Başkasının başarısını sahiplenen tipler var ya. OpenAI de aşağıdaki örnekte bunlardan biri olmuş.
Kısaca: Bir matematik profesörü, matematikte en zor çözülen problemlerden biri üzerine 1 yıl boyunca kafa patlatıyor. Tüm taslakları mahrem Codex oturumları üzerinden OpenAI'ta gidiyor ve OpenAI bunu logluyor. Sonra bu zor problemin çözüldüğü rivayeti yayılıyor ve OpenAI'n çözdüğü söyleniyor. Profesör bilgi için OpenAI ye ulaşıyor. "Evet bizim modelimiz de çözdü" yanıtını alıyor. Profesörün metodunu kullanarak. Benim oturumlarım üzerinden mi eğittiniz diye soruyor? Cevap yok.
>math professor spends a year on one of the hardest unsolved problems in math
>"Navier-Stokes"
>his drafts for the whole project went through codex sessions
>openai had his logs in codex
>suddenly rumor leaks AI solved it
>he emails openai to ask what's going on
>openai calls within days
>"funny story, our model also solved it"
>using his exact approach
>asks openai: did you train on my sessions?
>no answer
“… adlı kitabımız yayınlandı” değil, doğrusu “… adlı kitabımız yayımlandı”
“Yayınlamak” değil, “yayımlamak” diyelim.
Dil bilimciler şöyle özetliyor bu ayrımı: “Yayım” yapılan eylem, iş;
yayın” da bu işin ürünüdür.
Bu sebeple “yayımlamak” hem kitap, gazete, dergi vb. şeyleri basmak ve dağıtmak, neşretmek
hem de dinlenilecek, görülecek şeyleri radyo ve televizyonla sunmak, bildirmek, duyurmak işidir.
Yoğun "gerçekleştirdi" / "sağladı" eylem kullanımı:
Fiil sonuna "gerçekleştirdi" ekleyince daha mühim mi hissediliyor bilemiyorum. doğrudan fiili yazsak? (yaptı da diyebiliriz.) I-Ih. İlla "- gerçekleştirdi" olacak.
Ör: "Görüşme gerçekleştirdi"
"Görüşme gerçekleştirdi" diyerek algımızı daha da yormayın. "Görüştü" deyin geçin.
Onun bir de kuzeni var. "Katılım sağladı". "Katıldı" diyebilirsiniz korkmayın ya.
@ANILAWHITNEY Nice words. I am not sure about "judge less" though. Because when you see better versions, you start making comparisons that you weren't doing before. That is another kind of judgment imho.
Türkçesi
"Evlilik başlangıç noktasıydı. İki kişi, neredeyse birbirlerinden başka hiçbir şey olmadan bir araya gelir ve sonra her şeyi yan yana inşa ederlerdi. Bu inşa etme süreci bağ kurmaya yol açtı, sadakat inşa etti, muazzam fedakarlık gerektirdi ve en önemlisi karşılıklı bağımlılığı öğretti.
Ama şimdi bize tam tersi söyleniyor. Bunun yerine bize evlenmeden önce her şeye sahip olmamız gerektiği söylendi.
İyi bir kariyere, bir eve, bankada bir miktar paraya, tüm kimliğinizin keşfedilip sağlamlaştırılmasına, pullarla dolu bir pasaporta, bir diplomaya ve çok fazla flört deneyimine ihtiyacımız var.
Buradaki sorun şu ki, iki kişi nihayet birbirlerine katılmaya karar verdiklerinde, hayatlarının çoğunu yalnız başına yaşamayı öğrenerek geçirmiş olmalarıdır.
O halde başka biriyle bir hayat kurmanın birdenbire bu kadar zor gelmesi şaşırtıcı değil.
Evlilik eskiden bir başlangıçtı, halihazırda inşa edilmiş bir yaşamın sonradan düşünülmesi değil.
Zaten kendi kendine yeten ve kendi kendine yeten iki insan kolayca birleşip kaynaşmaz. Bildiğimiz tek şey bireycilikken, “benimki” perspektifinden “bizimki” perspektifine gitmek zor.
İşte bu yüzden bireycilik evliliğin ölümü haline geldi."
Marriage used to be the starting point.
Two people would come together with almost nothing to their name, but each other, and then they would build everything side by side. This process of building led to bonding, it built loyalty, it required tremendous sacrifice and most of all it taught interdependence. But now we are told the opposite. We are told instead that we need to have it all before we marry.
We need a good career, a home, a bunch of money in the bank, your entire identity discovered and solidified, a passport filled with stamps, a degree and much dating experience.
