Birinin “evi olma” fikri fazla romantize ediliyor sanki. Özne silikleşiyor, neredeyse bütünüyle bir nesneye dönüşüyor. Kendi zevkine göre döşenmiş, kurgulanmış bir yaşam alanı… Ürkütücü.
Bazı birliktelikler -mesleki, duygusal ya da dostane her neyse - doğallıkla kurulan bir bağdan ziyade karşılıklı bir imaj tahkimatı gibi. Estetik bir vitrin kurma çabası gerçekliğin yerini aldığında, hikâye entelektüel bir ayin tiyatrosuna dönüşüyor.
Issue 8 of the journal Marxism & Sciences-MARXISM AND SYSTEMS SCIENCE is out. M&S is an open access journal and available at: https://t.co/7qTDoOaXsO
Başkalarının hikâyelerinde “içerik” olmaya razı gelmek çağın sessiz uzlaşısı gibi. Öne çıkanlarda sabit bir vitrin objesine dönüşmek bir süre bakışları garantiler belki. Ama vitrine konan şey günbegün unutulur, tozlanır, canlılığını yitirir.
Evimin yakınlarında ilkokul var. Bazen çok kaliteli eve dönüş sohbetlerine denk geliyorum.
- teyzem 1988 yılında doğmuş ve hala ölmedi.
-benim anneannem 1965 yılında doğmuş.
- nee! O zaman daha Atatürk bile var!
Gibi.
Hakikati arayın ama benim seçtiğim gözlüğü takıp; bakışınızı benim izin verdiğim yöne yönelterek arayın.
Ne de olsa bulduğunuz her ne ise hakkında/hakkınızda nihai hükmü verecek olan benim.
(Bence bazı konuşmalara böyle bir altyazı eklenmeli)