Bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
Çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
Su yasak rüzgar yasak açık kapılar yasak
Belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın
Attilâ İlhan
On üç yıl önce bugün Ankara’nın göbeğinde
bir genci vuracak polis.
Sonra çektim sıktım üç tane diyecek ve serbest kalacak.
Bugün Ethemi vuracaklar.
#EthemSarısülük#Gezi13Yaşında
“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz.”
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun!
Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş:
-Daha otopsi yapılmamıştı, Vali bana “senin kızın intihar etmiş, daha yapılacak bir şey yok” dedi. Ben itiraz ettim o bağırdı, ben itiraz ettim o bağırdı, sinirlendi çıktı gitti.
-Benim kızımın başına ne geldiğini sonuna kadar araştıracağım. Canıma da mal olsa mücadele edeceğim.
-En son büyük bir delil çıktı; 2 erkek DNA’sı tespit edildi Rojin’in vücudunda. Onda da 1 sene bizi oyaladılar, bu “bulaş olabilir” dediler. Taşıyan kişiler, doktorlar vs. En son 195 kişiye bakmışlar, DNA’lar kimseninkiyle eşleşmedi. Akrabalar, bizim çocuklar, bizimkilerin de hepsine baktık kimseyle eşleşmedi. Bu ne anlama geliyor? Bu bir cinayettir, belli. Katiller bu DNA’ların sahibi.
-Her iki köy ve üniversite içindeki DNA’lara, hatta rektör ve akrabalarına da baksınlar dedik. Düşünün ki bir iple makarası orada, ucunu aramıyorlar makarayı komple çöpe atıyorlar, diyorlar ucu bulamadık.
-Avukatlarla ricada bulunduk, Rojin’in telefonunu bıraktığı yerde o gece saat 7’yi beş geçe kim o gece oradaymış, kimin telefonu sinyal vermişse orada da bir ipucu elde edebilirler. Onu da yapmamışlar.
-Hem ben hem Gülistan’ın ailesi, ikimiz de fakir aileyiz. Ben amelelik yapıyorum. 21 yaşına kadar o çocuğu ne eziyetle büyüttüm.
-T24
Aşık olmak, sevdalanmak, bir arada ve biz olmak hepimize çok iyi geliyor. Hayatın her neresinde olursak olalım. “Dağılıyorum Olaysız” şimdi her yerde! ❤️🔥🫂
https://t.co/zxv6iEqvF2
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Vali görevlerine devam ediyor, oğlu rahat, oğluna yardım ve yataklık ettiği söylenenler rahat, herkesin her şeyi bildiği yerde hepsi elini kolunu sallayarak geziyor ama bütün vatandaşlar hukuk önünde eşit öyle mi? Hikayeye bak.
Türkiye'de bu tip davalar ancak belli siyasi taraflar arasındaki anlaşmazlıkların ve mikro ya da makro güç dengelerinin değişmesi ile "faili meçhul" olmaktan kurtulur. Ortada şu ya da bu şekilde siyasi hesap vardır. Bugün yaşanan da bu, hukuku değil hukuksuzluğu izliyoruz.
Devlet valinin oğlu da olsa suçluyu bulur, cezalandırır falan diyorlar.
Adamlar cezalandırılmayacaklarına o kadar emin oldukları için yıllarca ülkeyi terketmemişler bile, rahat rahat yaşamışlar. Siz ne anlatıyorsunuz?
Yıllara göre Akp iktidarında suçlu listesi
Kadın cinayetleri = kadınlar
Maden kazaları = fıtrat
Orman yangınları = iklim
Okul baskınları = pubg, cs, call of duty
Akran cinayetleri = sosyo ekonomik durum
Sosyo ekonomi = chp
Tecavüz = bir kereden bir şey olmaz
Deprem = Allah
VALİNİN OĞLU gariban bir kıza tecavüz edip öldürüyor!
VALİNİN KORUMASI kızı gömüyor!
VALİ aileyi kandırarak kızın telefonunun sim kartını alıyor, beslediği bir BİLİŞİMCİ POLİSE şifresini kırdırıp mesajlarını sildiriyor, ondan sonra emniyete teslim ediyor!
VALİ kolluk kuvvetlerini yanlış yönlendirerek, Gülistan'ı aylarca yanlış yerlerde arattırıyor!
Vicdan sahibi insanlar #GülistanDokuNerede diye aylarca , yıllarca soruyor!
VALİ hükümet tarafından atanmış,
VALİNİN KORUMASI hükümet tarafından atanmış,
POLİS devlet memuru,
vali için delil karartan onlarca devlet memuru var ama biz bunu siyasete malzeme etmeyelim öyle mi?
Siz ne kadar aşağılık bir kavim çıktınız lan!!!
“Zamanın kaybolmuşu yoktur. Yaşanan her şey, müspet, menfi, bizi inşa eder. Yalnız bizi değil, bizden sonraki kuşakları da…
Yaşadıklarımızı anında belki en iyi şekilde inşa edemeyiz. Ama, onları değerlendirdiğimiz vakit; gelecek daha emin olur.
Hayat “gemi”mi bilmiyorum; “gemicilik” olduğu gerçektir. Yaşandıkça ve akılda tutuldukça daha iyi seyrüsefer ederiz.
Herkes kendi talihinin mimarıdır.
Yaşadıkları, anbean insanı oluşturur ve arkasında bıraktıkları, farkına varmadan önüne geçer. Kader, gaipten yazılmaz. İnsan, kaderini kendi yazar.”
İLBER ORTAYLI
Ailesi, İlber Ortaylı'nın sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı:
"Zamanın kaybolmuşu yoktur. Yaşanan her şey, müspet, menfi, bizi inşa eder. Yalnız bizi değil, bizden sonraki kuşakları da…
Yaşadıklarımızı anında belki en iyi şekilde inşa edemeyiz. Ama, onları değerlendirdiğimiz vakit; gelecek daha emin olur.
Hayat “gemi”mi bilmiyorum; “gemicilik” olduğu gerçektir. Yaşandıkça ve akılda tutuldukça daha iyi seyrüsefer ederiz.
Herkes kendi talihinin mimarıdır.
Yaşadıkları, an be an insanı oluşturur ve arkasında bıraktıkları, farkına varmadan önüne geçer.
Kader, gaipten yazılmaz. İnsan, kaderini kendi yazar."
İlber Ortaylı
Bu toprakların hafızasını, nezaketini ve ilmini şahsında toplayan dev bir çınarı, bir ustayı, Türkiye’nin önemli bir değerini kaybettik.
Sadece bir tarihçi değil; bize merak etmeyi, öğrenmenin asaletini ve bu ülkeyi sevmenin sorumluluğunu öğreten bir rehberdi.
Zamanı durduran o eşsiz üslup, şimdi sonsuz bir sessizliğe bürünse de mürekkebin kokusunda ve hafızamızın her köşesinde yaşamaya devam edecek.
Kütüphaneler dolusu bilgi, yerini derin bir sessizliğe bıraktı.
Ruhu şad, bıraktığı o devasa miras hepimize rehber olsun. 🕊️
8 yaşındaki kızıyla birlikte Zeytinburnu sahilinde ölü bulunan Fatmanur Çelik'in geçmişte yaptığı röportaj:
"Ben ve kızım bir şekilde hayattan koparılacağız. Biz öldükten sonra adaletin sağlanmasını istemiyorum. İntiharım asla söz konusu değil."
Ben daha küçüktüm, annem bir gün fırını indireyim derken serçe parmağını nasıl oluyorsa kırmayı beceriyor.(Mutfak küçücüktü, fırın buzdolabının üstünde duruyordu) Neyse, parmak kırılıyor ve eli alçıya alınıyor ve benim halam olacak kadın, kızı ile eve geliyor, yemek yapıp yardımcı olmak şöyle dursun, evde kalan az biraz “köfteli patatesi” oturup yiyor ve bulaşıkları da bırakarak gidiyorlar. Ben o zaman 5-6 yaşlarındayım ve annemin üzüntüsünü hiç unutmuyorum. Kadın tek elle yemek yapmış ve başka yemek yok zaten tek elle yemek yapmak imkansızı başarmak gibi zor olsa gerek. Hadi anneme acımadın da evde küçük çocuk ne yer ne içer diye bir düşünseydin be kadın. Annem yıllarca bu olaya ağlamıştır, başka il’e gelin gitmek boynu bükük olmaktı biraz da. Böyle zor zamanlarda yardım isteyebileceğin kimsen yoksa yanında, çok daha canın acır. Bazı insanlar da böyle zamanları çok iyi kullanır, gelir bir tane de o vurur.
Bu vidyodaki amaç gelin sinirlensin, zorlansın, üzülsün ve sitem etsin, sataşsın belki.
Manipülatörlüktür bu, psikolojik harptir; kötü kalpli insanlar sizi bağırıp çağıracak seviyeye getirtene kadar çıldırtır ve kendileri “ben ne yaptım ki” diyerek geri çekilir sonra.
islamcılar kolay vazgeçebilecekleri günahlara sıkı sıkı sarılıyor domuz eti gibi. yememek çok kolay çünkü, bin tane muadili var. sıkıyorsa kul hakkı, haram yememeyle ilgili senaryolar yazın. bok yazarsınız.
Epstein dosyasındaki görüntülere ısrarla erişmek isteyen, sansürlüyse açmak isteyen insanlar var.
Bu merak değil. Travmayı tüketme dürtüsü.
Beyin korkunç olanı uyarım olarak kaydeder.
Bazıları bu uyarımı arar.
Görmek anlamak değildir; kontrol hissi üretir.
Tekrar tekrar bakıldığında, acı insan hikâyesi olmaktan çıkar,
görüntüye dönüşür.
Empati kısılır, duyarsızlık büyür.
Sonuç olarak;
Başkalarının travması içerik hâline geldiğinde
toplumun sinir sistemi çürümeye başlar.