4. YAZI
MİLLÎ GÖRÜŞ'ÜN BEKA MESELESİ
Son Muhasebe • Son Çağrı
Muhasebe Vakti: Nerede Yanlış Yapıldı?
Bir önceki yazımızda, Millî Görüş'ün fikrî yapısının değil, onu taşıyan mecranın değiştiğini ifade etmeye çalışmıştık. Bu yazıda ise o mecranın hangi kırılma noktalarından geçerek bugünkü hâline geldiğini kronolojik bir ana çerçevede değerlendirmek istiyorum.
Amacım kimseyi suçlamak değil yaşananlardan ders çıkarmaktır. Çünkü geçmişiyle yüzleşemeyen hareketler geleceği inşa edemezler. Muhasebe yapmayanlar ise aynı hataları tekrar etmeye mahkûmdurlar.
Necmettin Erbakan’ın vefatıyla birlikte Millî Görüş tarihinde yeni bir dönem başladı. Bu dönem, yalnızca bir genel başkan değişikliği dönemi değildi. Aynı zamanda hareketin fikrî merkezini, teşkilat yapısını ve gelecek stratejisini yeniden belirlemesi gereken kritik bir dönemdi. Böyle dönemlerde en büyük ihtiyaç, güçlü bir istişare mekanizması ve ortak bir akıldır. Ne yazık ki süreç içerisinde ortak akıl güçlenmek yerine farklı merkezler oluşmaya başladı.
İlk büyük kırılma, Numan Kurtulmuş döneminde yaşandı. Erbakan Hocanın, yakın çalışma arkadaşlarının ısrarları üzerine genel başkanlığa taşıdığı Numan Kurtulmuş ile kısa süre sonra ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Yaşanan olağanüstü kongre süreçleri, hareket tarihinde derin izler bıraktı. Ardından HAS Parti kuruldu; kısa bir süre sonra da bu partiyi fesheden Kurtulmuş AK Parti'ye katıldı. Bu gelişmeler, sadece bir parti ayrılığı olarak görülmedi. Millî Görüş tabanının önemli bir kısmı bunu, hareketin bağımsız siyaset iddiasının ilk büyük kırılması olarak değerlendirdi. Bugün geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz ki, asıl kayıp kadrolarda değil; birlik duygusunda oluşmuştu. Bu ağır bir kayıptı.
İkinci önemli dönem, Oğuzhan Asiltürk'ün belirleyici olduğu süreçtir. Mustafa Kamalak önce Genel İdare Kurulu tarafından, ardından 2014 Büyük Kongresi'nde delegelerin oylarıyla genel başkan seçildi. Aynı kongrede Fatih Erbakan da aday olmuş ancak seçilememişti. Daha sonra Erbakan Vakfı çalışmalarına yoğunlaşmak üzere parti çalışmalarından ayrıldı.
Mustafa Kamalak döneminde Saadet Partisi, AK Parti karşısında bağımsız bir Millî Görüş çizgisi izledi. Ancak kısa süre sonra parti içerisinde yeni bir güç dengesi oluştu ve 2016 Kongresi'nde Temel Karamollaoğlu genel başkanlığa getirildi. Bu süreç, hareket içinde farklı şekillerde değerlendirildi. Kimileri bunu tabii bir liderlik değişimi olarak görürken, kimileri teşkilat iradesinin yeterince işletilmediğini savundu. Genel merkezin, dar bir garip kliğin eline geçtiğini söyleyenler de vardı.
2017 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi referandumunda Saadet Partisi "Hayır" kampanyasında yer aldı. Buna karşılık Oğuzhan Asiltürk daha farklı bir çizgi izledi; sonraki yıllarda AK Parti ile kurduğu temaslar ve yürüttüğü diyalog, hareket içerisinde yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Bir kesim bunu Türkiye'nin içinde bulunduğu şartların gereği olarak değerlendirirken, bir kesim ise Millî Görüş'ün bağımsız kimliğinin zedelendiğini düşündü.
Burada önemli olan, kimin haklı olduğu değildir.
Önemli olan, böylesine stratejik bir konuda yarım asırlık bir hareketin ortak bir irade ortaya koyamamış olmasıdır.
