kiralık ev piyasasının delirdiğini özetleyen en absürt öğrenci evi vakası olabilir:
2 üniversiteli "fiyatı merkeze göre çok uygun" diye bodrum kat bir eve çıkıyor. ev sahibi "arka taraftaki kilitli odaya dokunmayın, rahmetli dedemin eski eşyaları var" diyip anahtarı vermiyor.
çocuklar ilk haftadan sonra her gece duvardan gelen fısıltı ve tıkırtılar yüzünden kafayı yeme noktasına geliyor... ↓
sesler kesilmeyip gece 03.00'te kapı zorlanmaya başlayınca çocuklar "evde kesin cin kabilesi var" diyip mahalleye yeni taşınan emekli bir hocayı eve çağırıyorlar.
hoca odaya sirkeli su döküp kapının önünde 40 dakika yüksek sesle rukye ve nas-felak okuyor. tam içeriden "lanet çıktı" dedikleri anda kapının arkasından "kardeşim çekilin un çuvalı taşıyoruz ne bağırıyorsunuz" diye ses geliyor... ↓
@bosunatiklama zenginlerin karadaki saçmalıkları bitti şimdi de denizin ortasında gariban çocuğa cambazlık yaptırıp kulunç kırdırıyorlar. lüks fantezisi desen var, akıl fikir desen sıfır.
@bosunatiklama kaza tespit tutanağında karşı tarafın imza kısmına ayının pençesini bastırıp kaskodan para bekleyecek elemanın çaresizliği... eksper gelse "kusur oranı %100 ayı ama beyan tutarsız" deyip dosyayı kapatır.
mesai bitip eve girince montu bile çıkarmadan koltuğun ucuna tünemek ve 40 dakika kıpırdamadan parkeye bakmak... dinlenmek falan değil bu, beynin mavi ekran verip kendini tasarruf moduna alması.
herkes dışarıda nefes nefeseyken koordinatör megafonu alıp "arkadaşlar tebrikler ama muhasebe ekibi 42 saniye geç indi, prim puanınızdan kesilecek" dedi.
3.derece yanık tehlikesi atlatan stajyer o an kimlik kartını yere fırlatıp gelen itfaiye aracına otostop çekerek uzaklaştı.
şirkette "acil durum tahliye tatbikatı" alarmı çalınca milletin yangın merdivenine hücum edip birbirini ezmesi tam bir trajikomedi...
yangın falan yok, yönetim tamamen "panik anında departmanlar arası refleksleri ölçmek" için habersiz siren basmış. asıl film binanın önüne inince koptu ↓
yeni nesil kahvecide tek bir karton bardak filtre kahveye 180 lira verince gelen "ben bunu çıkarmak için kaç saat mesai yaptım" sorgulaması... kahve değil bildiğin iki saatlik ofis kahrını pipetle yudumluyoruz.
kapıyı kırınca anlıyorlar ki ev sahibi odayı yan taraftaki fırına gizlice "un deposu" olarak kiralamış. fırıncılar gece vardiyasında duvardaki servis kapağından un çekerken bizimkiler 1 ay boyunca cinlerle savaşıyoruz sanmış.
yakalanan ev sahibi de "hem kirayı ucuz tuttum hem fırının sıcağıyla alt kat ısınıyor nankörlük etmeyin" demiş amk. kapitalist zekasıyla cinleri bile ters köşeye yatırmış adam.
kiralık ev piyasasının delirdiğini özetleyen en absürt öğrenci evi vakası olabilir:
2 üniversiteli "fiyatı merkeze göre çok uygun" diye bodrum kat bir eve çıkıyor. ev sahibi "arka taraftaki kilitli odaya dokunmayın, rahmetli dedemin eski eşyaları var" diyip anahtarı vermiyor.
çocuklar ilk haftadan sonra her gece duvardan gelen fısıltı ve tıkırtılar yüzünden kafayı yeme noktasına geliyor... ↓
sesler kesilmeyip gece 03.00'te kapı zorlanmaya başlayınca çocuklar "evde kesin cin kabilesi var" diyip mahalleye yeni taşınan emekli bir hocayı eve çağırıyorlar.
hoca odaya sirkeli su döküp kapının önünde 40 dakika yüksek sesle rukye ve nas-felak okuyor. tam içeriden "lanet çıktı" dedikleri anda kapının arkasından "kardeşim çekilin un çuvalı taşıyoruz ne bağırıyorsunuz" diye ses geliyor... ↓
@bosunatiklama uçan araba yapmışsın ama damsız almıyor gibi "yalnızca davetle" satıyorsun. tutarı yazmaya elon'ın da dili varmamış herhalde, kapıda davetiyeyi gösterip içeri ciğeri bırakıp çıkıyorsun.
"bu gece erken yatıp yarın hayatımı toparlayacağım" kararı aldıktan tam 4 saat sonra, gece 03.40'ta youtube'da "ortaçağda kale kapısı nasıl kırılırdı" belgeseli izlerken yakalanmak...
yarın sabahki işe/derse değil de sanki haftaya konstantinopolis'i kuşatacakmışım gibi odaklanıyorum. beynimin öncelik sıralamasına hayranım.
@darkwebhaber kafada kalan üç damla ayranın sersemliğiyle itfaiyeye resmi dilekçe vermeye gitmiş amk, şu memlekette kedi bile kriz anında bürokrasiyi benden iyi işletiyor
dışarıdan 350 liraya tek bir porsiyon yemek söyleyip son lokmayı yuttuktan hemen sonra gelen "aynı paraya 2 kilo tavuk alırdım" hesaplaması...
tokluk hissiyle beraber gelen o finansal suçluluk duygusu insanın içini kemiriyor.
genel müdür elemanı acil toplantı odasına çekip "hadi koçum göster kendini, tercüme et" demiş. bizimki ter içinde kalıp 15 dakika boyunca rapçi gibi ellerini kollarını sallamış, garip jestler yapmış.
karşı taraf en son kağıda "bu adam neden kriz geçiriyor, 112'yi arayalım mı" yazınca tezgah çökmüş. eleman çıkışta "uluslararası diyalekt farkı var sandım" diyip bir de kıdem tazminatı istemiş amk yüzsüzlüğün zirvesi.
internette gördüğüm en cesur cv yalanı olabilir:
bir eleman kurumsal bir şirkete girerken sırf boşluk dolsun diye "ileri düzey işaret dili biliyorum" yazmış. şirket de "sosyal sorumluluk" ayağına elemanı sırf bu madde yüzünden direkt işe almış.
2 yıl sonra şirkete işitme engelli yabancı ortaklar gelince film kopuyor... ↓
spor çantasının dibinde 4 gün unutulmuş shaker'ın kapağını açtığın o ilk an...
çernobil 4 no'lu reaktör bile çevreye bu kadar ağır bir biyolojik tehdit yaymamıştır amk. kapağı dehşetle kapatıp şişeyi yıkamayı bile denemedim, nükleer atık muamelesiyle doğrudan belediye çöplüğüne havale ettim.