Bahçeli daha evvel yaptığı gibi sükunet politikasına gitmeli. Yaratılan kriminalize-suçlu teşkilat alıgısını ortadan kaldırdığı uzun bir dönem olmuştu. Tekrar başarırsa ne alâ, başaramazsa netice gerilimi tırmandırmaktan başka bir şey olmayacak. İyi geceler.
Çok şey yazıp hiçbir şey anlatamamak bu olsa gerek. 1978 yılında Türkiye'de sağ-sol çatışmalarının en yoğun olduğu dönemde şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu Ülkü Ocakları Genel Başkanıydı. Rahmetli bir afiş bastırıp Türkiye'yi donatmıştı. "Eller silah değil, kalem tutmalı! "
ABD’nin örtülü toplantılarına resmi davetli sıfatıyla katılarak Türkiye’yi pazarlamaya yeltenen, Türkiye’nin huzur ve birliğine kast edecek girişimlere çanak tutan, 15 Temmuz’da sinsice FETÖ’cüler ve Barkey ile aynı safta buluşan bir şahsın, hiçbir konuda ağzına ABD yada İsrail’i almayıp sürekli Ülkü Ocakları’nı aklınca hedef göstermesi bizim nazarımızda tabi ancak beyhude bir durumdur.
Ne garip tesadüftür ki bu şahsın hizmet ettiği ülke ve çevrelerle beraber kendisi de her fırsatta Ülkü Ocakları’na düşmanlık etmektedir.
Bu haliyle Türkiye’nin göz bebeği ve dünyanın en büyük gençlik organizasyonu olan, Türk gençliğinin kalbinin attığı Ülkü Ocakları’nın Türkiye üzerinde hesap kuranların korkulu rüyası olduğu gerçeği bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Türkiye’nin huzur ve bütünlüğünü hedef alarak, Kayseri’de gerçekleşen 2024 tarihindeki olayları çıkarıp, kışkırtmaktan mahkum olmuş bir şahsın, yeniden Kayseri’de boy göstermesi ve tekrar yeni provokasyonlara meyledecek tutumlara tevessül etmesi girişimlerine hemşerilerimiz uyanık ve teyakkuzdadır.
Bu provokatör şahsın ne Kayseri nede aziz milletimiz nazarında kıymeti harbiyesi yoktur.
Belli ki düşünmüyorlar. Silahlı eylemler, mensuplarının yeni nesil suç örgütleri ile bağları, mv'lerinin ve yöneticilerinin eski suç örgütü liderleriyle bağları, Türkeş Vakfı saldırısı vs. birçok vukuatı düşününce muasır Türkiye'de onları konumlandıracak tek bir yer yoktur.
Okuyup başarılı olanın iyi yerlere geldiği dikey mobilizasyonun mümkün olduğu Türkiye artık yok. Nepotizm her yeri sardı. Teşebbüs ise yaratılan canavarı beslemek için ağır vergilerle cezalandırılıyor. Şu ortamda dümdüz memur olmaktan başka güvenli yol yok. Böyle devam gençler.
Memur olma hayallerini canlandıran KPSS tarih hocası:
"Atandığınız günün sabahında anneniz kızım hadi oğlum kalk diye sizi uyandıracaklar. Ve uyandığınızda derin bir çay kokusu gelecek mutfaktan ve sizler sevinçli bir şekilde kalkıp mutfağa doğru gideceksiniz."
Yorumlar: "O kadar etkilendim ki, ağladım."
Bilal Erdoğan: “Nasıl oluyor da 45 yaşında EYT’den emekli olmuş bir insan, ‘Devlet bana geçinecek kadar emekli maaşı versin’ diyebiliyor?
Bunu nasıl içine sindirebiliyor ki?”
Alıntılar fecaat. Sivas'ta bu mevsimde bütün teyzeler dağa bayıra gider yeşilliklere oturur otlar arasından madımakları ayıklar, evine getirir. Yıl boyu yenir topladıkları madımak. Kadın zaten alevi. Çıkmış dağa madımak toplamış mutlu olmuş.