2018 Genel Seçimleri bu dağınıklığı daha görünür hâle getirdi. Saadet Partisi Millet İttifakı içerisinde seçime girerken, parti içerisinde AK Parti ile farklı arayışlar da devam ediyordu. Taban açısından ciddi bir kafa karışıklığı oluştu. Millî Görüş seçmeni, hareketin stratejik yönünün ne olduğu konusunda net bir tablo göremedi.
Aynı yıl Fatih Erbakan'ın Yeniden Refah Partisi'ni kurmasıyla birlikte Millî Görüş iddiasını taşıyan ikinci bir siyasi yapı ortaya çıktı. Bu gelişme bazı kesimlerde yeni bir umut oluştururken, bazı kesimlerde ise dağınıklığın daha da artacağı endişesine yol açtı.
...
++
3. YAZI
MİLLÎ GÖRÜŞ'ÜN BEKA MESELESİ
Son Muhasebe • Son Çağrı
Erbakan'dan Sonra Millî Görüş Neden Mecrasını Kaybetti?
Bir önceki yazımızda Millî Görüş'ün ne olduğunu, hangi tarihî köklerden beslendiğini ve hangi hedeflere yürüdüğünü ele aldık. Şimdi ise cevaplandırılması gereken daha zor bir soruyla karşı karşıyayız:
Böylesine güçlü bir fikrî harekete ne oldu?
Neden kitlesel teveccüh görmüyor?
Neden toplumun önünü açan, gündem belirleyen ve umut veren bir hareket olmaktan uzaklaştı?
Yıllar önce "Mecrasını Arayan Su" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Bugün de aynı kanaatteyim. Kaynağından çıkan su tertemizdir. Hayat verir, bereket getirir. Fakat yanlış bir yatağa yönlendirildiğinde bataklığa dönüşebilir. Kimse o zaman "Su bozuldu" demez. Çünkü problem suyun kendisinde değil, aktığı mecradadır. İşte Millî Görüş'ün yaşadığı süreç de budur.
Millî Görüş fikri kirlenmedi. Hakkı üstün tutma anlayışı değişmedi. "Önce Ahlâk ve Maneviyat" ilkesi eskimedi. Yaşanabilir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya hedefleri bugün de canlılığını koruyor. Değişen, bu fikrin taşındığı mecra oldu.
İlk yıllarda Millî Görüş'ün merkezinde fikir vardı. Sanayi konuşulurdu. Adil Düzen konuşulurdu. Projeler konuşulurdu. İnsan yetiştirmek konuşulurdu. Hiç kimse makamı davanın önüne koymazdı. Çünkü herkes biliyordu ki kişiler geçicidir, fikir ise kalıcıdır.
Zamanla bu denge bozuldu. Fikir merkezli yapı, kişi merkezli bir yapıya dönüştü. Hareketin gündemini fikirler değil, kişiler belirlemeye başladı. Kim hangi göreve gelecek, kim hangi makamı alacak, kim kimin yanında yer alacak gibi tartışmalar, nasıl bir Türkiye inşa edeceğimiz sorusunun önüne geçti. Böylece dava merkezli bakış yerini parti (genel merkez) merkezli bir bakışa bıraktı.
Bu dönüşümle birlikte istişare kültürü de zayıfladı. Oysa istişare, Millî Görüş'ün en önemli geleneklerinden biriydi. Farklı görüşler zenginlik olarak görülmek yerine tehdit olarak algılanmaya başladı. Bunun sonucunda kibir, hırs ve inat, dava şuurunun önüne geçti. “Başkanın vardır bir bildiği” yaklaşımı, ilke haline getirildi. Nefsini terbiye edemeyen bir kadronun büyük bir medeniyet davasını taşıması da kolay değildir.
Bu zihniyet değişiminin en önemli sonuçlarından biri de önceliklerin değişmesiydi. Bir dönem davanın menfaati her şeyin üzerinde tutulurken, zamanla farklı menfaat alanlarının öne çıktığı yönünde ciddi eleştiriler dillendirilmeye başlandı. Burada sadece şahsî menfaatlerden söz etmiyorum. Bazı yöneticilerin kendi çevrelerini, kurumlarını veya ticari yapılarını öncelediklerine dair yaygın kanaatler oluştu. Siyasetin ve teşkilat görevlerinin, bazı çevrelerde çocuklara, eşe dosta iş bulmanın, iş kurmanın veya çeşitli makamlara ulaşmanın aracı hâline geldiği yönündeki eleştiriler, Millî Görüş'ün alışık olmadığı bir tartışma iklimini beraberinde getirdi. İktidarla arka kapı ilişkileri, ilke ve prensipleri örseledi.
