Kontrollü Milliyetçilik, devletin ya da küresel sistemin; Milliyetçi duygulara belirli ölçüde izin verdiği, ancak bu duyguların iktidar talebine dönüşmesini engellediği, Milliyetçiliği bir “denge, tampon unsuru” olarak tuttuğu bir yönetim biçimidir.
Bu modelde milliyetçiler; miting yapabilir, tepki gösterebilir, sert söylemler kullanabilir ama iktidarı belirleyemez, oyun kurucu olamazlar.
Tarih göstermiştir ki Türk Milliyetçiliği, kontrollü kaldığı sürece büyüyemez.
Türk Milliyetçiliğinin temel sorunu, fikri yetersizlik değil; siyasal konumlandırma sorunudur.
Kendi gündemini kuramayan, yalnızca başkalarının gündemine tepki veren bir milliyetçilik, şimdi olduğu gibi uzun vadede etkisizleşmeye mahkumdur.
Cumhuriyetimizin ilanının 103. yıl dönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu toprakları vatan yapan tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Cumhuriyet; bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün en kıymetli mirasıdır. Bu eşsiz mirası korumak, yaşatmak ve gelecek nesillere daha güçlü bir şekilde aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
#29EkimCumhuriyetBayramı kutlu olsun!
Yaşasın Cumhuriyet! Ne mutlu Türk’üm diyene! 🇹🇷
15 yıl önce bugün, 29 Ekim 2011 Cumhuriyet Bayramı’nda, Bingöl’de bir anne, canlı bomba eylemi yapacak teröriste müdahale ederek çocuklarıyla birlikte çok sayıda kişiyi kurtardı.
Üç çocuğuyla yürümekte olan Hatice Belgin, canlı bomba eylemcisini fark etti ve üzerine atladı. Anne, patlamayı engelleyemedi ama yaşanabilecek daha büyük bir facianın önüne canını feda ederek geçti.
Patlamada anne Hatice Belgin, oğlu Veysel ve bir vatandaş hayatını kaybetti; 21 kişi yaralandı.
https://t.co/mmeWkXp4hd
1919’da Samsun’da çoban ateşinin inancıyla yakılan bir kıvılcım ile başlayan, 4 yıllık zorlu mücadelenin sonucunda 1923’te "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyerek mühürlenen bu büyük destan, bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun hikayesidir.
Başbuğ Atatürk'ün deyişiyle;
"Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir." 🇹🇷
Kutlu Olsun...
#29EkimCumhuriyetBayramı
Bir ülkenin hakim milliyetçilik anlayışını statükocu veya gerici ilan eden bazı Baro’lar, etnik temelli alt milliyetçilikleri ise ilerici olarak nitelendirmeleri bilimsel ve mantıksal bir çelişkidir.
Etnik milliyetçilikler, feodal yapıları aşiret ilişkilerini, bölgesel ayrılıkçılığı ve mikro milliyetçiliği körükleyerek toplumsal entegrasyonu zedeler.
Özellikle jeopolitik müdahalelere açık olan bu tür hareketler, demokratikleşmeden ziyade coğrafi ve sosyolojik parçalanma riskini beraberinde getirir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin karşı karşıya kaldığı en büyük asimetrik tehditlerden biri, etnik kimlikler üzerinden yürütülen ayrılıkçı politikalardır.
Atatürkçülük ve Milliyetçilik, modern siyaset biliminde toplumu bir arada tutan, devletlerin kuruluş felsefesini oluşturan veya mevcut siyasal sınırlara meydan okuyan en güçlü ideolojilerden biridir.
Bunun en belirgin özelliği bugün İstanbul Bora’su seçimlerinde görülmüştür. Bir avuç Türk’ün yaktığı meşale büyüyerek, Türk milletine umut vermiştir. Bu vesileyle İstanbul Baro seçimlerini kazanan @umitkocasakal_ ve ekibini yürekten kutluyorum…
İnfaz ve Koruma Memurları Yardımlaşma Dayanışma Derneği İKOMDER'i, Anıtkabir ziyaretimizle resmen ve fiilen kurmuş bulunuyoruz.🇹🇷
Bizlere düşen görev;
CTE Teşkilatı Mensuplarını Birleştirici, Kurumsal İmajı Geliştirici, Özlük Hakları İyileştirilmesini savunmaktır.⚖️
#İkomder
HÜKÜMETLERİ ARTIK SOKAK HAREKETLERİ İLE YIKMA DÖNEMİ BİTTİ...
Ekonomik krizlerin, toplumsal hareketlerin ve siyasal dalgalanmaların yapısını doğru analiz etmek tarihsel süreçlerin tekdüze değil, belirli dinamiklere bağlı olarak evrildiğini anlamaktan geçer.
Ekonomik krizler bireyin ve toplumun temel güvenlik hissini sarsar. Alım gücünün düşmesi, enflasyon, işsizlik ve kaynakların kısıtlanması toplumu ortak bir sığınak ve savunma hattı aramaya itmiştir.
Küreselleşme ve serbest piyasa kriz ürettiğinde, bireyler sınırların kaldırılmasını veya uluslararası kurumları değil, kendilerini koruyacak yerel ve ulusal yapıları ararlar. Bu durum, ulus-devlet fikrini ve milliyetçi söylemleri doğal bir şekilde güçlendirir.
Ekonomik daralma zamanlarında kaynakların paylaşımı sertleşir. Bu da yerli nüfusun krizin sorumluluğunu dış faktörlere, küresel elitlere veya göçmenlere yüklemesini kolaylaştırır. Merkez politikaların ürettiği belirsizliğe karşı milliyetçi ve korumacı söylemler, kitlelere somut ve duygusal bir netlik sunar.
