bu iş artık görmeye alıştığımız hukuksuzluk standartlarını da aştı.
hukuk diye helvadan put yapmışsınız acıkmayı beklemeden ara öğün olarak yiyorsunuz.
Süpürge reklamını izleyip "aa köpek annesi de olunabiliyormuş, ben en iyisi insan annesi olmayayım" diyen kimse olacağını sanmıyorum. Ama bunun bile yasaklandığını, şeytanlaştırıldığını görüp "özgürlüğün bu kadar baskı altına alındığı yerde çocuk sahibi olmayayım" diyen var.
İsmail Arı’nın cezaevinden gönderdiği mesaj:
“Aile ziyaretinde gözaltına alındığım an kalemimi kırdıklarını anladım. Son bir yıldır beni tutuklamak istiyorlardı. Yani kurt kuzuyu yemeye çoktan karar vermişti. Ancak ben susmayacağım. Beni tutuklayanlar suç işledi. Gazetecilere ve iyi gazeteciliğe sahip çıkın. Herkese bolca selam. Gazetecilik kazanacak!”
https://t.co/UF63R6jU0j
İsmail Arı gerçekleri yazdığı için tutuklandı. Çeteler, yolsuzluk yapanlar, çocukların istismar edildiği tarikatlar, vurguncular bayram ediyor. Ama gazeteciler susmayacak. Bu ülke bu adaletsizliğe, bu karanlığa teslim olmayacak.
Kadına şiddet ihbarı nedeniyle durdurulan araçtaki mağdur kadın polislere adamın silahı olduğunu söylemesine rağmen öldürülüyor.
İsmail Arı'nın bayram ziyaretine gittiği Turhal'da gözaltına alındığını ve bu haberi aynı saat içinde okuduk.
İsmail Arı'yı çağırsanız ifade vermeye gelir ama bayram günü aile ziyaretinde gidip gözaltına almak, yine o "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak" bahanesine sığınmak anca İsmail'i haklı çıkartır. Herkesin ailesi var diyordu Bakan, evet herkesin ailesi var!
Milyonlarca insanın oyuyla seçilmiş belediye başkanlarını kollarına polis takıp kamera karşısında yürütüp itibar suikasti yaparken onların ailesi yok muydu?
“Son nefesime kadar, siz hep nefes alasınız diye”
Mahkumun en iyi yaptığı şey beklemektir. Yemek bekler, avukatın gelmesini bekler, spor saatini bekler, görüş gününü bekler, telefon etmeyi bekler, iddianamenin çıkmasını bekler, duruşma gününü bekler, kararın çıkmasını bekler, infazın dolmasını bekler, özgür olmayı bekler.
Seneler geçer tüm iletişim yöntemleri değişir, gelişir ama mahkum en çok da mektup bekler. Kimseye darılmazsın mektup yazmadı diye de mahkum işte beklemekten başka işi ne ki?
Ama bizim işimiz beklemek değil; çalışmak, yazmak, yazmak, bir daha yazmak, daha çok yazmak lazım. Elimdeki adi tükenmez kalemi avucuma alıp haber çıkarmaya çalıştığım İBB iddianamesini karalamaya başladım. Demir kapının mazgalı açıldı: “Yemeek.” Kalem elimde kalktım ayağa, “Abi istemiyorum yemek sağ olasın”, “Meyve al, bak elma var”, “Yok abi sağ olasın”, “Al al”, “İyi alayım.” Elmaları alıp 5 litrelik su şişesinden yaptığım meyveliğe koydum, çürüyen elmaları alıp çöpe attım. Oldum olası anlam veremem meyve tüketmeye. Ya da henüz anlayacak yaşa gelmedim, bilmiyorum işte, neyse ne…
Asabiyim bugün. Gerçi çoğu zaman böyleyim galiba. İki haftadır sağ kulağım da tıkalı, seke seke tuvaletin önüne geldim belki tıkanıklık açılır diye. Yok nerde, açılır mı? İstersin, uğraşırsın açılmaz o tıkanıklık. Ne zaman vazgeçersin, unutursun “pıt” sesi duyulur, tıkanıklık açılır, arabanın camını açtığında duyulan o hava sesi dolar kulağına. O yüzden koyverdim, ister açıl ister açılma. Zaten şu duvarların arasında duyulacak pek de bir şey yok. Bir sigara yaktım, git gide kararan kehribarı parmaklarıma dolayıp tuvaletin demir kapısına kilitlendim. Neyse ki tuğla gibi iddianame vardı elimde, işe yaramaz tekrarlardan ibaret yüzlerce sayfayı kapıya yerleştirdim. Zaten bu iddianame anca bu işe yarardı.
Sigaranın külünün önce kazağıma sonra yere düştüğünü gördüm. Yeni temizlik yapmıştım, bir de bugün asabiyim, üstelik televizyonda A Haber açıktı, öyle bakmayın kim ne derse desin öfkemi diri tutmam lazım. Lafı dolandırıyorum aslında tüm asabiyetim, huysuzluğum günlerdir hikaye yazmadığımın aklıma gelmesinden. “Olsun haber yazdın bu süreçte” dedim kendi kendime. “Haber, hikaye yazarken bir şey daha lazım, bir şeyler daha yapmak gerek diye yiyordun kendini, şimdi hikayeyi bıraktın sadece haber kaldı” diye yanıt verdim kendi kendime. “Haklısın”, “Haklıyım tabii oğlum”, “Tamam da boş durmadım en azından”, “Lan zaten boş durmayacaksın ha bir de boş dursaydın haber de yazmasaydın hatta kitap da okumayıp yiyip içip yatsaydın. Ağzını burnunu kırarım senin, bir şeyler daha yapmamız lazım. Otur şimdi masana.” Derin bir nefes aldım sigaramdan, izmaritine kadar çektim. Mazgal açıldı: “Mektup.”