Oysa Millî Görüş'ün çok köklü bir teşkilat ahlâkı vardı. Şu söz sık sık tekrar edilirdi: "İki kişi kalsa bile biri aday olur, diğeri de ona oy verir." Çünkü önemli olan şahıs değil, davanın temsil edilmesiydi. Bugün ise zaman zaman oyların ve desteklerin pazarlık konusu edildiğine dair eleştirilerin yapılması, teşkilat kültürünün ne kadar aşındığını göstermesi bakımından oldukça düşündürücüdür.
Bir başka önemli kırılma da birlik ruhunun zayıflamasıdır. Millî Görüş tarihine baktığımızda ayrışmaları önlemek için büyük fedakârlıklar yapıldığını görürüz. Buna rağmen sonraki yıllarda hareket içinde yeni ayrışmaların ortaya çıkması engellenmedi. Bu durum, fikrî enerjinin önemli bir bölümünün iç tartışmalara harcanmasına yol açtı. Oysa Millî Görüş'ün ihtiyacı yeni bölünmeler değil, aynı fikrin farklı birikimlerini yeniden ortak bir hedef etrafında buluşturabilmekti.
+
2. YAZI
MİLLÎ GÖRÜŞ'ÜN BEKA MESELESİ
Son Muhasebe • Son Çağrı
Millî Görüş Bir Parti Değil,
Bir Medeniyet Tasavvurudur.
Bir önceki yazıda, bu yazı dizisini neden kaleme aldığımı anlatmaya çalıştım. Maksadımın herhangi bir kişiyi veya herhangi bir partiyi hedef almak olmadığını ifade ettim. Çünkü bugün mesele kişiler değildir; mesele makamlar değildir; mesele partiler de değildir.
Bugün mesele, Millî Görüş fikrinin geleceğidir.
Ancak geleceği konuşabilmek için önce aynı kavramdan söz ettiğimizden emin olmamız gerekir. Bugün "Millî Görüş" denildiğinde herkes aynı şeyi mi anlıyor?
Sanmıyorum.
Kimi onu sadece bir siyasi parti olarak görüyor. Kimi yalnızca Erbakan Hocamızın kurduğu partilerin ortak adı olarak biliyor. Kimi ise onu geçmişte kalmış bir siyaset anlayışı olarak değerlendiriyor. Milli görüşçüleriz, diyerek geçmişte yaşıyor!
Oysa bunların hiçbiri Millî Görüş'ü tam olarak tarif etmeye yetmez.
Millî Görüş, ne bir partinin adıdır ne de yalnızca bir seçim hareketidir.
Millî Görüş; millî ve manevî değerlere dayanan, Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya hedeflerini esas alan; kendi medeniyet paradigmasından özgün çözümler üreten; Adil Düzeni kurmayı amaçlayan; reaksiyoner değil aksiyoner bir medeniyet ve diriliş hareketidir.
Merhum Erbakan Hocamızın da ömrünü adadığı mücadele, bir parti kurma mücadelesi değil; bir medeniyet kurma mücadelesiydi. Partiler bunun araçlarından sadece biriydi. Araçlar zamanla değişebilir, fakat fikir değişmez.
Millî Görüş, bu milletin tarih boyunca ürettiği medeniyet birikiminin bugünkü adıdır. Onun için Millî Görüş, belli bir zümrenin değil; bu coğrafyanın ortak hafızasının ve ortak vicdanının adıdır. Kendi tarihimizden, kendi medeniyetimizden ve kendi insanımızdan doğmuştur.
Millî Görüş'ün değişmeyen temel ilkeleri vardır. Bunlar; önce ahlak ve maneviyatçı olmak, hakkı üstün tutmak ve nefis terbiyesini esas almaktır. Çünkü Millî Görüş önce insanı inşa etmek ister. Kendini yönetemeyen insanın devleti yönetemeyeceğini bilir.
