Tüm engelleme girişimlerine rağmen...
"BEŞTEPE" yeniden yayında.
15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece Jandarma Genel Komutanlığı Karargâhı'nda neler oldu?
Tanıkların anlatımıyla, sözde darbe girişimine dair en yalın gerçekler ve sonrasında yaşanan işkenceler ve zulümler...
15 Temmuz gecesinin en dramatik sahnesini anlatan "BEŞTEPE" belgeseli yeniden Adalet Devriyesi YouTube kanalında:
https://t.co/mdxlx0feB6
Bir gecenin anlatılmayan tarafı... Bir subayın yıllar sonra ilk kez ayrıntılarıyla paylaştığı tanıklık...
Farklı bir perspektiften dinlemek ve kendi kanaatinizi oluşturmak için #TanıkBelgeseli'ni izleyin.
https://t.co/K2FpRrUQGX
Beştepe belgeselinin ardından, şimdi de "15 Temmuz Beştepe" kitabı yayında.
Adalet Devriyesi platformunda yayımlanan; 15 Temmuz Jandarma Genel Komutanlığı davasına ilişkin tanıklıklar, açık kaynaklar, duruşma tutanakları ve resmî belgeler ışığında hazırlanan yazılardan derlenen çalışma okuyucuyla buluştu.
Kitabı Amazon üzerinden sipariş edebilirsiniz:
🇩🇪 Almanya: https://t.co/M7CrBeH8a8
🇺🇸 ABD: https://t.co/w3nrx6NZed
🇬🇧 İngiltere: https://t.co/9pP8KJFs5w
Hakikatin daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sunmak ve bu çalışmaların devamını desteklemek isteyen herkesi kitabımızla buluşmaya davet ediyoruz.
@justicepatrol16 X hesabımıza ve Adalet Devriyesi Spotify ve Facebook hesaplarımıza Türkiye’den erişim engeli getirildi.
Daha önce Adalet Devriyesi X hesaplarımıza getirilen erişim engellerinin ardından, yayınlarımızın farklı mecralarda da hedef alınması gerçeği araştırma ve kamuoyuyla paylaşma irademizi değiştirmeyecektir.
Yayınlarımıza mevcut diğer platformlarımız üzerinden devam ediyoruz.
Hakikatin sesi kısılmaya çalışıldıkça daha gür çıkacaktır.
@justicepatrol16 X hesabımıza ve Adalet Devriyesi Spotify hesabımıza Türkiye’den erişim engeli getirildi.
Daha önce Adalet Devriyesi X hesaplarımıza getirilen erişim engellerinin ardından, yayınlarımızın farklı mecralarda da hedef alınması gerçeği araştırma ve kamuoyuyla paylaşma irademizi değiştirmeyecektir.
Yayınlarımıza mevcut diğer platformlarımız üzerinden devam ediyoruz.
Hakikatin sesi kısılmaya çalışıldıkça daha gür çıkacaktır.
15 Temmuz’da Beştepe Karargâhı etrafında hayatını kaybeden sivil vatandaşların üzerinden çıkan mermilerin, sanık askerlerin hiçbirinin silahıyla eşleşmediği mahkeme kararıyla kesinleşti. Gerçek katiller ise araştırılmıyor. Ayrıntılar Beştepe belgeselinde.
Belgeselin tamami icin: https://t.co/bpDEZXpYgt
“KHK’lı çocuğu olduğu için bir buçuk yaşındaki bebeğe bile su vermekten imtina edildi...” KHK’lı Üsteğmen Yaşar Tarım, Sincan Cezaevi Koruma Bölük Komutanı olarak çalıştığı dönemde şahit olduğu olayları ve yargılama sürecinde yaşanan hukuksuzlukları anlatıyor.
Belgeselin tamami icin: https://t.co/diwajIi32A
Bu hesap, Türkiye'de uygulanan erişim engeli nedeniyle ülke içinden görüntülenememektedir.
Güneş balçıkla sıvanamadığı gibi erişim engelleri de gerçeği değiştirmez. Bilgilendirmelerimizi paylaşmayı sürdüreceğiz.
Beştepe belgeselinin ardından...
"15 Temmuz Beştepe" kitabı da yayında.
Adalet Devriyesi platformunda yayımlanan; 15 Temmuz Jandarma Genel Komutanlığı davasına ilişkin tanıklıklar, açık kaynaklar, duruşma tutanakları ve resmî belgeler ışığında hazırlanan yazılardan derlenen bu çalışma okuyucuyla buluştu.