The problem with this is that by the time two people finally decide to join one another, well they have spent most of their lives learning how to do life alone.
So it is not wonder then that building a life with someone else, suddenly feels so much harder. Marriage used to be a beginning, not it is an after thought to an already built life.
Two already self-sufficient and self-reliant people do not easily merge and mesh. It is hard to go from the perspective of “mine”, to “ours”, when individualism is all we have ever known.
And this is why individualism has become the death of marriage.
Yapılan araştırmaya göre: İki dil konuşan insanların beyin yaşı, gerçek yaşlarına göre ortalama 6 yıl daha genç; üç dil konuşanlarınki 7 yıl, dört dil konuşanlarınki ise tam 13 yıl daha genç oluyormuş.
Las personas que hablan 2 idiomas tienden a tener cerebros 6 años más jóvenes de lo que correspondería a su edad; las que hablan 3 idiomas, cerebros 7 años más jóvenes; y las que hablan 4 idiomas, cerebros 13 años más jóvenes.
El efecto protector del multilingüismo parece ser dosis-dependiente: cuantos más idiomas se hablan, mayores serían los beneficios. Este efecto se ha relacionado con varias vías, como una mayor estimulación cognitiva general, el aumento de la plasticidad cerebral al aprender estructuras lingüísticas diferentes, y factores sociales y culturales asociados al uso de varios idiomas.
Además, una de las vías principales sería que, cuando una persona maneja varias lenguas, todas permanecen activas en el cerebro al mismo tiempo, aunque en ese momento solo esté usando una. El cerebro tiene que mantenerlas “encendidas” y, al mismo tiempo, inhibirlas continuamente para no mezclarlas. Ese control constante genera una carga cognitiva extra que, sostenida a lo largo de los años, se asocia con un refuerzo de la reserva cognitiva.
El uso prolongado de varios idiomas fortalecería las redes cerebrales de control ejecutivo, atención y memoria a través de un desafío cognitivo continuo. Justamente estas mismas redes son las más vulnerables al declive de la edad, al deterioro cognitivo leve y a la demencia, lo que sitúa al multilingüismo como un posible factor de protección de la salud cerebral a lo largo de la vida.
Şu sıralar robotların insanlardan daha hızlı koştuğuna dair sürekli videolar paylaşılıyor, bayağı yorum yapılıyor. Bilgisayar insandan hızlı işlem yapar, forklift daha fazla yük kaldırır . Bunlar için bu kadar muhabbet dönmedi.
Türkçesi:
"Lise tarih dersinin 1. gününde öğretmenimiz kalktı ve şöyle dedi:
'16 yaşındasınız. 200 yıl önce sizin yaşınızdaki insanlar evleniyor, ürün ekiyor, çocuk sahibi oluyor ve kışın kulübe inşa ediyorlardı. Ödevinizi yapabilirsiniz. Sizin için belirlenen bar tarihsel olarak utanç verici derecede düşük. Bölgesel kıtlık veya veba ile uğraşmıyorsunuz. Ailenizi yağmacılardan kurtarmak veya düşmanlarınızı yok etmek için savaşa girmek zorunda değilsiniz. Güvenli, klimalı bir odada oturup sizi önemseyen birinden öğrenmeniz gerekiyor. Hiçbir bahaneniz yok.'"
🥲 The saddest thing you’ll see today: a Korean man visualized his life through his Google Maps location history
He mapped out a year of his travels — and there was almost nothing on it except one endless route: home → work → home → work.
Every now and then, the route changed. But the excitement didn’t last long: those rare detours turned out to be business trips.
The author didn’t even bother explaining anything and simply captioned the map: “Homeworkhomeworkhomework…”
Filigranlamanın gittiği yeri güzel özetlemiş. :D
Türkçesi:
"Fikirlerimi önce Bic kalemiyle bir kağıda yazdım, ardından Grok'tan argümanlarımı MacBook'umda Bluetooth Keychron klavye kullanarak, X-Pro web sitesi aracılığıyla Brave Tarayıcıda mantıksal olarak nasıl düzenleyeceğimi önermesini istedim ve bu, Grammarly tarafından Gemini ve Anthropic dahil olmak üzere özel ve genel modellerin bir karışımının kullanıldığı kanıtlandı".
Bu yeterli mi?"
The future of watermarking 🤨.
Disclaimer: "I wrote my ideas on a piece of paper with a Bic pen first, then asked Grok to suggest how to organize my arguments logically, on my MacBook using a Bluetooth Keychron keyboard, in Brave Browser through the X-Pro website, and it was proofed by Grammarly that under the hood uses a mix of proprietary and public models including Gemini and Anthropic".
Is that enough?