İşte bunlar Millî Görüş'ün özüdür; dışarıdan bakınca hemen görülmeyen fakat onu Millî Görüş yapan temel vasıflardır. Millî Görüş'ün dışarıdan görülen vasıfları da vardır. Onlar hidayet, feraset ve dirayettir. Millî Görüş, işte bu vasıfları taşıyan insanların omuzlarında yükselir.
Bir fikri anlamanın son aşaması, onun hangi hedef için var olduğuna bakmaktır. Hakkın üstün tutulduğu, sömürünün sona erdiği ve insanlığın adalet içinde yaşayabildiği yeni bir milli ve milletlerarası düzen. İşte Millî Görüş, bu hedefe ulaşmak için verilen mücadelenin adıdır.
Millî Görüş, sadece "Millî Görüşçü" olduğunu söyleyen insanların hareketi değil bu milletin ortak vicdanından doğmuş bir fikirdir. Bu fikirleri savunan velakin farklı partilerde bulunan, farklı kurumlarda görev yapan on milyonlarca insan bu büyük yürüyüşün tabiî paydaşlarıdır.
Bugün Neye İhtiyacımız Var?
Dünya yeni bir güç mücadelesinin içindedir. Jeopolitik yeniden şekilleniyor. Ekonomi yeniden tanımlanıyor. Teknoloji başlı başına bir güç unsuruna dönüşüyor. Finans sistemi insanlığı yeni bağımlılıklara sürüklüyor.
Böyle bir dönemde Millî Görüş, sadece geçmiş başarıları anlatan bir nostalji hareketi olamaz. Olmamalıdır.
Kendi tarihinden aldığı ruhu, günümüzün jeopolitiğiyle, ekonomipolitiğiyle, teknopolitiğiyle, finanspolitiğiyle ve teopolitiğiyle yeniden buluşturmak zorundadır.
Çünkü Millî Görüş, reaksiyoner bir hareket değildir. Aksiyoner bir harekettir.
Başkalarının ürettiği çözümlere tepki veren değil; kendi medeniyet kodlarından hareketle yeni çözümler üreten bir diriliş hareketidir.
Millî olmak, başka milletlere karşı olmak değildir.
Millî olmak; ...
+
1. YAZI
Bugünden itibaren
"Millî Görüş'ün Beka Meselesi"
başlığı altında yedi bölümden oluşan bir yazı dizisi yayımlayacağım.
Bu yazılarda,
Millî Görüş'ün bugün karşı karşıya bulunduğu tarihî eşiği,
yaşanan kırılmaları,
yapılması gereken muhasebeyi ve
yeniden nasıl ayağa kalkabileceğini değerlendirmeye çalışacağım.
Ülkemizde, bölgemizde ve dünyada gelişmeler son derece hızlı ilerliyor;
jeopolitik, ekonomik ve siyasî kırılmalar her geçen gün daha belirgin hâle geliyor.
Böyle bir dönemde susmanın değil, sorumluluk alarak düşüncelerimizi paylaşmanın gerekli olduğuna inanıyorum.
Maksadım kimseyi suçlamak değil;
merhum Erbakan Hocamızdan bize emanet kalan bu büyük fikrin geleceği adına samimi bir muhasebe yapmak ve bir çağrıda bulunmaktır.
Bu ilk yazıda ise neden böyle bir yazı dizisine ihtiyaç duyduğumu ve bu sorumluluğu niçin hissettiğimi anlatıyorum.
Merak eden takipçilerime bu yazıları okumalarını ve okutmalarını tavsiye ederim.
“İran’dan füze geldi, NATO vurdu.” cümlesini ne kadar çok tekrarlarsalar, NATO’yla birlikte İran’a müdahale etmeye zemin hazırlayacaklarını biliyorlar!
Bir taraftan ısrarla “tekrarlanan yalanlar”, -miş gibi atılmış/-mış gibi vurulmuş füzeler ve sürekli İran’ı hedef alan bir dil!
Diğer taraftan ABD’de görülecek olan Halkbank davasının 3 Mart’tan, 11 Mart’a ertelenmesi ve ABD büyükelçiliğinin Türkiye’ye seyahat uyarıları…
Kimse aklımızla alay etmesin!