📖 Sipariş: https://t.co/czkoFqT1Hp
Amazon ve diğer satış kanallarında da önümüzdeki günlerde satışa sunulacaktır. Hakikatin daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sunmak ve bu çalışmaların devamını desteklemek isteyen herkesi kitabımızla buluşmaya davet ediyoruz.
Elleri havada, verilen talimatlara uyarak teslim olan Yüzbaşı Yasin Özdemir neden katledildi? Sorumlular kim ve neden araştırılmıyor? KHK’lı Yüzbaşı Ümit Berber dehşet anını anlatıyor.
Belselin tamamı için:
https://t.co/PIEErWFR4H
15 Temmuz gecesi, TSK envanterinde olmamasına rağmen ülkenin farklı şehirlerinde TSK mensubu bazı kişilerce kullanılan beyaz çelik yelekler, kapsamlı bir organizasyona işaret ediyor. Detaylar, KHK’lı Yüzbaşı Ümit Berber’in anlatımıyla Beştepe belgeselinde.
Belselin tamamı için: https://t.co/diwajIhvd2
Dönemin Jandarma Genel Komutanlığı Harekât Başkanı Tümgeneral Arif Çetin, Meclis Komisyonu’nda verdiği ifadede, 15 Temmuz akşamı “elinde silah olan herkesi vurun” talimatı verdiğini itiraf etti. O akşam “karargâha geliyorum” diyerek imamın evinde saklanan Arif Çetin, kanunlara açıkça aykırı böyle bir emri verme cesaretini kimden yada kimlerden aldı? Belgeselin tamamı için: https://t.co/bpDEZXqw61
15 Temmuz gecesinin en dramatik sahnesi; #BEŞTEPEbelgeselinin ilk gösterimi bugün saat 19.30'da (TSİ) #AdaletDevriyesi YouTube kanalında!
https://t.co/PIEErWFR4H
15 Temmuz gecesinin en dramatik sahnesi; #BEŞTEPE
belgeselinin ilk gösterimi bugün saat 19.30'da (TSİ) #AdaletDevriyesi YouTube kanalında.
https://t.co/PyO4uVxfet
> 8 Haziran 2026
> Beştepe davasında yeniden yargılama başladı.
> İlk duruşmalar, savunma hakkı ve yargılamanın yürütülüş biçimine ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
İşkence iddialarının ağırlığı kadar, bu iddiaların raporlar üzerinden “temizlenmeye” çalışıldığı yönündeki anlatım da dikkat çekiyor. Aynı rapor numarasıyla farklı içerikler, dosyaya ulaşmadığı belirtilen raporlar ve polis gözetimi olmaksızın düzenlendiği belirtilen cezaevi giriş raporunun en ayrıntılı rapor olması, yalnız kötü muamele şüphesi değil aynı zamanda delil karartma şüphesini de gündeme getiriyor. Örtbasın olduğu yerde, adalet değil ancak sessizlik büyür.
Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı Darbe Davasında, M.T.G. Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki savunmasında şunları söyledi: “Sayın Başkan, 16 Temmuz 2016'da gözaltına alındığım andan 22 Temmuz 2016'da cezaevine girene kadar Ankara İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube spor salonunda ağır işkence ve kötü muameleye maruz kaldım. Otobüsten indirildiğimde linç koridorundan geçirilerek darp edildim. Kafama aldığım darbe sonucu kafatası kırığı ve kesik oluştu, iki kez kan kaybından baygınlık geçirdim. Vücudumun çeşitli yerlerine tekme ve yumruk atıldı, plastik kelepçelerle saatlerce hareketsiz bırakıldım, kaynar su dökülerek ikinci derece yanık oluşturuldu. Günlerce uyutulmadım, ilk iki gün su, üçüncü güne kadar yiyecek verilmedi. Cam kırıklarının ve kanın olduğu, havalandırmasız bir ortamda yalnızca iç çamaşırımla yalın ayak tutuldum. Tüm bu yaşananlar, Anayasa'nın, AİHM'nin ve TCK'nın açıkça yasakladığı eylemlerdir.” M.T.G., aynı savunmasında bazı raporlarda farklı içeriklerin yer aldığını belirterek şu ifadeyi kullandı: “16 Temmuz 2016'da saat 15:30'da Dr. S.A. tarafından düzenlenen raporda sağ ön frontalde 4x1 cm hematom tespit edilerek hastaneye sevkim uygun görülmüştür. Ancak daha hastaneye ulaşmadan, saat 16:00'da başka bir doktor tarafından aynı rapor numarasıyla "darp ve cebir izine rastlanmamıştır" yazan ikinci bir rapor düzenlenmiştir. Bu iki rapor bir arada değerlendirildiğinde, gözaltı