Bugün Ankara’da pazardaydık; esnafımızla selamlaştık, yurttaşlarımızla sohbet ettik, pazar alışverişimizi yaptık.
Gittiğimiz her yerde aynı sıcaklıkla karşılandık; her selamda, her sohbette milletimizin desteğini bir kez daha hissettik.
Halktan uzak durup karanlık odalarda hesap yapanların anlayamadığı gerçek tam da bu:
Biz gücümüzü kapalı kapılardan, masa başı planlardan değil; milletimizin sevgisinden, güveninden ve gönlünden alıyoruz!
38 kere tüzük, önseçim, kural, kurul, disiplin, madde, organ, yetki, yönetmelik, mevzuat vb parti içi işleyiş ile ilgili söylemi oldu. Ama bunun da önemi yok, ezbere dahi bilinse tüzük herhangi bir tutarsızlıkta o zaman da sihirli “tedbir” kararı devreye giriyor, tedbir var diyorlar.
Toplumumuzun birlik ve beraberliğini, din ve inanç kardeşliğini hedef alan; ayrımcılığı, nefreti ve kutuplaşmayı körükleyen her türlü söylem ve eylemle mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Kamu düzenini ve vatandaşlarımızın temel haklarını korumak adına, nefret suçlarına karşı hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde gerekli adımlar atılmaya devam edecektir.
Kürsü dokunulmazlığı dışında hiçbir dokunulmazlığı doğru bulmuyorsunuz demek… Benim babam, sizin doğru bulmadığınız dokunulmazlığı kaldırılınca, görev gereği KÜRSÜ DIŞINDA okuduğu mektup yüzünden 60 yaşında tutsak edildi. Gençliğinin tam 8 yılını, aynı sizin gibi hiçbir aksiyonundan pişman olmayanların uygulattığı iğrenç, insanlık onurunu yok edecek işkencelerle geçirdikten sonra, daha sıçramadan derin bir uyku uyuyamazken yeniden mahkum oldu. Binbir çeşit yeni hastalık edindi Kandıra cezaevinde. Çok geçmeden daha da hastalandı ve öldü. Susmak istiyordum çünkü size laf atmak konforlu. Siz en basit olansınız, en kolay bölümsünüz. Katıldığınız programda Selahattin Demirtaş ve terör kelimelerini arka arkaya kullanmaya hiç utanmadığınız için susamadım. 78 yaşında birine bela okuyacak değilim fakat dokunulmazlıkların kaldırılmasından bugüne dek tutsak edilmiş, ruhunda onarılmaz yaralar açılmış, çocuklarının büyüdüğünü görememiş, aile üyelerini toprağa vermiş ve cenazesine bile gidememiş herkesin ahı her gece ve gündüz, bu dünyada ve ahirette üzerinizdedir. İyi hatırlanmayacaksınız.
Bu manik savunma.
Kılıçdaroğlu da biliyor ki Fatoş Hanım’ın ve daha nicelerinin yaşadığı haksızlıkta kendisinin de payı var. Buradaki gülüş, o suçluluk hissini bilinçten uzak tutma çabasının yarattığı gerilimden dolayı.
Sürekli “bilmiyorum, haberim yok” diyor. Ama işte tam karşısında, yadsınamayacak biçimde duruyor: senin yüzünden bir kadın insanlık dışı bir davranışa maruz kaldı? Bu suçluluğa dayanamayan benliği can havliyle bir şey yokmuş gibi gülüyor.
Mesela Erdoğan ya da Bahçeli burada gülmezdi. Çünkü onlar bu suçluluğu alttan alta bile hissetmezler. Onların dünya görüşü daha keskin, gerektiğinde çıplak aramayı savunabilecek kadar keskin. Erdoğan’ı düşünün mesela, söz konusu kişi karşı mahalledense “neyse gereği o yapılır” der geçerdi. Kendi mahallesindense sonuna kadar sündürür en ağır hakaretleri eder, konuyu kullanırdı.
Kılıçdaroğlu ise bunun yanlış olduğunu biliyor ama girmeyi çok istediği bu otokratlar kulübüne daha yeni katıldı, bu “gerilimli gülme” ler onun yeni pozisyonuna yerleşme çabaları. Sesi de çok yüksek tiz ve savunmacıydı mesela. Sandığımız kadar rahat değil, çok korkak biri Kılıçdaroğlu.