Hukuki ve iktisadi düzenlemelerle bazı ayrıcalıklı zümreler yaratan, bunları diğerlerinden üstün tutan devletler tarihte vardı, var olmaya devam edebilir. Ancak mevaliden cizye alan adamın İslam esasları üzre devlet yönetme gibi bir iddiası olamaz.
Fıkıh bilmediğin için hacı abi.
Şimdi şöyle arkadaşlar mesele mahza Araplık Türklük değil; Müslümanlıkta ne kadar eski olduğunuzdur. Babası dedeleri gayrimüslim sadece kendi Müslüman olan bir adam babası dedeleri kendi Müslüman olan bir kıza denk görülmemiştir. Hukuken de cübbeyi sarığı giyip ben Müslüman oldum diye gelen herkesi mühim vazifelere getirmemişlerdir. Ki bu imparatorluk mezarlığı Suriye, İran, Irak gibi kozmopolit bir coğrafya için pek tabii makuldür. Kısacası mesele ırk ile alakalı bir durum değildir. Evlilikte denklik ise genel bir konudur ve şart da değildir. Bugün de farklı uyruklardan, farklı sosyo-kültürel kodlara sahip Müslümanları birbirine denk görmeyiz. Evlenseler caizdir ama denklik başka bir şeydir.
Bu konularla ilgili çok iyi bilinmesi gereken ve sık sık manipüle edilen önemli bir nokta şudur;
“Müslümanlar” Türkler İslâm'ın sancaktarlığını üstlenene kadar “Araplar”, Türkler sahneye çıktıktan sonra ise “Türkler” diye anılmıştır. Yani kadim metinleri okurken ilk dönemler “Araplar” sonraki dönemler de “Türkler” ifadesini “Müslümanlar” olarak anlamak gerekir.
GRRM her cümlesini bir sembolizm ve örtülü bir hikaye takıntısıyla yazıyor. Bu yüzden yazdıklarından yüzlerce teori oluşturulabiliyor. Bu nedenle belki Kış Rüzgarları yetişebilir ama ADOS'u yazamaz. Yani serinin bir finali olmayacak.
Bu konudaki fikrim
Dizi finalinin rezalet olması yazarın yazma hevesini kırdı ve bu durum kendi finalini yazarken üstünde ekstra bir baskı oluşturdu. Kaç kere sil baştan yaptı kim bilir. Hem kitabı bitirmek istiyor hem de zedelenen hikayesini kurtarmak istiyor. Kolay iş değil.
"Bu tacı ben istemedim. Altın, soğuk ve başımın üstünde ağırlık yapıyor. Lakin Kral olduğum sürece halkıma karşı bir görevim var." diyen, umursayan kraldır çünkü. GoT'ta yapılan itibar suikastine bakmayın. Tek gerçek kraldır kendisi.
Bak, nüfusu on yıldır sürekli düşen, nüfusunun çoğunluğu yaşlı olan ve bu gidişatla kendi kendine yok olması an meselesi olan, nüfusuna oranla çok fazla asker besleyen ve fazla silahlanan, bu nedenle sürekli ekonomik buhrana girerek göç veren zavallı bir ülkesin. Yok olursun, sus
İsrail tehdidine karşı NATO'dan herhangi bir destek alacağımızı düşünmüyorum. Bunu tüm NATO üyesi ülkelerin görmesi ve batının bir güven bunalımına girmesi de yakındır. Biz öyle bir bunalıma girmeyiz çünkü zaten bunlara güven olmayacağını biliyoruz.
Gerek sivil toplum yolunu gerek siyaset yolunu tertemiz bir maya ile yoğuran, yürüdüğümüzde leke almayacağımıza emin olduğumuz bir istikamet çizen Muhsin Başkan ve dava arkadaşlarından Allah razı olsun. Birlik olabilecek, birlikte doğru yolda yürüyebilecek imkan nasip etsin.