''Ders verirken bana en büyük entelektüel tatmini sağlayan üç kitap vardı. Çünkü bu kitapların her biri, kendi biçiminde, eğitimin yapması gereken en temel şeyi yapıyordu: sağduyu olarak kabul edilen varsayımları sorgulamak.
Bunlardan ilki, E. H. Carr'ın klasik eseri The Twenty Years' Crisis: 1919–1939 (1939) idi. Bu eser, uluslararası ilişkiler üzerine yazılmış çalışmaların önemli bir bölümündeki yanılsamalara ve temennilere dayalı düşünce biçimlerini sert biçimde eleştirirken, aynı zamanda insan yaşamında ütopyaların, hayallerin ve uzak hedeflerin gerekliliğini güçlü bir şekilde savunuyordu.
İkinci önemli eser ise Benedict Anderson'ın Imagined Communities (1983) adlı kitabıydı. Anderson bu çalışmasında, birbirlerini hiç tanımayan ya da doğrudan hiçbir ilişki içinde olmayan insanların nasıl ortak bir kimlik etrafında birleşerek bunu ulusal kimlik olarak algıladıklarını ve bu aidiyet duygusunun ne ölçüde keyfî ve yapay (her ne kadar çoğu zaman kaçınılmaz görünse de) bir nitelik taşıdığını inceler.
Dünyanın dört bir yanından gelen yüz kadar genç öğrenciye, büyük değer verdikleri uluslarının aslında kadim değil modern oluşumlar olduğunu; nesnel gerçeklik bakımından bir futbol kulübünün taraftarlarının bağlılığından çok daha sağlam temellere dayanmadığını ve hatta "ulus" kavramının kendisinin hem analitik hem de ahlaki açıdan sorgulanabilir olduğunu söylemek, bir akademisyen ve kozmopolit olarak bana büyük bir entelektüel haz verirdi. Öğrencilerim anlattıklarımdan başka hiçbir şeyi hatırlamasalar bile, umarım bunu hatırlarlar.
Üçüncü büyük ve düşündürücü eser ise Karl Polanyi'nin The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time (1944) adlı kitabıydı. Bu eser, tarihsel sosyolojinin yaratıcı ve kapsamlı örneklerinden biridir. Polanyi, kitabında modern kapitalist piyasanın yükselişini, on sekizinci yüzyılın sonlarında İngiltere'de gerçekleşen Sanayi Devrimi'nden—kitaba adını veren "Büyük Dönüşüm"—başlayarak, 1920'ler ve 1930'ların büyük sarsıntıları ile İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesine kadar uzanan tarihsel süreç içinde ele alır. Kitap, beklenmedik bir mekânda, Dorset'teki Pelican Inn adlı bir handa başlar. Burada 1790'larda tarım işçileri, yaşam standartlarını korumak amacıyla bir araya gelmişlerdir. Buradan hareketle Polanyi, zaman zaman bilinçli olarak ana konudan sapmalara yer verse de, modern piyasaların nasıl işlediğine dair son derece ikna edici bir açıklama geliştirir. Özellikle piyasaların bünyesinde taşıdığı istikrarsızlık eğilimini ve kaçınılmaz iniş çıkışlarını ayrıntılı biçimde ortaya koyar.
Polanyi, modern piyasanın doğal, evrensel ya da insan toplumlarının kaçınılmaz bir özelliği olduğu düşüncesine karşı çıkar. Bunun yerine piyasaların kültürel ve siyasal temellerini vurgular; aynı anda hem zenginlik üreten hem de istikrarsızlık ve yoksulluk yaratan bu karmaşık yapının, modern sanayi toplumunun tarihsel olarak ortaya çıkardığı özgül bir olgu olduğunu gösterir.
Kitabın vardığı sonuç, dönemin geniş ölçüde paylaşılan sosyal demokrat ve bilinçli liberal düşüncesini yansıtır. Yani 1930'lardaki Büyük Buhran'ın ve küresel savaşın ardından Polanyi şu sonuca ulaşır: Piyasalar insan yapımı ve tarihsel olarak koşullara bağlı kurumlardır; bu nedenle devletler tarafından düzenlenmeleri ve yönetilmeleri gerekir."Görünmez el" diye bir şey yoktur. Diğer toplumsal kurum ve uygulamalardan tamamen bağımsız, kendi başına işleyen "saf" bir piyasa var olamaz.''
The revenge of ideas: Karl Polanyi and Susan Strange - Fred Halliday / 2008
🔴 Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Erhan Afyoncu:
▪ Eğitimde reform şart.
