Diplomasını yırtan Boğaziçi Üniversiteli genç,
- “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”
- “Türk milletini, cumhuriyeti, devletin kurum ve kuruluşlarını aşağılama” ile gözaltına alınıp, suçlandı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna “1923 kanlı darbesi” diyen şeye şimdiye kadar en ufak bir hukuki süreç başlamadı.
Hukuk devleti ya!!!
Takipçi sayımın az olması nedeniyle bunun ne kadar yayılacağını bilmiyorum ama herkesin şunu bilmesi lazım: Metan gazı zehirli bir gaz değildir, boğucudur. Ortamdaki oksijeni azaltması sonucu insanı boğar, ölümler boğulmayla gerçekleşir. Metan gazı, 12 tane askeri öldüremez. +
Zülfü Livaneli diyor ki;
"..Sorun, onun gitmesiyle bitmeyecektir.
Sorun onu iktidara getiren, üst üste dokuz seçim kazandıran, bir sürü yolsuzluk ve yönetim skandallarına rağmen körü körüne peşinden giden halktır. Daha doğrusu halkın bir bölümüdür.
Bu halk yığının Anadolu müslümanlığıyla, gelenekle, ahlakla, haram helal kavramıyla, merhametle, şefkatle hiçbir ilgisi yoktur.
Köyden kente göçle başlayan, ne köylü ne kentli olabilen, bütün değer ölçülerinden kopmuş, vahşi birer yaratık haline gelmiş, talandan yalandan pay kapmaya çalışan ve literatürde lumpen proletarya olarak tanımlanmış olan kitledir bu.
AKP’ye oy vermiş olanların tümünü böyle yaftalamak doğru değil elbette. İçlerinde düzgün ve samimiyetle oy veren seçmenler de olabilir. Ama o kitlenin genel karakteristiği budur.
Bu kesim kendini önce arabesk müzikle gösterdi. Güzelim türküleri, geleneksel şarkıları, Anadolu’nun büyük şiir geleneğini terk eden insanlar, bir anda mide bulandırıcı seslere, insanın kulağını tornavida gibi delen elektro bağlamalara, içinde hiçbir hakiki lirizm ve hüzün barındırmayan ‘’Ben de isterem!’’ saldırganlığına kaptırdı kendini.
Şehirler kaçak mahallelerle, üzerinde demir filizleri bırakılmış sıvasız çirkin yapılarla, lağım kokan mahallelerle doldu.
Suç oranı ve özellikle kadına karşı şiddet akıl almayacak ölçülerde arttı. Bunun adına ‘’muhafazakarlık’’ denilebilir mi? Elbette denilemez. Aşağı yukarı sayıları kırk milyon dolayında tahmin edilen bu kitle Itri, Mimar Sinan estetiğine de sahip değildir; Anadolu’da yüzyıllarca aydınlık bir nehir gibi akmış olan Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu temizliğine de.
Dolayısıyla bu kesim muhafazakar değil, Türkiye’ye çarpık ve ahlak ölçülerinden yoksun bir ‘’modernleşme’’ sunan yeni bir oluşumdur.
Lafı uzatmadan söyleyeyim. Bu kesimin hayatta en çok nefret ettiği model uygarlaşma, kültür, temizlik ve zarafet simgesi Mustafa Kemal Atatürk, kanıyla canıyla savunduğu lideri ise şimdiki cumhurbaşkanıdır. Kimse kendini aldatmasın.
Sayıları çok kalabalık olan bu kesim, ne olursa olsun, hangi skandal patlarsa patlasın sonuna kadar liderini destekleyecek ve Cumhuriyet’e karşı çıkacaktır.
Erdoğan siyasi ömrünü tamamlasa da ona benzeyen başka bir lider bulmakta gecikmeyecektir. Çünkü Türkiye’nin çürüyen kesimi, bu bozulmayı önce müzikle, sonra hayatımızın her alanına egemen olan lumpenleşme ve arabeskleşmeyle ifade etmeye devam ediyor.
Gafil aydınlardan (!) destek alan lümpen kültür, örgütlü cehaletle beslenerek kılcal damarlarımıza kadar yayılıyor. Bu manzaraya, lumpenlerin ele geçirdiği muazzam para ve iktidar gücünü de eklerseniz geleceğin hiçbirimiz için kolay olmadığı çok açık.
Erdoğan bu kitlenin lideridir ve onun yokluğunda yeni bir lider bulacaklarına hiçbir kuşku yok.
Mustafa Kemal aydınlığını savunan kitleler birleşene ve kendi aralarındaki çelişkileri gidererek, evrensel değerleri savunan bir Türkiye kültürü yaratana kadar acılar devam edecek.
Ifade hürriyeti konuları üzerinde yaklaşık 30 yılı geçmiş bir avukat ve bir hukuk profesörü olarak, Fatih Altaylı'nın tutuklanması konusunda doğru bildiğimi net biçimde yazmak isterim:
Toplumun Osmanlı'dan bu yana nihai anlamda idari kontrolü elinde tutma tercihi olduğuna dair tarihsel bir genel değerlendirmenin Cumhurbaşkanı'nı tehdit olduğu isnadı ile Gazeteci Fatih Altaylı'nın tutuklanmış olması, bir defa daha Türkiye'de temel hak ve hürriyetler anlamında vatandaşın en ufak hukuk güvenliğinin kalmadığını -bunu duymamakta özel menfaati olmayan herkese- haykırmaktadır.
Tutuklu yargılama, kural halini almıştır. Herkes her cümlesini tartmaya, eleştirisini yutmaya, "daha iyisi mümkün ve daha iyisine layığız" yolunu yürümemeye, buna dair ilham vermemeye, kabuğuna çekilip etliye sütlüye karışmamaya, zorlanmaktadır.
Doğru bildiğini bildiği gibi söylediğini gördüğünüz herkes, istisnasız bu kişilerin her biri, kendi hürriyeti yönünden, ailesinin kendisiyle kendisinin de ailesi ile zaman geçirme hakları yönünden, risk almaktadır. Adalet ve kalkınma adı altında, ülkemiz kimsenin kurulu düzeni ciddi risk almadan eleştiremeyeceği noktaya getirilip bırakılmıştır.
Mevcut durumdan memnun olanlar herkese tepeden bakar, daha iyisini hedefleyerek kendi işini yapmaya çalışanlar ise sükunetle alınacakları günü bekler olmuşlardır.
Dışarıda olan iyileri mahçup hissettiren bu düzen ne zaman doyacak diye bekleyenler, daha çok bekleyecekler, bekledikce de daha çok şaşıracaklardır.
Otoyollardaki yapay zeka destekli radarlarla, uzun yıllardır İlk defa , yandaş ya da muhalif ayrımı yapılmadan, hepimiz eşit derecede sikildik. Demokrasi adına atılmış önemli bir adım olarak görüyorum. İlk defa ötekileştirilmedik
Acilen parlamenter sisteme gecilmezse erdoğanı cok acı bir son bekliyor! Bu hukuk düzeni ve tek adam sistemiyle erdoğan kaybederse sadece kendi değil, aütün ailesi ve çevresindekileleri de ateşe atıyor! #emriveren