Bu füzeler, Halkbank davası için atılan şantaj fişekleridir!
"Bıktın belki yaşamaktan; Amerika'dan, Avrupa'dan, ekonomiden, geçim derdi ve sınavlardan. Usandın zayıflara ağlayıp cenaze taşımaktan, dişlerini sıkıp uykusuz kalmaktan belki ama bebeğim üzülme, öleceğiz sonunda, her şey düzelecek...
BÜLENT AKYÜREK
SURİYE / ROJAVA’DAKİ İNSANİ KRİZE DAİR BASIN AÇIKLAMASI
“Mü’minler; birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta tek bir vücut gibidirler. Vücudun bir uzvu hasta olduğunda, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluk ve ateşle ona iştirak eder.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)
Anadolu Gençlik Derneği (AGD) ve Milli Gençlik Vakfı (MGV) kurulduğu günden bu yana Müslümanların ve tüm mazlumların sesi ve savunucusu olmuştur. Filistin’den Çeçenistan’a, Moro’dan Doğu Türkistan’a; Irak’tan Somali’ye, Bangladeş’ten dünyanın dört bir yanındaki mazlum coğrafyalara kadar, zulme uğrayan insanların yanında yer almıştır. AGD ve MGV teşkilatları dün neredeyse bugün de aynı noktadadır.
Bu bağlamda;
Suriye’de, özellikle Kobani’de meydana gelen olaylar sırasında masum siviller çok zor şartlar altında kalmıştır. Çok sayıda insan temel ihtiyaçlara erişimde ciddi sıkıntılar yaşamış, büyük bir mağduriyetle karşı karşıya kalmıştır. Yıllardır Esad zulmü altında hayatlarını sürdürmek zorunda kalan Kürt kardeşlerimiz, bugün de güvenlik endişeleri, baskı ortamı ve ağır yaşam koşulları nedeniyle can ve mal güvenliği olmaksızın hayatta kalma mücadelesi vermektedir.
Huzur ve güvenliğin olmadığı bu ortamda; çocuklar soğukta donarak ölmekte, hastalar ilaca ulaşamamakta, aileler açlık ve yoklukla yüz yüze kalmaktadır.
Hiçbir ideoloji, hiçbir din ve hiçbir dünya görüşü; masum insanların bile bile ölüme terk edilmesini meşru göremez. Hiçbir vicdan, soğuktan donarak hayatını kaybeden çocuklara kayıtsız kalamaz. Buradaki mazlumlara el uzatmak; hem dinî, hem insani hem de ahlaki bir vazifedir.
Bilinmesini isteriz ki;
Anadolu Gençlik Derneği - Milli Gençlik Vakfı olarak, Suriye’de ve özellikle Rojava bölgesinde yaşanan gelişmeleri siyasi tartışmaların ötesinde; insani ve vicdani bir sorumluluk alanı olarak değerlendiriyoruz. SDG’ye yönelik operasyonlar sırasında bölgede yaşayan masumların mağduriyetlerinin görmezden gelinmemesi gerektiğinin altını çiziyoruz.
Önemle vurguluyoruz ki;
Bu mesele herhangi bir siyasi tarafgirliğin konusu değildir. Bu, açık ve net bir insanlık meselesidir.
Bu çerçevede çağrımız şu hususlardan oluşmaktadır;
· Bir an önce insani koridorlar açılmalı, insani yardım faaliyetleri başlatılarak sivillerin temel ihtiyaçları karşılanmalıdır
· Göçe zorlanan insanlara acil yardım ulaştırılmalı; binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan halkların yerinden edilmemesi için gerekli adımlar atılmalıdır.
· Tüm kimliklerin, inançların ve hakların güvence altına alındığı, tam bağımsız ve bütüncül bir Suriyeiçin somut adımlar atılmalıdır. Bölgenin geleceğinin dış müdahalelerle değil, kendi iç dinamikleri ve adil temsille şekillenmesi gerektiği görülmelidir.
· İnsanlar herhangi bir baskı ya da dayatma olmaksızın, kendi kimlikleriyle temsil edilebilmelidir.
