Allah, haddini aşan karıncaya kanat takıp kuşa yem edermiş.
Her yükselişi zafer, her düşüşü kayıp sanmamak gerek. Bazen yükseliş imtihan, düşüş ise bir uyarıdır.
Yükselirken haddini, düşerken umudunu unutma.
Ve insan sustuğunda fark eder: Kim gerçekten yanında, kim sadece sesini duyduğu sürece var, kim seni anlıyor, kim ise yalnızca kendini anlatıyor...
Bazı sessizlikler yenilgi değildir. Aksine, insanın kendine verdiği en büyük değerdir.
Bazen insanı kurtaran şey, söyleyecek çok şeyi olduğu hâlde susmayı bilmektir.
Çünkü insan sustuğunda, yalnızca dilini değil; öfkesini, kırgınlığını ve kendini anlatma çabasını da susturur. O sessizlikte insan,başkalarının ne düşündüğünü değil, kendi kalbinin ne söylediğini duyar
İnsanın kalbine en çok iki şey ağır gelir: gam ve kaygı.
Gam, geçmişin yükünü omuzlara bırakır; kaygı ise geleceğin korkusunu yüreğe.
Biri insanı geçmişe hapseder, diğeri daha yaşanmamış günlerin acısını bugünden yaşatır.
Gam uykuyu getirir, kaygı ise gözlere uyku haram eder.
Belki de insan, sevdiklerini toprağa emanet ettikçe toprağın kokusunu daha derinden hisseder. Her yağmur yağdığında, sanki toprak bize onları yeniden hatırlatır ve fısıldar: “Onlar yok olmadı; sadece senin göremeyeceğin bir yerde yaşamaya devam ediyorlar.
Ama insanın yapabileceği bir şey vardır: Elinden geleni yapmak,
gerisini Allah’a bırakmak.
Gönlünü Allah’a bırak…
Çünkü O, senin sustuğun yerde de bilir,
kimseye anlatamadığın acıyı da bilir.
Kalbinden geçen, diline dökülmeyen ne varsa O’na yabancı değildir.
Hepimiz yolcuyuz.
Kiminin yolu uzun görünür,
kimininki kısa…
Ama hiçbirimiz bu yolun sahibi değiliz.
Bizden önce yürüyenler geçti,
bizden sonra yürüyenler gelecek.
Bizimle gelmeyen hiçbir derdi,
bizimle götürmeyeceğiz.
Övgü, insanın ne olduğunu değil, insanların onda ne görmek istediğini anlatır. Eleştiri ise her zaman senin eksikliğini değil, bazen karşındakinin bakışını gösterir.
Ahlak; övgüyle kabarmakla, eleştiriyle kırılmak arasındaki o ince çizgide belli olur.
Eskiden insanın sözüne güvenilirdi; şimdi sözler çoğu zaman sadece görüntüden ibaret.
Belki de en acısı, insanların birbirine yabancılaşması değil…
Birbirinin yanında olup, birbirine gerçekten uzak düşmesi.
Her şeye cevap yetiştiren, her gördüğünü anlatan ve bildiğini sanarak hüküm veren insan; aslında ne kadar az şey bildiğini gösterir. Çünkü hikmet, her söze karşılık vermek değil; ne zaman susacağını, neyi görmezden geleceğini ve her gördüğünün ardında görünmeyen bir hakikat vardr
Kimse senin hayatını senin kadar önemsemiyor. Herkes kendi yarasına merhem, kendi derdine çare arıyor.
Sen de başkalarının seni yaşatmasını bekleme; bazen insan, en çok kendi içinden tutunarak hayatta kalıyor.
Aslında herkes kendi hayatının telaşında…
İnsan bazen öfkesinden değil, uzaklığından sertleşir.
Yüz yüze gelince anlar ki; karşındaki de senin gibi kırılmış, yorulmuş bir insandır.
Göz göze gelince öfke susar, kalp konuşmaya başlar.
Kendimden özür dilerim…
Beni düşünmeyecek insanlar için kendimi tükettim.
Hak etmeyenlere en güzel yanımı verdim,
karşılığında kendimden eksildim.
Artık biliyorum; insan herkese iyi gelmeye çalışırken
en çok kendini yaralıyor.
@vildan__polat Kesinlikle katılıyorum. Bir hizmetin değerini, ne kadar görünür kılındığı ya da ne kadar anlatıldığı değil, ortaya çıkardığı gerçek sonuç belirler. Yapılan işi sürekli öne çıkarmak, onun değerini artırmaz; asıl değer, insanların hayatında bıraktığı somut ve kalıcı izdir.