“Damlaya damlaya göl olur.”
Doğru bir söz.
Ama bu sözü sadece para biriktirmek şeklinde anlamayalım.
Bilgimizi, görgümüzü, ahlâkımızı her an, her gün yeni bir değer katarak zenginleştirelim.
Avrupa'nın farklı ülkelerinden, üniversite okuyan veya yeni mezun olmuş 12 gençle 3 saat sohbet ettim.
Yaz tatillerini Türkiye'de veya Türkiye+Balkanlarda geçirip dönen bir grup.
Öncelikle çoğunun Türkiye hakkında pozitif, Türk gençleri ya da akranları hakkında negatif görüşlere sahip olduğunu belirteyim.
Başka herhangi bir ülkeye endişe duymadan gidiyoruz, kimse bizi hor görmüyor, ayıplamıyor, düşmanlık yapmıyor.. dediler.
Kendimizi artık güvende hissetmiyoruz...
Bu çok üzücü bir durum.
Aldığım notlar şöyle:
- Almanca konuştuğum zaman taksici, esnaf, oteldekiler çok nazikti, Türk olduğunu anlayınca kabalaşıyorlar.
- Herkes hayatın zor olduğunu söylüyor ama kolaylaştırmak içln bir şey yapmıyorlar. Kolaycılık karakter olmuş.
- Ekonomik zorlukları sadece kendilerinin yaşadığını sanıyorlar. Başka ülkede yok sanki.
- Gençler anlamsız bir kimlik krizinde. Aşırı derecede bir kompleks var. Şekilciliğin esiri olmuşlar.
- Doğru Türkçe konuşmuyorlar, ağızlarını yayarak ve saçma sapan her konuda yabancı kelime katarak konuşuyorlar. Çok iticiler.
- Gençlerin başarmak, ailesine ve ülkesine faydalı olmak diye bir derdi yok. Amaçsızca bir ötekine hayranlık var.
- İnsanlara güven yok. Kendi akrabalarımız bile bize yalan söylüyor. Herkes birbirini aldatmaya çalışıyor.
- Sanırım Türkiye'de yaşayamam. Çok bozulmuş, aile ve arkadaşlık hayatını böyle bir toplumda sürdüremem.
- Aşırı derecede tüketim toplumu olmuşlar. Ben kendi kıyafet ve kullandığım telefon, pc vb aletleri okuldan sonra çalışarak alıyorım. Kuzenlerim çalışmıyorlar ama her şeyleri benden daha iyi, marka giyiniyorlar. Ailesi alıyor ve buna rağmen ailesinden nefret ediyorlar.
- Dini ve milli değerleri çok yıpranmış. Basite alıyorlar. O değerlerin farkında değiller.
- Nezaketsizler. İnsanlar birbirine karşı kaba davranıyor.
- Paranın her şeyi satın aldığını sanıyorlar. Gösteriş peşindeler ve para ile karizma veya saygınlık eksikliklerini tamamlamaya çalışıyorlar.
- Avrupa veya Batı'da yaşam hakkında çok bilgisizler. Filmlerde gördüklerini gerçek sanıyorlar.
Kuzenlerim benim okuldan sonra 4 saat çalıştığıma inanmıyor.
- Kamu malına karşı acımasızca davranıyorlar. Kendi milli servetleri olduğunun farkında değiller.
- Kafe ve restoranlarda sanki orayı satın almış gibiler. Garson vb çalışanlara emrediyorlar. Paris'te aynısını yapsan kovarlar seni.
- Huzursuzlar. Az uyuyorlar, çok vakitlerini boşa geçiriyorlar.
- Saçma sapan şeylere vakit harcıyorlar. Zamanı değerli kullanmıyorlar. Saatlerce bomboş şeyler hakkında konuşmayı seviyorlar. Bilgileri olsun olmasın, kendilerini her konuda uzman sanıyorlar. Almanya hakkında onlar saatlerce konuştu ben sustum.
- Kuşak çatışması muazzam. Yeni nesil dünyadan habersiz. Hayal dünyası içinde yaşıyor.
- Kardeşimi iyi Türkçe bilmiyor diye sokakta dövmüşler. Cumartesi sabahları erkenden kalkıp Türkçe kursuna giden bir çocuktu. Şimdi bir daha gelmem diyor.
- Hepimizin çok paramız olduğunu sanıyorlar. Oysa kendi harcadıkları bizden daha fazla. Evleri, arabaları, giyimleri bizden daha lüks.
- Lüks içinde yaşıyor ama hep şikayet ediyorlar. Rahata alışmışlar.
