@ixbaran_43271 ulan amk evladı sen kim oluyorsunda ahkam kesiyorsun önce rojava için topladığın yardım paralarını ne yaptığını söyle o mzardaki a.nanmıdir nnenmidir sktirtme onu karisini sktiğim
Amcam Kemal Pir'e
Bugün senin gidişinin üzerinden tam 44 yıl geçti.
7 Eylül 1982’de Diyarbakır zindanlarında bedenin sustu. Ama senin adına yüklediğimiz anlam 44 yıldır susmuyor, susmayacak.
Sen, bir halkın özgürlüğü ve onuru için hayatını ortaya koyan bir kuşağın içinden geldin. Diyarbakır zindanlarında uygulanan işkence ve teslimiyet politikalarına karşı başlatılan 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu’nun ilk şehidi ve ilk kazananı oldun.
Bugün sana, ölümünün 44. yılında yazıyorum.
Ama bu kez yalnızca geçmişi anmak için değil; bugün geldiğimiz noktayı ve önümüzde duran geleceği konuşmak için yazıyorum.
11 Temmuz 2025’te, Bese Hozat’ın öncülüğünde KCK’nin sembolik olarak silah bırakma yönünde attığı adım, bana göre tarihsel bir dönemin kapanması açısından önemliydi. Silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasete bırakması, yalnızca bir yöntem değişikliği değildir. Aynı zamanda siyasetin kendisini yeniden tarif etmesini gerektiren büyük bir dönüşümdür.
Çünkü asıl mesele, silahların sustuğu yerde nasıl bir siyaset kuracağımızdır.
Barış yalnızca çatışmanın sona ermesi değildir. Barış; hukukun, adaletin, siyasetin ve toplumsal yaşamın yeniden kurulmasıdır. İnsanların düşünceleri nedeniyle korkmadan konuşabildiği, farklılıkların tehdit olarak görülmediği ve siyasetin şiddet yerine ikna gücüne dayandığı bir düzen kurabilmektir.
Bugün siyasal yapımız, siyasi partimiz hiç olmadığı kadar büyüdü. Bu büyüme elbette önemli bir kazanımdır. Ama büyüyen her yapı, beraberinde yeni sorunlar da taşır.
Yapı büyüdükçe her zaman olduğu gibi yanlış insanlar da içine girebilir. Kişisel ilişkilerin siyasi ilişkilerin önüne geçtiği, dar ve oligarkik yapıların oluştuğu dönemler yaşanabilir. Eleştirinin tehdit, farklı düşüncenin ise sadakatsizlik olarak görülmesi de bunun bir sonucudur.
Tam da bu nedenle Kürt siyaseti büyüdükçe kendisini daha fazla sorgulamak zorundadır.
Eleştirmek düşmanlık değildir. Sorgulamak ihanet değildir. Bir hareketin gerçek gücü, sadece kaç kişiyi örgütlediğiyle değil, kendi içindeki farklı düşüncelere ne kadar tahammül edebildiğiyle de ölçülür.
Bu mesele aynı zamanda Kürt siyasetinin tarihsel olarak içinden geldiği gelenekle de ilgilidir.
Eşitlik, özgürlük, dayanışma, sömürüye karşı çıkmak ve iktidarı sorgulamak gibi değerler hala önemlidir. Fakat bir geleneği yaşatmak, onu dondurmak anlamına gelmez.
Bazen hem solda hem de Kürt siyasetinin bazı çevrelerinde farklı düşünceler çok kolay biçimde etiketleniyor. Tartışmanın yerini sloganlar, düşünmenin yerini ezberler alabiliyor.
Oysa bugün ihtiyacımız olan şey, geçmişin bütün cevaplarını tekrar etmek değil; geçmişteki düşünme cesaretini bugüne taşıyabilmektir.
Marx’ın çok önemli bir sözü vardı: “Somut durumun somut tahlili.”
Bugünün somut durumu ise sizin gençliğınizin dünyasından çok farklı.
Yapay zeka, robotlar, hümanoid varlıklar, büyük veri, algoritmalar ve hesaplama gücü artık yalnızca teknoloji dünyasının konusu değil. Bunlar yeni üretici güçlerdir.
O zaman sorularımız da değişmek zorunda:
Verinin sahibi kim olacak?
Algoritmaları kim kontrol edecek?
Yapay zeka ve robotların yarattığı zenginlik kimin olacak?
Teknoloji insanlığın ortak refahını mı büyütecek, yoksa yeni eşitsizlikler mi yaratacak?
Daha az insan emeğine ihtiyaç duyulan bir dünyada (ki 25 yıl içinde dünya genelinde 700 milyon insan yapay zekanın gelişmesiyle işsiz kalacak) emek, gelir, toplumsal refah ve adalet nasıl yeniden tanımlanacak?
Bunlar yalnızca teknoloji soruları değildir. Bunlar özgürlük, eşitlik, demokrasi, toplumsal refah ve adalet sorularıdır.
Dolayısıyla bunlar doğrudan Kürt siyasetinin de sorularıdır.
Kürt siyaseti artık yalnızca Kürt sorununun nasıl çözüleceğini değil, Kürtlerin nasıl bir toplumda yaşayacağını da konuşmak zorundadır.
Nasıl bir demokrasi?
Nasıl bir ekonomi?
Nasıl bir sosyal adalet?
Teknolojik dönüşüm karşısında nasıl bir toplum?
Bence önümüzdeki dönemin asıl büyük tartışması burada başlayacak.Çünkü silahların sustuğu bir dönemde siyasi gücün ölçüsü yalnızca örgütsel büyüklük olmayacak..1/2