▪ Zorunlu eğitim 12 yıldan 8'e düşürülmeli.
▪ Üniversite kontenjanları ve eğitim süresi azaltılmalı.
▪ İlkokullarda öğretim yerine eğitim ön plana çıkmalı.
▪ Meslek eğitimi öncelikli alan olmalı.
▪ Nüfus artışı için eğitim sistemi yenilenmeli.
2- Ünlü Antopolog, Tarihçi, Prof. Eugene Pittard, 1937 yılı 2. Türk Tarih Kongresinde yaptığı konuşmada ve 1939'da Belçika'da yayımladığı bu Antropoloji kitabında şöyle der: "Hiç kuşku yok ki, Avrupa'ya medeniyeti getirenler, bugün Anadolu'da yaşayan Türklerin Turani Atalarıdır"
Sayın vekile katılıyorum. "Fashion" diye dayatılan kıyafetler insanın ontolojik gerçekliğine uymuyor. Birileri öyle giyinmek isteyebilir. Ancak diğer kesimler için de üretim yapılmalıdır. Kızım için normal bir tişört bulamıyorum. Illa göbek gözükmek zorunda mı!
🔴 Eski AK Parti Milletvekili Said Yüce:
LC Waikiki başta olmak üzere tüm kıyafet üreticilerine sesleniyoruz.
Hassasiyeti olan anneler, babalar “Çocuklarımıza, torularımıza giydirecek Allah’ın rızasına uygun kıyafet bulamıyoruz” diye şikayet ediyorlar.
Küçücük, daracık, kısacık vücuda yapışan şortlar, pantolonlar, etekler.
Her yerde bunlar var. Dükkan dükkan, mağaza mağaza AVM AVM gezdikleri halde ne yazık ki ahlaka uygun kıyafet isteyenler, aradıklarını bulamıyorlar.
Amerika ve Avrupa, Siyonist menşeli zındıka komiteleri ve onların yerli iş birlikçileri moda adı altında Müslüman toplumları ve nesillerimizi zehirliyorlar.
Hiç olmazsa ahlaklı ve imanlı nesiller yetiştirmek isteyenlere istediklerini bulacakları ürünleri ve mağazalarda bunlara özel reyonlar ayırmak iyi olacaktır.
Ticaret Bakanlığı gibi kurumlar da bu işle ilgilense fena olmaz.
Bu haritaya bakıldığında Karadeniz'in hemen üstü türk boylariyla dolu olduğunu görürsünüz. Bunun hemen altı Anadolu ( Mezopotamya) topraklardır. Burada olup da Türklerin Anadolu'da olmaması imkansızdır ama nedense yıllardır Türklerin Anadolu'da olduğu bilerek gizlenmiş sanki Türkler Anadolu'ya 1071 Malazgirt savaşı ile birlikte gelmiş gibi anlatıldı durdu.
Fakat tarihî çok iyi inceleyen özellikle Türk tarihi hakkında birçok bilgi edinen Atatürk bu yalana pek itibar etmedi ve Türklerin Orta Asya'dan Anadolu'ya değil, Orta Asya'ya Anadolu'dan gittiği tezini savundu.
O gün bunu ispatlamaya ömrü yetmedi belki ama bugün çıkan tarihi kaynaklarin sonucuna göre bu tez doğrulandı.
Atatürk bir kez daha haklı çıktı
Bugün Anadolu'da toprağın neresini kazsaniz en derininde Türk izleri çıkıyor.
Ama birileri hâlâ bile isteye dün olduğu gibi bugün de bu gerçeği saklamaya çalışıyor.
Ne demişti Atatürk
"Biraz daha kazarsaniz Türk çarığı çıkar"
Bu sözler boşa değildi.
Özbekistan’da tarihsel eşik!
Ülkenin nüfusu resmen 40 milyon kişiye ulaştı.
Böylece Özbekistan, Orta Asya’nın en kalabalık ülkesi konumunu daha da pekiştirirken, bölgedeki demografik ve ekonomik ağırlığını artırmaya devam ediyor.
Şehirlerimizin meydanlarında on binlerce Türk ve Kürt gencinin katili bir psikopatın, terör örgütü lideri Apo’nun resimleri dalgalanıyor. Bu da yetmezmiş gibi yapılan konuşmalarda, atılan sloganlarda Apo’ya büyük kurtarıcı payeleri veriliyor. Çözüm Süreci adı altında bu görüntülerin normalleşmesine nasıl izin verirsiniz? Bu bir rezalettir.