- Hiç okumuyorlar, her şeyi kulaktan dolma bilgilerle anlamışlar. Her sabah okula giderken trende okuyorum. Kuzenim her gün 1 saat yolculuk yapıyor ama hiç okumuyormuş.
- Köylerdeki insanlar daha iyi, yardımsever ve zeki. Şehirdekiler kötü, kendini beğenmiş ve çıkarcı.
- İnatçı ve değişime kapalılar. Yanlışlarını söyleyince hiddetleniyorlar. Analitik ve mantıklı düşünme yetenekleri az.
Fanatizme batmışlar. Takım tutar gibi siyasi görüş tutuyorlar.
Gençlerin anlattıklarından aldığım notlar bunlar.
Daha önce gurbetçiler hakkında yazdığım anektodları okudum. Şu ekteki tweet de Avrupa'da yaşayan Türkler arasında hayli meşhur olmuş.
Gruplarda anonim diye paylaşılıyor. Bana da geldi birçok kez :)
Avrupa'da onbinlerce iyi eğitim almış, farklı mesleklere sahip gencimiz var.
Türkiye'nin geleceği için altın değerinde bu gençler.
Mutlaka değerlendirilmeli.
Gurbetçilerden 1000€ vergi alınsın diyen ilerizekalıların listesini sabah 9'da masamda istiyorum😊
Almanlar, para Türkiye'ye gitmesin diye sosyal medyada operasyon yapıyor. Gurbetçi nefreti yayıyor.
Bizim ahmak kesim de vur gurbetçiye öyle mi?
Gerizekalılar,
Gurbetçi sıfır yük ile ülkeye milyarlarca döviz getiriyor.
Sen bedava eğitim, bedava sağlık, bedava altyapı hizmetinden yararlanıyorsun. Gurbetçi bunların hiçbirinden yararlanmıyor. Üstelik her sene sıcak para getiriyor, sen devlet hizmeti alasın diye harcama yapıyor, alışverişe çıkıyor, esnafı, turizmciyi, emlak sektörünü besliyor.
Mal kere mallar.
Gurbetçi yol+konaklama+masraflar en az 5 bin € harcıyor Türkiye'de.
Bu parayla istediği Avrupa ülkesinde istediği yerde lüks tatil yapar.
Kıt zekalılar.
Masa başı iş olsun ama akşama kadar sosyal medyada takılayım.
Suriyeliler, Afganlar'a hayır ama ben fabrikada, tarımda çalışmam.
Gurbetçiler gelmesin.
Katarlılar ülkeye yatırım yapmasın.
Böyle böyle devam eder bu liste.
Bu karakterde embesil bir nesil oluşmaya başladı maalesef.
Ne okuduğunu anlayan ne yazabilen, kendini ifade edebilen.
Çoğunun profilinde Atatürk fotoğrafı var ama ne tarih bilir ne kültür.
Dangalakça bir İngiliz, Fransız hayranlığından başka bir özelliği olmayan.
Avrupa'yı sadece filmlerden tanımış, Avrupa'da okurken çalışmayan öğrencinin neredeyse olmadığını bilmeyen bir güruh...
Kısaca,
O gurbetçiler sizin gibileri kaale bile almaz.
İsterseler, uçağa atlar gider en güzel koyda, en iyi otelde tatillerini yapar geri dönerler, ruhun bile duymaz.
Dünyayı anlamamış, kendi kof düşüncelerinde saplanmış kalmış,
ahmak dünyanda yapayalnız kalırsın.
Biraz akıl, biraz mantık.
İnsan olun yahu.
Çok mu zor?!
Devletin itibarı muhalefet malzemesi değildir!
Ahmet Şükrü Kılıç
Ülkeni sev; Tayyip Erdoğan’ı sevmek zorunda değilsin.
Böyle bir yazı yazıyor olmak bile insan için zûldür.
Ğlkeni küçülterek Erdoğan’ı küçülteceğini sanıyorsan, orada siyaset bitmiş, hırs düşüncenin önüne geçmiştir.
NATO zirvelerini birkaç fotoğraf karesine sıkıştıranlar, diplomasiyi objektiflerin çektiğini sanıyor. Oysa devletler objektiflere değil, kapalı kapılar ardında kurulan cümlelere yatırım yapar. Askerî dengeler kadar ekonomik ortaklıklar, ticari açılımlar, enerji koridorları ve stratejik hesaplar da o masalarda şekillenir.
