Yağmur altında CHP Genel Merkezi'nden TBMM'ye yürüyen Özgür Özel.
O gün ki hengameden sonra paylaşamadım ancak bugün, tarihe not düşsün diye arşivden çıkarıyorum.
24 Mayıs 2026.
KAYYIM YÖNETİMİNİN İLK İCRAATI: İŞÇİ ÇIKARTMAK!
Sendikamız Tez-Koop-İş üyelerinin de aralarında bulunduğu, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi çalışanı çok sayıda emekçinin iş sözleşmelerinin, hukuki dayanaktan yoksun bir kararla iş başına getirilen kayyım yönetimi tarafından feshedildiğini büyük bir öfkeyle öğrenmiş bulunuyoruz. Mutlak butlan kararı ile atanan kayyım yönetiminin ilk icraatının, anayasal bir hak olan çalışma hakkına saldırmak olmasının, somut bir emek düşmanlığı örneği olduğunu vurguluyoruz.
Demokratik hukuk devletlerinde kurumların devamlılığı, hukukun güvencesi altındadır. Bir kurumun emekçileri ise, o kurumun hafızasıdır. Henüz hukuki statüsü kesinleşmemiş, “tedbiren” görevlendirilmiş bir geçici yönetimin, ilk iş olarak uzun yıllardır yerleşiklik kazanmış, sendikalı ve güvenceli istihdam süreçlerine müdahale etmesi; kurum hafızasını yok etmeye çalışması ve işçi kıyımına girişmesi en temel hukuk ilkelerinin açık ihlalidir. Mevcut karmaşa ortamında, hukuki belirsizliğin faturasının emekçilere kesilmesi kabul edilemez. Bu tutum, CHP’nin bugüne kadar savunduğu ve vaat ettiği emek politikalarıyla da çatışmaktadır.
Söz konusu haksız fesihler, geçici yönetimin uluslararası çalışma normlarını, 4857 sayılı İş Kanunu’nu ve işyerinde Sendikamızın tarafı olduğu yürürlükteki toplu iş sözleşmesini tanınmadığını göstermektedir. Sendikamız, işçilerin iradesi dışında gelişen siyasi veya yönetsel süreçlerin faturasının emekçilere çıkarılmasını asla kabul etmeyecektir.
CHP Genel Merkezi ve bağlı işyerlerinde çalışmakta olan üyelerimizi kapsayan toplu iş sözleşmesinde, işten çıkarma süreçlerinin hangi nesnel kriterlere ve Disiplin Kurulu mekanizmalarına bağlı olduğu hüküm altına alınmıştır. Hukuku ve toplu sözleşme hükümlerini yok sayarak disiplin sürecini işletmeyen; işçinin savunma hakkını elinden alan bu karar, açık bir hak gaspıdır.
Zulmün boyutu bununla da sınırlı kalmamıştır. Üyelerimiz, Kod 48 (İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki işgünü yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi) gerekçe gösterilerek, iftira ve karalamayla işten çıkarılmıştır. Emekçileri Kod 48 gibi ağır bir maddeyle damgalamak, onları en temel haklarından; sözgelimi kıdem tazminatından, ihbar tazminatından ve işsizlik ödeneğinden mahrum bırakmak demektir. Bu hamle ile sadece emekçiler “cezalandırılmamış”, aileleri de açlığa ve belirsizliğe mahkûm edilmiştir.
Tez-Koop-İş Sendikası olarak işyerinin adı, unvanı veya siyasi niteliği ne olursa olsun, emeğin haklarını savunmak temel sorumluluğuzdur. Demokratik bir hukuk devletinde hiçbir yönetim, yasaların ve yasal çerçevede bağıtlanmış toplu iş sözleşmelerinin üstünde değildir. Haksız ve hukuksuz bir biçimde işten çıkarılan üyelerimizin haklarını sonuna kadar savunacağımızı, hem hukuki alanda hem de meydanlarda emeğe yönelik saldırıların karşısında duracağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Yüzlerce mesaj ve çağrı aldım. Her birine ayrı ayrı dönüş yapamasam da bilin ki hepsini görüyor ve büyük bir minnetle okuyorum. Bu süreçte gösterdiğiniz dayanışma, dostluk ve destek benim için çok kıymetli! Yanımda olduğunuzu hissettirdiğiniz için çok teşekkür ederim!
