. Ancak Necdet Aydoğdu’nun şehit edilmesine doğrudan karışıp karışmadığının belirlenememesi üzerine serbest bırakıldı. Daha sonra Necdet Aydoğdu’nun olayına ilişkin başka bir terörist de yakalanmadı.
Terörist Yusuf Eren kimliği deşifre olunca PKK terör örgütü tarafından Suriye’ye PYD/PKK terör örgütünün kontrol ettiği Ayn El Arap’a kaçırıldı. Burada terör örgütü DEAŞ ile terör örgütü PYD/PKK arasında yaşanan çatışmada Yusuf Eren adlı terörist DEAŞ tarafından öldürüldü. Şanlıurfa’ya getirilen cesedi burada yapılan otopsinin ardından Diyarbakır’da gömüldü.
6 Nisan 2015 tarihinde açıklama yapan dönemin Diyarbakır Valisi Hüseyin Aksoy, Yusuf Eren adlı teröristin, polis memurları Osman Bal ve Ali Kızıloğlu’nun katilleri olduğunu söyledi.
2022 yılında Diyarbakır Nice kırsalında yapılan bir operasyonda 2 terörist öldürüldü. Bu teröristlerden bir tanesinin Ali Kızıloğlu’nun şehit edilmesinde yer alan Mehmet Süleymanoğlu adlı terörist olduğu tespit edildi.
Bu terörist ayrıca Diyarbakır Sur’daki hendek olaylarında yer almıştı ve 2017 yılında Diyarbakır ek hizmet binasına tünel kazılarak yerleştirilen bombanın patlatılması sonucunda polis memuru Burhan Mercan ile sivil memurlar Cengiz Tekin ile Yunus Elaltunterin’in şehit olduğu saldırıyı düzenlemişti.
Fotoğraflar olay sırasına göre; Şehit Osman Bal, Şehit Ali Kızıloğlu, Şehit Necdet Aydoğdu
Allah kabirlerini nur mekanlarını cennet etsin.
DEAŞ başta olmak üzere Suriye’deki terör örgütlerine büyük darbe indirdiğimiz Fırat Kalkanı Harekâtı’nın 10’uncu yıl dönümünde, Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizi gururla selamlıyor; şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize sağlıklı, mutlu ve uzun ömürler diliyoruz. 🇹🇷
#MillîSavunmaBakanlığı
Rahmi Turan,
Ülkemizde aranan bir kanun kaçağının sahibi olduğu Sözcü Grubu’nun yazarısınız.
Hakkımda son üç yılda ortaya atılan 4066 iftiraya bir yenisini daha eklemişsiniz.
On yıllarca köşenizi düşmanlık, kutuplaştırma, değerlerimizi ve devletimizi karalama üzerine kullandınız. İdamına davul zurna çaldığınız Başbakan Adnan Menderes’in hatırasına ise onlarca defa yenildiniz.
Menderes’ten,
Demirel’den,
Özal’dan,
Erbakan’dan,
Türkeş’ten
ve Erdoğan’dan hep nefret ettiniz.
Onların fikirlerini taşıyanlara kin duydunuz.
Memlekete hizmet sevdalılarını hep karaladınız.
Ben, çocukluğumdan itibaren bu hastalıklı zihniyeti izleye izleye büyüdüm.
Bunlarla hesaplaşılacak tek bir yer vardır:
Ahiret.
Rahmi Turan,
Biliyorum; kalpleriniz var, anlamaz; gözleriniz var, görmez; kulaklarınız var, işitmez. Ama yine de tane tane anlatayım.
Türkiye; milletiyle, askeriyle, jandarmasıyla, polisiyle ve korucusuyla birçok terör örgütüyle mücadele etmiş ve büyük fedakârlıklarla bu mücadeleyi başarmıştır.
Devletimiz terör örgütlerini takip eder, kayıt altında tutar; bunlara ilişkin tespit ve sayıları da İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve MİT Başkanlığı üzerinden tespit eder.
Devletin ilgili kurumları bu verileri her altı ayda bir günceller. Ardından bu sayılar ve tespitler, belli periyotlarla yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantılarında değerlendirilir:
Yurt içi tehditler, tespitler ve sayıları…
Yurt dışı tehditler, tespitler ve sayıları…
Yurt içi ve yurt dışı sayılarını dahi birbirinden ayırıp anlayamadığınız için, devletin ilgili tüm kurumlarının ve MGK toplantılarının tespitlerini düşmanlığınız ve iftiralarınızla çarpıtarak okuyucularınızı yanıltabileceğinizi düşünmeniz bayağılıktır.
Devletimizi, kara parayla geliri oluşturulan ve sahibi yurt dışında kanun kaçağı olan Sözcü paçavranızla karıştırmayın.
Devleti hafife alanların acziyetlerine hep şahit olduk; bugün yine şahit oluyoruz.
Hem terörle mücadeleye hem de Terörsüz Türkiye’ye fitne sokmak; mücadele eden tüm kahramanlarımızın, şehitlerimizin ve gazilerimizin mücadelesini küçümseyerek yok saymak ve bühtanda bulunmak, şahsınızın acziyetine mahsustur.
Okuyucularınızı on yıllarca aldattınız. Bari bu şerefli meseleye iftira atarak günahlarınızı katlamayın.
Ve kendinize, her dürüst adamın soracağı şu soruyu sorun:
“PATRONUN KİM?
NEREDE?”
https://t.co/HLmGTCY0is