Söylemedim size ama bugün cuma, mektup dağıtım günü, gizli gizli, için için mektup bekliyordum. Eski koğuşumdan Speedy’den, Toso Dayı’dan, Eser’den gelen mektupları kıs kıs gülerek okudum, keyfim yerindeydi. İzmir’den bir yurttaşın gönderdiği mektubu sona saklamıştım. Mektubu iki parmağımla açıp masaya yumuldum. Dakikalarca asıl anlatacağımı düşündüğüm üzüntü, keder, umut, sevinç, öfke yumağı duyguyla sarsıla sarsıla okudum mektubu. “Sana yazmamın sebebi babam. 2.5 yıldır kanserle mücadele ediyor, tedavinin ağırlığı nedeniyle hastanede kalıyor. Ona haber okuyorum, seni okuyorum. Hikayeleri ne zaman okusam gözleri doluyor. Kanser çok ilerledi, tedavi olanakları da tükendi” diyordu mektupta Ezgi Hanım: “Bu ağır ruh hali içinde merak edip soruşturduğu az sayıda şeyden biri sensin. 75 yaşında seni hiç tanımayan, kanser hastası bir adamın belki de son günlerinde merak ettiği birisin.”
Mektubu katladım, kalbim beynimde atmaya başladı, sigara yaktım, nefesten çok duman aldım. “Nasıl adamsın lan sen, 10 gündür tek bir hikaye yazmadın”, “Allah belamı versin.”
Dişlerimi kırarcasına sıkarak boş bir kağıt çıkardım, elime kalemi aldım, bir daha hiç bırakmayacağımı kalın kafama sokarak.
Son nefesime kadar, siz hep nefes alasınız diye.
Fatih Altaylı, Silivri Cezaevi’nde ikinci duruşmada savunma yaptı. Niyet okuyarak, akıl mantık dışı suçlamayla tutuklu olan Fatih Altaylı’nın özgürlüğüne kavuşmasını, beraat etmesini bekliyoruz.
Polisler, valiler, bakanlar CHP İstanbul İl Başkanlığını fethetmekle aşırı derecede meşgulken, daha 16 yaşında suça sürüklenen bir çocuğu devşirip tekbirlerle karakola saldırtan, polis memurlarını katledecek kadar gözünü karartmış şeriatçı terör örgütleri topraklarımızda cirit atıyor!
Ekranlarda binlerce polisten oluşan ablukayı izlerken sanıyorsun ki emniyet topyekun teyakkuza geçmiş, polis katillerinin peşinde ama değil!
Kayyumun yoluna halı sermekle, kendi il başkanlıklarına gitmeye çalışan CHP’lilere saldırmakla meşguller.
İstanbul valisine ulaşamıyoruz. Ne telefonlarımızı açıyor, ne dönüş yapıyor.
Bu esnada polis ablukası daha da daralarak parti binamızın bahçesine kadar ilerledi. Bu durum sürekli gerginlik ve sürtüşmelere yol açıyor. Üstelik partimizin bulunduğu sitede yaşayan yaklaşık 3 bin insanın da kendi konutlarına erişmeleri de engelleniyor.
Dün geceden beri sürekli gerilime yol açan bu ablukanın kimseye bir faydası yok. Türkiye'nin birinci partisinin etrafını çevirmenin, parti üyelerimizin kendi parti binasına girmesini engellemenin hiçbir izahı yok.
Bir an önce bu hukuksuz ve art niyetli kuşatmadan vazgeçilmelidir.
Eninde sonunda yenilmeye mahkum bu zorbalık son bulmalıdır.
Halk Belediye Başkanı seçiyor görevden alıyorlar, milletvekili seçiyor Meclis'e sokmuyorlar, Cumhurbaşkanı adayı seçiyor cezaevine atıyorlar, İl Başkanı seçiyor kayyum atıyorlar, Parti Başkanı seçiyor görevden almak istiyorlar. Bu halkın iradesine zerre saygıları yok.
Manifest grubuna açılan soruşturma, sahne sanatlarına ve kadının özgürlüğüne yönelik açık bir saldırıdır.
Bu ülkede binlerce çocuk gelin varken, daha geçen gün Boğaziçi Üniversitesi’nde 15 yaşında bir ‘işçi’ kız çocuğu katledilmişken,
kadınların yaşam güvencesi olan 6284 sayılı yasa hakkında mücadeleye çoğunluk kulaklarını tıkamışken,
Narin’den Rojin’e yüzlerce cinayet karanlıkta kalmışken,
tek kelime etmeyenler;
Sahneye çıkan kadınların kıyafetleri hakkında milyonlarca paylaşım yapıyor! Rezalet! Utanç duyuyorum!
İşte tam da bu yüzden vah halimize!
Kadın şarkı söyler, dans eder, istediğini giyer, sahnede özgürce var olur. Bu özgürlüğü hedef alan her saldırı, toplumun tümüne yönelmiş bir tehdittir.
Manifest’i cezalandırırsanız ne olacak?
K pop gruplarını, dünyada yüzlerce örneği olan kız gruplarını takip etmeyecek mi evdeki çocuklarınız? Ahlak bekçiliği yaparak koruyamazsınız çocuklarınızı. Onlara güvenerek,
sevgiyle sarmalayarak, eğiterek, örnek olarak korursunuz.
Bu memlekette her dakika ‘namus’ cinayeti işleniyor. Sizin bu linçlerinizi asıl hak eden o namussuzlardır!
Siz önce suça süreklenmiş çocukları, çeteleri gündem edin! Bu güzel genç kadınları değil!
#KadınınBedeniKendiKararıdır #Manifest
#benimbedenimbenimkararım #6284