merkezinde sahte evrak düzenlendiği açıkça ortadadır.” Dosyada Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi raporları ile radyoloji bulgularından da söz edildi. Bu belgeler arasındaki farklılıklar nasıl açıklanacak? “Ancak asıl vahim olan, bu işkencenin üzerini örtmek amacıyla sistematik bir biçimde sahte tıbbi belge düzenlenmiş ve mevcut raporların bir kısmının mahkemenize kasıtlı olarak gönderilmemiş olmasıdır.” Bu raporlar neden dosyaya ulaşmadı? Aynı rapor numarasıyla iki farklı içerik nasıl ortaya çıktı? Devamı yazımızda. Diğer Tweetler: “16 Temmuz 2016'da saat 15:30'da Dr. S.A. tarafından düzenlenen raporda sağ ön frontalde 4x1 cm hematom tespit edilerek hastaneye sevkim uygun görülmüştür. Ancak daha hastaneye ulaşmadan, saat 16:00'da başka bir doktor tarafından aynı rapor numarasıyla "darp ve cebir izine rastlanmamıştır" yazan ikinci bir rapor düzenlenmiştir. Bu iki rapor bir arada değerlendirildiğinde, gözaltı merkezinde sahte evrak düzenlendiği açıkça ortadadır. Buna karşın Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde saat 16:21'de Dr. Ş.K.Ç. tarafından hazırlanan raporda "olay esnasında darp" ifadesine yer verilmiş, sağ paryetal bölgede kesi ve hematom tespit edilmiş, beyin tomografisi istenmiştir. Aynı hastanede yapılan radyoloji incelemesinde ise sağ parietal kemikte deplase kırık, yani yer değiştirmiş kemik parçası saptanmış, çevresinde cilt altı hava dansite alanları görülmüştür. Bu bulgular, kafatası kemiğimin kırıldığını ve yapılanların öldürme kastı taşıdığını tıbbi olarak belgeleyen en kritik rapordur.” Mahkeme huzurunda isimleriyle ihbar edilen sağlık personeli neden soruşturulmadı? “22 Temmuz tarihli rapor ise bizzat usulsüz bir şekilde düzenlenmiştir; zira 21 Temmuz'da tutuklandığım Sulh Ceza Hâkimliği kararından da anlaşılacağı üzere, raporun düzenlendiği tarihte artık cezaevindeyim ve polis gözetiminde değilim. Buna rağmen Dr. Ş.Ç. tarafından adıma muayene yapılmaksızın "ek patoloji yok, darp ve cebir yok" yazan sahte bir rapor düzenlenmiştir.” Mahkeme gerçekten muayene edilmeden, aslında cezaevinde olan biriyle ilgili doktorun düzenlediği sahte evraka ne işlem yaptı? https://t.co/TOPZT7DnC6
15 Temmuz 2016 sonrasında Türkiye genelinde başlatılan operasyonlar, yalnızca bir yargı süreci olarak kalmadı; toplumun geniş kesimlerini etkileyen ağır hak ihlallerinin de başlangıcı oldu. O dönemde gözaltı merkezlerinden yükselen işkence ve kötü muamele iddiaları, Türkiye’nin yakın tarihine karanlık bir kayıt olarak geçti. Bu karanlığın tanıklarından biri de T. G. idi. Onun anlattıkları, hukukun askıya alındığı günlerde yaşananları bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.15 Temmuz 2016 sonrasında Türkiye genelinde başlatılan operasyonlar, yalnızca bir yargı süreci olarak kalmadı; toplumun geniş kesimlerini etkileyen ağır hak ihlallerinin de başlangıcı oldu. O dönemde gözaltı merkezlerinden yükselen işkence ve kötü muamele iddiaları, Türkiye’nin yakın tarihine karanlık bir kayıt olarak geçti. Bu karanlığın tanıklarından biri de T. G. idi. Onun anlattıkları, hukukun askıya alındığı günlerde yaşananları bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Köroğlu, iddianamede yer alan “korgeneral olarak atandığı” iddiasını teknik ve hukuki açıdan çürüterek başlıyor. Rütbe, görev teamülleri ve o tarihteki terfi şartlarını ortaya koyarak, iddia edilen atamanın hem teamüle hem de mevzuata aykırı olduğunu anlatıyor: “
15 Temmuz Jandarma Genel Komutanlığı dava dosyalarına giren ve mahkeme heyeti tarafından üzeri kapatılan bir konu, “Adalet mülkün temelidir” ilkesinden “Hukuk siyasetin köpeğidir” anlayışına doğru yaşanan dönüşümün çarpıcı bir örneğini ortaya koyuyor.