Toplumlar bazen konuşarak değil…
yürüyerek düşünür.
Çünkü yürümek, insanlığın en eski itiraz biçimlerinden biridir.
Sözün yetmediği yerde beden konuşur…
suskunluğun ağırlığını adımlar taşır.
Özgür Özel’in Meclis’e yürüyüşü de bu yüzden yalnızca bir siyasi refleks değil…
bir toplumsal ruh hâlinin dışavurumudur.
Çünkü mesele bir kişinin nereye yürüdüğü değil…
bir toplumun içinde biriken duygunun hangi bedende görünür olduğudur.
Tarih bize şunu öğretir:
Bazen kurumlar sessizleşir…
bazen cümleler etkisini kaybeder…
ve tam o anda insanlar yönünü kelimelerle değil, hareketle tarif eder.
Bu yüzden bazı yürüyüşler bir güzergâh değil, bir çağın psikolojisidir.
Yıllar sonra belki tartışmanın ayrıntıları unutulur…
ama bir toplumun sıkışmışlık hissinin sokağa, meydana, koridora nasıl yansıdığı hatırlanır.
Çünkü kolektif hafıza olayları değil…
duyguları arşivler.
İlber Ortaylı ile 90’ların başında arkeolog Ufuk Esin’in evinde tanışmıştım, o vakitler bu denli ünlü değildi ama alanında önemli bir isimdi.
İlber hoca görünürlüğü, sayılılırlığı arttıkça daha fazla dikkate alınan bir isim oldu. 7 yıl Topkapı Sarayı Müdürlüğü yaptı. Sosyal ve politik konularda tartışılacak, eleştirilecek pek çok söylemi oldu.
Örneğin 2011 de iktidarın müdahalesi sonrası kurucuları dahil olmak üzere pek çok Türkiye Bilimler Akademisi üyesi istlfa ederken İlber Ortaylı 2012 de fiilen bitmiş/dönüşmüş kuruma şeref üyesi seçildi.
Geçmişe bakışı çoğu tarihçi gibi fazla genelleyici idi. Bu bakımdan ikna edilmesi de zor biriydi. Tüm bunlar çok bilgili ve önemli biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Eminim pek çok kişiye tarihi sevdirip, teşvik etmiştir.
Ne yazık ki geriye “cep İlber’i” dediğim sosyal medya fenomenliğine soyunmuş kötü kopyaları kaldı.
Ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun.