İddialar doğruysa; bu skandal çok farklı. Bu kez; AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya hazineden, halkın emeği ile var ettiği kaynaklardan çalmadı. İhalelerden götürmedi. Artık yeni bir aşamaya geçildi. Dolandırıcılıkla doğrudan insanların parasını aldı. Düşünün: İktidar partisinin genel başkan yardımcısı insanları milyarlarca lira dolandırdı. Ve saatlerdir AKP’den de Fatma Betül Sayan Kaya’dan da açıklama bile yapılmıyor. Parasını çaldığı insanlarla ilgili arandığı zaman ‘Müsait değilim’ diyebiliyor. Bu ülke bu kadar çürüdü işte.
Emekli eyleminde hayatına son veren Ali Şekeroğlu’nun toprağa verildiği gün AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın fon soygununda milyarlarca liralık vurgun yaptığı ortaya çıktı. Kaya aranıp sorulduğunda ‘Müsait değilim’ diyebiliyor. Halka hesap vermek zorunda bile değil. Demokrasinin katledilmesi işte bu soyguncuların işine yarıyor.
Gazeteci Remzi Özdemir:
-Ben Tera'yı eleştirdim diye, 1 dakikada X hesabıma erişim engeli getirildi. Savcılığa itiraz ettim, 35 saniyede de itirazım reddedildi.
-Emre Tezmen, haşa Allah kadar güçlüydü. Ben şükrettim, Emre Tezmen beni tutuklattırmadı diye.
-Emre Tezmen'in ve Tera'nın adı bile geçmeyen bir haberimi şikayet etti, evimi güvenlik şube bastı.
İfademdir:
1990 yılından beri, yani 36 yıldır, mizah benim mesleğim.
Toplam 10 yıl boyunca Olacak O Kadar programının yazarlardan biriydim.
Sayın Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı sıfatıyla gelip, sosyal siyasal taşlamalar içeren Üç Baba Hasan isimli oyunu izleyip alkışladığında oradaydım. Çünkü yazarlarından biriydim.
36 yıldır Hiçbir esprim, şakam hakkında suç duyurusunda bulunulmadı.
Dolayısıyla bugüne kadar ifade vermek zorunda kalmadım. Bu yüzden şaşkınım.
Nasreddin Hoca şenlikleri 65 yıldır yapılıyor. 65 yıldır hiçbir Temsili Nasreddin Hoca hakkında dava açılmamış suç duyurusunda bulunulmamış.
Bu sene temsili Nasreddin Hoca seçilince gurur duydum. Nasreddin Hoca’ya ve torunlarına layık olmaya çalıştım.
Zira Nasreddin Hoca’dan Neyzen Tevfik’e,
Karagöz’den Ziya Paşa’ya Anadolu mizahı, sosyal içeriklidir.
Toplumsal Meselelerle ilgilidir. Nasreddin Hoca’nın sosyal mesaj içermeyen hiçbir fıkrası bugüne taşınmamıştır.
Bizim mizahımızı,
hiçbir mesaj kaygısı içermeyen vodvil, fars, clown gibi dış mihraklı mizahtan ayıran budur. Sosyal, siyasal içerikli mizahı eleştirmek, en hafif tabirle yerli ve milli bir tavır değildir.
Bu nedenle şenliklerin açılışında, Nasreddin Hoca’ya layık bir konuşma yaptım.
Bir kişi hariç bütün halkın ve hazirunun gülüp alkışladığı video kayıtlarıyla sabittir.
Mizahçıların en büyük kabusu esprisini, şakasını açıklamak zorunda kalmaktır.
Bu nedenlerle şakamı açıklamayı, savunmayı, zul ve zulüm sayarım.
Müştekiyi tanımam.
Orada görmedim, herhangi bir şekilde muhatap olmadım. Yerel basından okuduğuma göre yaptığım espriyle “Muhatapları rencide ettiğimi beyan etmiş.”
Ben “ Nasreddin Hocan’nın eşeğine kayyum atandım” dedim.
Bu cümlede muhattabım eşşektir.
Müşteki eşşeği rencide ettiğimi mi düşünmektedir.
Avukat olduğunu öğrendiğim müşteki, eşeğin manevi ve mecazi avukatlığına mı soyunmuştur.
Bu konuda ifadesine başvurulmasın temenni ediyorum.
Şaka yapmıyorum. Temsil Nasreddin Hoca olma teklifi geldikten sonra, eşeğin yükünü azaltmak için tam 8 kilo verdim. Bir hayvan ve eşşeksever olarak eşeği rencide etmemeye özen gösterdim.
Bu konuyla, emniyetin ve adli makamların ciddi gündemini ve Ciddi dertlerle muhattap olan kamuoyunu meşgul ettiğim için, varsa kusurum kendi payıma özür dilerim.
Başka sözüm yoktur.
Hukuki bir savunma yapmayacağım.
Hukuki boyutunu sayın savcıya, dava açılırsa sayın hakime, tarih nezdinde de
halkımızın, milletimizin takdirine bırakıyorum.
Başka diyeceğim yoktur.
Haberler Amerika'nın İran'a yeniden saldıracağına işaret ediyor.
Bir yandan Orta Doğu'ya yoğun bir ABD sevkiyatı olduğuna dair haberler gelirken, öte yandan da İran silahlı kuvvetlerinin KOD 100 olarak yani en yüksek düzeyde alarma geçirildiği bildiriliyor.
Daha önceki saldırılarda olduğu gibi bu defakinin de hava harekatı şeklinde gerçeklemesi ve aynı anda hem İran'a hem de Yemen'e (Husiler) karşı girişilmesi oldukça muhtemel.
Fakat daha önceki operasyonlarda olduğu gibi İran'ın (ve hatta Yemen'in) güçlü hipersonik füzeler ve sürü dronlar ile karşılık vereceğini dikkate alacak olursak, Amerika'nın bundan ne amaçladığını anlamak çok zor.
İran ve/veya Yemen'e karşı kara harekatı hemen hemen imkansız. Askeri uzmanlar İran'a karşı bir kara harekatının 750.000 ile 1.500.000 arasında bir kara gücü gerektireceğini ve bu güç temin edilse bile başarı ihtimalinin oldukça düşük kalacağını haftalardır anlatıp/yazıp duruyorlar.
Kara harekatı ihtimaline geçtiğimiz günlerde İran halkı tam bir karşılık verdi: yaklaşık 33 milyon insan gönüllü askere gitmek üzere askerlik şubelerine kayıt yaptırmış. Öte yandan Amerika'nın yapacağı bir kara harekatına nereden/nasıl asker toplayabileceğine İsrail basını (Jerusalem Post) geçtiğimiz günlerde yayımladığı bir beyin fırtınası makale ile çare bulmuş görünüyordu.
Buna göre, üniversite eğitimini tamamlamak için bankalardan kredi almış ve ödemekte zorlanan gençlerle kredi kartı batağındaki insanlardan askerliğe elverişli olanların borçlarının silinerek İsrail için bölgeye ölüme gönderilmesinin en uygun yol olduğunu yazıyordu, daha doğru bir ifadeyle bunu Amerikan yönetimine tavsiye ediyordu.
Kaldı ki, bu sayıda bir derme çatma skeri güç toplansa bile Türkiye savaşa sokulmadan bu kuvvetlerin bir yerde toplanarak operasyonel hale getirilmesi imkansız. Türkiye'nin savaşa sokulması ihtimali ise SIFIR mertebesinde... Öte yandan coğrafyasının avantajını da kullanacak olan İran'ın böyle bir kara harekatını yapacak güçlere bölgeyi dar etmesi ihtimali ise oldukça yüksek.
Bütün bunlar aslında çaresizliğin ifadesinden başka bir şey değil. Hava harekatı ile sınırlı yeni bir çatışmada hem İran'ın hem de Yemen'in Körfez Ülkeleri'ne ve özellikle Suudi Arabistan'a ciddi darbeler vuracaklarına, önceki haftalarda test ettikleri füzelerle denizdeki Amerikan savaş grubunu hedef alacaklarına hiç şüphe yok.
Bu durumda Suudi Arabistan'ın iki ateş arasında kalarak çok zor duruma düşmesi kuvvetle muhtemel. O zaman Suudi Arabistan'ı korumak için 'devlet olarak imza koyduk' dediğimiz ama içeriğini bile bilmediğimiz Mekke Anlaşması yoluyla başımızı derde sokmayız inşallah.
UNUTMAYALIM, MEKKE ANLAŞMASI ZAMANLAMA OLARAK YANLIŞ YAPILMIŞ VE İRAN İLE MISIR'I DIŞARIDA BIRAKARAK KAPSAYICI OLMAKTAN UZAK KALMIŞTI.
ŞİMDİ BU ANLAŞMAYI İSRAİL VE AMERİKA'NIN MANİPÜLE EDEREK ÜLKEMİZİ BİR TUZAĞA ÇEKMESİNE İZİN VERMEMELİYİZ.
BUNUN YERİNE DENGELİ VE DİKKATLİ BİR POLİTİKA İLE BÖLGEDEN HIZLA TASFİYE OLMASI MUHTEMEL HATTA MUKADDER OLAN AMERİKA VE İSRAİL SONRASI BATI ASYA'NIN UZLAŞTIRILMASI VE KALKINDIRILMASI İÇİN PROJELER GELİŞTİRMELİYİZ.
Mazot 100 TL'yi aşınca Bedirhan Gökçe'nin okuduğu o efsane şiir yeniden akıllara geldi:
"Daha niye bağır mıyon? Söz mü bitti Abdurrahman?
Cama niye çağırmıyon? Gaz mı bitti Abdurrahman?"
Zarar ediyor diye satılan kamu kurumlarımızın 1983 kârları aşağıda.
Şimdi o kârları, bu kurumların peşkeş çekildiği sermaye grupları yiyor.
İşte 12 Eylül asıl buydu, 24 Ocak kararlarının uygulanabilmesinin sopasıydı. Karma ekonomi tasfiye edildi, neoliberal programa geçildi, ekonomimiz serbest piyasaya eklemlendi, kamu iktisadi teşekküllerimiz satıldı…
Bu uygulamalardaki hükümet karnelerine bakılırsa Erdoğan hükümetleri Özal, Demirel, Çiller hükümetlerinden çok daha özelleştirmeci, çok daha serbest piyasacı, çok daha neoliberaldır.
12 Eylülizmin asıl analizi bu parametrelerle yapılmalıdır.
İslam'ın şartı 5 diye avundular da Kur'an'ı arkalarına fırlattılar.
Emevi saraylarından çıkmış olan hadis ve sünnet martavallarına inandılar da senin verdiğin kitabı arkalarına fırlattılar.
Atalarının yazdığı hurafelere inandılar da senin verdiğin kitabı arkalarına fırlattılar.
PKK silah bırakacak ve karşılığında PKK affı ile teröristler serbest kalacak ve terör bitecek gibi anlatıyorlar. Oysa PKK terörü sona erdirmek için Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin yıkılmasını ve “kurucu önder” Öcalan’ın kurucularından birisi olduğu yeni bir devletin kurulmasını istiyor. Bunun nasıl olduğunu videoda anlattım. Lütfen izleyin ve izletin. @zaferpartisi@zpgencresmi
AKP’nin halka ihanet planı Resmi Gazete’de yayınlandı!
Cumhurbaşkanı kararıyla;
2 Boğaz Köprüsü, 8 Otoyol ve 2 Çevre Otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi kararı alındı.
Özelleştirme programına alınanlar⬇️
🔴Köprüler
1. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü
2. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü
🔴Otoyollar
1. KGM Avrupa Otoyolu
2. KGM Anadolu Otoyolu
3. İzmir-Aydın Otoyolu
4. İzmir-Çeşme Otoyolu
5. Niğde-Mersin-Adana (Batı) Otoyolu
6. Adana (Doğu)-Gaziantep (Batı) Otoyolu
7. Gaziantep (Doğu)-Şanlıurfa Otoyolu
8. Toprakkale-İskenderun Otoyolu
🔴Çevre Otoyolları
1. Bursa Çevre Otoyolu
(Çağlayan kavşağı-Yenişehir kavşağı)
2. Gaziantep Çevre Otoyolu
Devletin ücretli işlettiği 2 Boğaz Köprüsü ve 8 Otoyolun;
🔵2025 yılı toplam kârı 600 Milyon Dolar
🔵30 yıllık toplam kârı 18 Milyar Dolar!
Güncel kurla 871 Milyar 920 Milyon Lira!
Maliyeti yıllar önce vatandaşın vergileriyle ödenmiş ve devletin yüksek kârla işlettiği bu köprüleri, otoyolları ve çevre otoyollarını özelleştirmek vatandaşa ihanettir.
Bu yolları özelleştirmeyle işletecek olan şirketler 30 yıl boyunca araç geçiş ücretlerine zam üstüne zam yapacaklar.
Bunun adı Türkiye’nin geleceğini satmaktır!
Derhal bu özelleştirme kararından vazgeçin!
Kaynak: 05.09.2026 tarihli Resmi Gazete, 20.10.2010 tarihli Resmi Gazete
"Mardinli ırgat çocuğuydum. Dedem, ağa'nın adamları tarafından öldürülüp mallarına el konulmuş. Atatürk, köyün ağasıyla birlikte ağaya yardım ve yataklık eden 21 kişiyi kurşuna dizdirmiş. İbret olsun diye 1 hafta köy meydanında kalmışlar. Köye derhal okul kurulmuş. Ninem ise veremden ölmüş. Köyümüze bir de sağlık ocağı açılmış. Okulumuzdaki Türkay öğretmen sık sık kimseye kul köle olmamamızı öğütlerdi. İşte o okulda okuyan ırgatın oğlu Aziz Sancar, Kimya ödülü olan Aziz Sancar oldum. Ey Atatürk, sana minnettarım. Sen ebediyet ufkunda doğan bir güneşsin"
Aziz Sancar👏👏❤
Ayrıca ulus devlet böyle bir şeydir. Ülkede hâkim olan halkın adı ulusun adı olur.
Örneğin Alman Anayasası'na göre "Alman" tanımı bizim Anayasa'mıza göre olan "Türk" tanımına benzerdir.
Alman Anayasası'na göre "Almanya" vatandaşı diye bir şey yoktur.
Alman halkı (deutsches Volk), Alman (Deutscher), Alman halkına aidiyet (deutsche
Volkszugehörigkeit) kavramları vardır.
Anayasa'da "Kürt kökenli, Türk kökenli, İtalyan kökenli vb. Alman vatandaşı" gibi bir şey de yazmaz. Günlük hayatta böyle kullanabilirsiniz ama Anayasa'da yazmaz.
"Alman Anayasası'na göre, Kanun'da başka türlü bir hüküm bulunmadığı takdirde, Alman vatandaşlığına sahip olan veya Alman halkına aidiyeti bulunan bir mülteci veya sürgün olarak kabul edilen veya böyle bir kişinin eşi veya alt soyundan gelen kişi olarak 31 Aralık 1937 tarihindeki Alman İmparatorluğu topraklarına kabul edilen herkes Alman'dır."
„Deutscher im Sinne dieses Grundgesetzes ist vorbehaltlich anderweitiger gesetzlicher Regelung, wer die deutsche Staatsangehörigkeit besitzt oder als Flüchtling oder Vertriebener deutscher Volkszugehörigkeit oder als dessen Ehegatte oder Abkömmling in dem Gebiete des Deutschen Reiches nach dem Stande vom 31. Dezember 1937 Aufnahme gefunden hat.“
PKK'lıların "şehit" olarak anıldıģı taziye çadırları her yerde kurulmaya devam ediyor!
Müdahalede eden yok‼️
Ama sırtına 🇹🇷Türk bayrağı, önüne Gençliğe Hitabe’yi alarak, tek başına sessizce yürüyen gençler ise gözaltına alınıyor ⁉️
#ÇözümmüİHANETMİ ⁉️
Murat Ağırel, kendisini "FETÖ'cü" olmakla suçlayan Melih Gökçek'e yanıt verdi:
"Bu FETÖ mensubu hainleri siz iyi bilirsiniz. Oğlunuz bu hainlerin okulunda okudu, eşinizin adı bu hainlerin yetiştiği okulların tabelasında yer aldı.
FETÖ’ye 'parsel parsel' arazi veren, genel sekreteri FETÖ’cü olan, kapının önüne boş damacana gibi konulmuş belediye başkanı; FETÖ kumpasında yargılanmış bana 'Sana FETÖ’cüler destek veriyor' martavalına sığınıyor.
Daha önce argümanınız PKK’ydı, sanırım 'Terörsüz Türkiye' sürecinden mütevellit bugün DHKP-C olmuş. Yakında Guatemala’daki adı sanı bilinmeyen bir örgütün de beni gizliden desteklediğini iddia ederseniz…
Bırakın bu bıdı bıdıları.
Ben çok basit bir soru sordum:
Oğlunuzun ve onun eşinin 30 bin avro sermayeyle kurduğu şirket nasıl oldu da kısa sürede milyonlarca avroluk mal varlığına ulaştı?
Bu paranın kaynağı nedir?
Bu kadar basit. Hodri meydan. Bekliyorum."
SDG’NİN FESHİ YALANI VE YIKICI TUZAKLAR
Bölgede yalancı bir bahar ve barış rüzgârı esiyor,
Güya SDG fesih olmuş ve Mazlum Kobani isimli PKK teröristi Al-Şara’nın danışmanı oluyormuş!
Bakın, belge ve isimlerle kurulan tuzakları ve bölücü yalanları anlatalım:
- 10 Mart 2025 Mutabakatı ile “Suriye PKK’sı SDG” BİREYSEL olarak Suriye ordusuna entegre olacaktı.
- SDG bunu kabul etmedi ve PKK unsurlarını toplu olarak tutmaya devam etti.
- Uzlaşma çıkmayınca 6 Ocak 2026’da Halep Şeyh Maksut ve Eşrefiye’de SDG ve Şam kuvvetleri arasında silahlı çatışmalar başladı.
- Ay sonuna kadar aralıkla devam eden çatışmalarda SDG önce Halep’ten çekildi sonra Fırat doğusunda Haseke’ye kadar alanı boşaltmak zorunda kaldı.
- 18 Ocak mutabakatında SDG BİREYSEL entegrasyonu” kabul etmişti ama ABD ve İsrail müdahale edince durum değişti.
- 29 Ocak mutabakatında kazanan SDG oldu ve bireysel entegrasyon iptal edildi.
👉 Bu süreci Türkiye'de "ABD SDG'yi sattı" palavrasıyla topluma yedirmeye çalıştılar!
👉 Oysa, 29 Ocak 2026 mutabakatı 3’ncü madde ile 60’ncı Tümen kuruldu. Bu tümen Haseke, Kamışlı ve Malikiye’de konuşlu 3 tugaydan oluştu.
4’ncü maddeye göre Ayn-el Arab’da bir tugay kuruldu ve Halep’teki 72’nci Tümene bağlandı.
- Tugaylar 1300-1500 mevcutlu olarak tasarlandı.
👉 Bu tugayların açıklanan (sözde) komutanları şunlar:
- Fırat doğusu (sözde) bölge K ve Svn. Bakan Yrd: Sipan Hemo kod adlı PKK’lı terörist ( Kırmızı bülteni iptal ediliyormuş!!!)
- 60’ncı Tümen K.Yrd.: Ciya Kobani kod adlı PKK’lı terörist,
- Haseke terör tugayı: Serdar Afrin kod adlı PKK’lı terörist,
- Kamışlı terör tugayı: Lokman Halil kod adlı PKK’lı terörist,
- Malikiye terör tugayı: Sasun Derik kod adlı PKK’lı terörist
- Halep 72’nci Tümene bağlı Kobani tugayı: Mahmut Kobani (Berxvedan) kod adlı PKK’lı
Bu isimlerden örneğin sözde Kobani tugayı elebaşı Mahmut Kobani, Zeytindalı operasyonunda, Afrin’de TSK’ya karşı mücadele edip ardından bölgeden kaçan teröristtir.
👉 Gelelim Ferhat Abdi Şahin’e…
1990’da PKK’a katıldığı ve 1996’da PKK’nın Hakkari/Şemdinli sorumlusu olduğu biliniyor. O dönem kod adı Şahin Cilo.
- O süreçte örneğin 22 Ağustos 1996 — Şemdinli/Örencik veya 8 Kasım 1996 — Çukurca saldırılarını onun düzenlediği biliniyor.
- Daha sonra Avrupa ve Mahmur’da bulunuyor ve sonra tekrar bölgeye dönen Şahin Cilo 3 Ekim 2008 Aktütün saldırısını organize ediyor. (Aktütün’de 17 şehit verildi)
👉 Özetle, Suriye PKK’sı SDG, 29 Ocak 2026 mutabakat belgesi (3’ncü ve 4’ncü madde) ile bütüncül yapıda “4 PKK Terör tugayı” şeklinde tertiplenmiş ve sözüm ona Suriye ordusuna entegre(!) olmuş.
👉 Bu Suriye içinde PARALEL bir yapıdır ve entegrasyon sadece kağıt üstünde geçerlidir!
👉 Suriye’de Fırat doğusunda KCK ana çatısı altında bir “siyasi yapı” ve onun “sözde silahlı kuvveti” oluşmuş durumda.
- Suriye PKK’sı SDG bu amaçla Şam kuvvetleri ile Ocak 2026'da 25 gün silahlı çatışmaya girişti ve aslında çatışmayı kaybetti ama tekrar vurgulayalım, ABD müdahalesi ile 4 PKK terör tugayı kuruldu.
👉 Şimdi Ferhat Abdi (Şahin Cilo)’nun El-Şara’nın danışmanlığına atandığı ilan edildi.
- Bu girişim bir çatışmayı önleme ve iş birliğini arttırma önlemidir.
- Ancak ABD/İsrail kontrolü kalkar veya zayıflarsa, Suriye’de Şam merkezli HTŞ ile Haseke merkezli PKK (SDG) arasında yeniden çatışma başlayabilir çünkü Suriye PKK’sı Haseke ile yetinmez, Şam’ı hedefler ve Akdeniz’e ulaşmak ister.
👉 Suriye’de Kürtlerin 3 katı nüfusu olan Türkmenlerin adı bile geçmiyor ama SDG fesih oldu yalanına AKP Hükümeti memnuniyetini bildiriyor.
👉 👉Sonuç olarak; Suriye ve Türkiye’de birbirine PARALEL iki süreç ilerletilmeye çalışılıyor!
👉👉Yani 4 parçalı Teröristan’ın Suriye ve Türkiye ayağı önce hukukî değişiklikler ve ardından YENİ ANAYASA ile realize edilmeye çalışılıyor.
📌 Biz @zaferpartisi olarak bu yalan ve tuzaklarla dolu yıkıcı süreci milletimize anlatmaya ve Atatürk’ün kurduğu milli laik üniter devleti savunmaya devam ediyoruz.
@umitozdag@tcsavunma@TC_Disisleri