Yıllarımı verdiğim Cumhuriyet Halk Partisi’nden kayyum kararı sonucu olarak işime son verildi.
İnsan bazen işinden değil, değerlerinden uzaklaşan yönetim anlayışlarından ayrılır.
Ama gerçekler asla değişmez!
6 yılı aşkın süre CHP’ye ve içime işlemiş olan foto muhabirliği görevime inançla hizmet ettim. Karşılığında aldığım şey ise SGK’dan bir SMS ile Kod 48 oldu!
Koltuklar değişir, yönetimler değişir, kararlar değişir. Ama verilen emek ve yaşananlar hafızalarda kalır! +++
Son bir saat itibariyle:
Kemal Kılıçdaroğlu CHP'si partinin çalışanlarını "kod 48" ile (mazeretsiz işe gelmemek gerekçesiyle 'haklı fesih' ile, kıdem ve ihbar tazminatı gibi haklarını vermeksizin) işten çıkarıyor.
Üstelik, tamamen haksız biçimde ve bunu da bilerek yapıyorlar bunu.
Ücretli çalışanına bunu yapabilecek kadar kötüleşmiş -ve sözüm ona rövanşist- bir yönetimin CHP'ye ve CHP'li siyaset kadrolarına neler yapmaya çalışacağını tahmin etmek zor değil. Bütün bunların sonucunda da memlekete neler yapabileceğini.
CHP'nin butlan yönetiminden hesap sorulacaklar ve hesap soracaklar artıyor.
Bakın bir anne ve kızı öldü. İsmail'in yıllardır haberini yaptığı istismar faili Ayhan Şengüler 1 dakika bile gözaltinda kalmadı.
İsmail ise bayram günü ailesiyle bir aradayken sadece gazetecilik yaptığı için gözaltına alındı!
Bugün, bayram arifesinde Vera ile tam 205. kez Silivri’deydim.
Herkes bir anne ve bir babanın çocuğu elbet.
Ancak yok yere çocukluklarından neşeli bayramları bile çalınan herkese,
ellerinde şeker yerine sabır tutan o koca yüreklere
bu ülkenin ADALET borcu var.
İyi bayramlar.
Bugün Alican Uludağ’ı nakledildiği Silivri (1) Nolu L tipi cezaevinde ziyaret ettik.
Benzer suçlardan tutuklanan gazeteci, siyasetçi, bürokrat, aktivistlerin genellikle tutulduğu Silivri Kapalı (9 nolu) cezaevi yerine,
20 kişilik koğuşlarda 40 kişinin kaldığı, yerlere yatakların serildiği kalabalıklar arasına gönderilmesi herhalde tesadüf değil, “biraz daha sıkıntı ve eziyet görsün ki, burnu iyice sürtülsün” anlayışının sonucu olabilir mi?
@ctekurumsal
@alicaninarkadas
Tutuklu gazeteci Alican Uludağ (@alicanuludag ), Metris Cezaevi'nden meslektaşlarına mesaj yolladı:
"Değerli meslektaşlarım,
Önce şunu yazmalıyım. Ben çok iyiyim. Burada habercilik faaliyetine bile başladım:) Adliyede sizlerden kaçırılsam da desteğinizi yürekten hissettim. Dayanışmanızı ömrüm boyunca unutmayacağım. Hepinize çok teşekkür ederim.
Aslında benim hikayem de geçmişin bir benzeri. Bu ülkede gazetecilere değer görülen yer ya mezar ya cezaevi. Şikayetçi değilim. Gazeteciliğe ihanet etmedim, kalemimi satmadım, korkup biat etmedim. Bedelini de ödemekten şikayetçi değilim.
Onların derdi düşüncelerimi hapsetmekti, tutuklayarak da başardılar. Tweet atmaktan tutuklanmak bu ülkenin hazin gerçeği. Türkiye’de hakikat mücadelesi bir bayrak yarışı. Ben şimdi içerideyim ama sizlerin bu mücadeleyi sürdüreceğinize eminim. Mutluyuz, çünkü bu halka yalan söylemedik. Güçlünün değil, sesini duyuramayan halkın sesi olduk. Suç işlemedik, yalnızca gazetecilik yaptık.
Hepinize kucak dolusu sevgiler, selamlar.
Metris 1 No’lu T Tipi Hapishanesi”