Aşırı sağ ve milliyetçi partiler, bu toplumsal kaygıyı en hızlı kurumsallaştıran yapılardır. "Önce bizim vatandaşımız", "Sınır güvenliği" ve "Milli Ekonomi" söylemleri, kriz dönemlerinde seçim zaferlerine dönüşür.
Avrupa’da Fransa, İtalya gibi son dönemde sıklaşan protestolar, grevler ve sokak hareketleri tek taraflı bir sol-hak arayışı ya da sadece bir demokrasi talebi olarak okunamaz.
Başlangıçta hayat pahalılığı, enerji krizleri veya emeklilik yasalarına karşı başlayan sokak hareketleri, zamanla mevcut müesses nizama karşı derin bir güvensizliğe dönüşür.
Kriz derinleştikçe, sokaktaki hoşnutsuzluk sistem içi reform taleplerinden ziyade küreselcilik karşıtı, içe kapanmayı savunan ve ulusal kimliği vurgulayan bir karaktere bürünür. Sokaktaki huzursuzluk, nihayetinde milliyetçi dalgayı besleyen ana yakıtlardan biri haline gelir.
Ama bu eylemleri Arap Baharı ile karşılaştırmamak gerekir. Arap Baharı tarzı kitle hareketleri belirli bir dönemin, belirli bir jeopolitik kurgunun ve bölgesel dinamiklerin ürünüydü. Bu tür hareketlerin temel özellikleri bugün için geçerliliğini yitirmiştir.
Arap Baharı gibi hareketler, daha çok otoriter rejimlere karşı özgürlük, demokrasi ve dijital ağlar üzerinden organize olan kitlesel başkaldırı odaklıydı.
Bu süreçlerin sonucunda ortaya çıkan iç savaşlar, devlet yapılarının çökmesi, göç dalgaları ve oluşan otorite boşlukları, kitlelerde sokak aracılığıyla değişim fikrine karşı büyük bir travma ve direnç yarattı.
Geçmişteki bu deneyimlerden ders çıkaran devletler, güvenlik mekanizmalarını ve dijital denetim araçlarını geliştirdi. Dolayısıyla kitlelerin kontrolsüz biçimde sokak üzerinden sistem değiştirmesi artık çok daha zor hale gelmiştir.
Ekonomik krizler ile kimlik odaklı sosyo politik krizlerin ürettiği dip dalgalar birbirinden tamamen farklıdır...
Ekonomik kriz yaşayan kitleler, belirsizlikten ve düzensizlikten kaçınır. Arap Baharı gibi devrimci ve düzeni tamamen yıkmayı hedefleyen hareketler büyük bir belirsizlik getirir. Ekonomik krizdeki toplum ise tam aksine düzen, istikrar ve güçlü liderlik talep eder.
Dönemsel ve romantik halk hareketleri, ekonomik gerçekliğin sert duvarına çarpar. İnsanlar sistemin tamamen ilga edilmesini değil, kaynağın koruma altına alınmasını ister. Bu koruma arayışı da romantik özgürlük söylemlerine değil, reel politik ve milliyetçi reflekslere dayanır.
Dünyanın içinde bulunduğu derin ekonomik krizler, liberal sınırların esnediği, küreselleşmenin gerilediği ve güvenlik ve ekonomi denkleminde ulusal sınırların yeniden çekildiği bir dönemi işaret etmektedir.
Avrupa’daki sokak hareketleri de dahil olmak üzere, küresel çalkantılar Arap Baharı tarzı romantik dönüşümler üretmekten uzaktır. Aksine bu çalkantılar, toplumları içe kapanmaya, ulusal egemenliği vurgulamaya ve milliyetçiliği konsolide eden siyasi aktörleri iktidara taşımaya devam etmektedir.
Almanya'da yeniden aratan milliyetçi akım örneği ortadadır. Ama bunu Türkiye'de konsolide edecek bir milliyetçi yapı şuan için mevcut değildir.
♦️Tarihi bir an: Atatürk, yabancı savaş gemilerinin Türk Boğazları'ndan geçişini yasakladığını açıklıyor:
“Bundan böyle muharip herhangi bir devletin harp gemilerinin. Boğazlardan geçmesi memnudur”
FETÖ kökleri dışarda olan alçak bir terör ve istihbarat örgütüdür…
Bit(irile)memiştir…
Devletin en kritik noktalarında operasyon çekmeye devam etmektedir…
LÖSEV Ailesi olarak 100 binlerle Atamızın huzuruna geldik🇹🇷
İlke ve devrimlerine sarsılmaz bağlılığımızı; sonsuz sevgi ve saygımızı bir kez daha sunduk.
#AtamİzindeyizLÖSEV
Fotoğrafta gördüğünüz kişi abim Samet Özgül.
Gazi Üniversitesi öğrencisi ve motokurye olarak çalışan abim Samet, Ankara’da trafikte uyardığı 3 kişi tarafından darp edilip canice boğazından bıçaklanarak katledildi.
Sabıkalarında uyuşturucu dahil 20 ayrı suç olan 2 kişi serbest bırakıldı. 19 yaşındaki katilin ise 'pişmanım' sözüyle müebbet hapis cezası 25 yıla indirildi. Dava dosyamız hala Yargıtay’da!
Samet için ses verin, adalet yerini bulsun!
@adalet_bakanlik@TCYargitay
#SametÖzgülİçinAdalet