Ne acıdır ki, bazıları Türkiye’nin elini zayıf gösterebilmeyi muhalefet zannediyor. Oysa dışarıya karşı zayıf görünen bir devletin bedelini hiçbir siyasetçi tek başına ödemez; o faturayı millet öder.
Muhalefet, rakibini eleştirerek güçlenir; devletini küçülterek değil.
Bugün dünyanın farklı başkentlerinde Erdoğan’la aynı masaya oturan liderler, Türkiye’nin ağırlığını da, Erdoğan’ın uluslararası etkisini de hesaba katıyor. Bunu görmek istemeyenler olabilir. Fakat hakikatin, gözünü kapatanlara karşı değişmek gibi bir huyu yoktur. Ankara o liderleri ağırlıyor. O liderler Türkiye’nin gücünün de farkında.
En büyük problemimiz, devletle hükümeti birbirinden ayıramayan zihinsel dağınıklıktır. Hükümete duyduğu öfkeyi devlete yönelten bir anlayış, muhalif değil; istikametini kaybetmiştir.
Çünkü devlet, seçim sandığında kurulmaz. Devlet, sandık sonuçlarından daha uzun ömürlüdür.
Bugün iktidarı yıprattığını sanarak Türkiye’nin itibarını aşındıranlar, yarın aynı itibarın şemsiyesi altında yaşamaya devam edeceklerini unutuyorlar. Devlet, intikam alınacak bir yapı değil; çocuklarına miras bırakılacak en büyük emanettir.
Bir milletin asıl felaketi, yanlış hükümetler değildir. Asıl felaket, devletin itibarını siyasi hesapların malzemesine dönüştüren zihniyettir.
Liderler gelir, liderler gider.
Kazanan ya da kaybeden siyasetçiler olur.
Ama devlet itibar kaybederse, bunun mağlubu seksen beş milyon insan olur.
Bir övgü cümlesi kurmaktan aciz olduğunuz belli, hiç değilse susmayı bilin…
Akşam eve gelirken emir pastahaneden bir şeyler alalım dedi çayın yanına !
Bira sonra bir kadın yanında çocuğu ile geldi onlar sırada beklerken bende işte kuru pasta, ekler, küçük pasta falan alıyorum abi şundan olsun bundan olsun diye.
Ben öyle seçerken gözüm çocuğa takıldı, çocuk pastayı gösterip "anne bugünde mi alamayız" dedi, anneside "bakma o zaman canın istemez" dedi.
Beynimden aşağı kaynar sular döküldü; Aynı sahneyi yaşadım çünkü çocukken 😔
Ablaya seslendim; "Asla kabul etme dedi." Bende yaşadıklarımı anlattım, bugün artık o gün değil dedim. Durdu EywAllah der gibi başını eğdi.
Çağırdım çocuğu bugün 1 alana 1 tane bedavaymış, emir abim ile seçin bakalım dedim. Kendi istediği pastayı seçti, paketlenmesini seyretti heyecanla aldı ve gittiler.
Normalde bu tür şeyleri anlatmam ama bunu bilerek anlattım ki dünyanın ne olduğunu, nereden geldiğimizi unutmamamız gerektiğini hatırlayalım diye...
Lüks peşine düştük, gösteriş sevdasından ihtiyaç sahiplerini unuttuk !
Bu ülke 200 TL verip bir Pasta alamayan çocuklar var dostlar. Unutmayın, unutturmayın lütfen 🤲
#Çocuk #Rızk #Hamdolsun
Senegal’in haksız bir penaltıyla elenmesinden çok TRT spikerinin coşkusu üzdü. Belçika tv spikerleri bu kadar içten bağırmamıştır. TRT isim telaffuzlarından taraf tutmaya kadar çok kötü bir sınav veriyor dünya kupasında.
Ahmed Bedruddîn Hassûn’u Baas diktatörlüğünün diğer fanatik destekçilerinden ayıran şey, temsil ettiği -düşünülen- değerlere verdiği zarardır, hiç şüphesiz: Ehl-i Sünnet’e mensup iken, sapkın bir azınlık rejiminin kulu olabilmeyi içine sindirmiştir. Ayet ve hadisleri, dünyanın en vahşi rejimlerinden birinin günahlarına perde yapmıştır.
.
https://t.co/hF8e8Q30nK
Aşırı Sıcakta Fransa Mizahı;
☀️🔥
Fransa, birçok ülkeyi bir arada barındırıyor
- Fiyat seviyesi: İsviçre
- Maaşlar: Romanya
- Sıcak: Sahra
- Vergiler: Sovyetler Birliği
- Güvenlik: Yemen