· Kardeşlik hukuku çerçevesinde Kobani / Ayn el Arab olayları sağduyu ile değerlendirilmelidir; bölge halkı kriminalize edilerek yok sayılmamalıdır.
· Çocukların, kadınların ve yaşlıların korunması sağlanmalı; çatışmalar durdurulmalı ve müzakere zeminleri güçlendirilmelidir.
Bu çağrımızı, insani bir sorumluluk bilinciyle kamuoyunun ve yetkililerin dikkatine sunuyoruz.
Türk, Kürt ve Arap halkları, yüzyıllardır aynı coğrafyanın kaderini paylaşmış; acıyı da sevinci de birlikte yaşamıştır. Bugün bu tarihî kardeşlik, bizlere sessiz kalmamayı, vicdanla konuşmayı ve barış için sorumluluk almayı emretmektedir.
Anadolu Gençlik Derneği olarak;
Adaletin, merhametin ve insan onurunun yanında durmaya devam edeceğimizi ve Siyonizm’i alt etmenin yolunun kardeşliğimizi pekiştirmekten geçtiğini ifade etmeyi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.
SURİYE / ROJAVA’DAKİ İNSANİ KRİZE DAİR BASIN AÇIKLAMASI
“Mü’minler; birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta tek bir vücut gibidirler. Vücudun bir uzvu hasta olduğunda, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluk ve ateşle ona iştirak eder.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)
Anadolu Gençlik Derneği (AGD) ve Milli Gençlik Vakfı (MGV) kurulduğu günden bu yana Müslümanların ve tüm mazlumların sesi ve savunucusu olmuştur. Filistin’den Çeçenistan’a, Moro’dan Doğu Türkistan’a; Irak’tan Somali’ye, Bangladeş’ten dünyanın dört bir yanındaki mazlum coğrafyalara kadar, zulme uğrayan insanların yanında yer almıştır. AGD ve MGV teşkilatları dün neredeyse bugün de aynı noktadadır.
Bu bağlamda;
Suriye’de, özellikle Kobani’de meydana gelen olaylar sırasında masum siviller çok zor şartlar altında kalmıştır. Çok sayıda insan temel ihtiyaçlara erişimde ciddi sıkıntılar yaşamış, büyük bir mağduriyetle karşı karşıya kalmıştır. Yıllardır Esad zulmü altında hayatlarını sürdürmek zorunda kalan Kürt kardeşlerimiz, bugün de güvenlik endişeleri, baskı ortamı ve ağır yaşam koşulları nedeniyle can ve mal güvenliği olmaksızın hayatta kalma mücadelesi vermektedir.
Huzur ve güvenliğin olmadığı bu ortamda; çocuklar soğukta donarak ölmekte, hastalar ilaca ulaşamamakta, aileler açlık ve yoklukla yüz yüze kalmaktadır.
Hiçbir ideoloji, hiçbir din ve hiçbir dünya görüşü; masum insanların bile bile ölüme terk edilmesini meşru göremez. Hiçbir vicdan, soğuktan donarak hayatını kaybeden çocuklara kayıtsız kalamaz. Buradaki mazlumlara el uzatmak; hem dinî, hem insani hem de ahlaki bir vazifedir.
Bilinmesini isteriz ki;
Anadolu Gençlik Derneği - Milli Gençlik Vakfı olarak, Suriye’de ve özellikle Rojava bölgesinde yaşanan gelişmeleri siyasi tartışmaların ötesinde; insani ve vicdani bir sorumluluk alanı olarak değerlendiriyoruz. SDG’ye yönelik operasyonlar sırasında bölgede yaşayan masumların mağduriyetlerinin görmezden gelinmemesi gerektiğinin altını çiziyoruz.
Önemle vurguluyoruz ki;
Bu mesele herhangi bir siyasi tarafgirliğin konusu değildir. Bu, açık ve net bir insanlık meselesidir.
Bu çerçevede çağrımız şu hususlardan oluşmaktadır;
· Bir an önce insani koridorlar açılmalı, insani yardım faaliyetleri başlatılarak sivillerin temel ihtiyaçları karşılanmalıdır
· Göçe zorlanan insanlara acil yardım ulaştırılmalı; binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan halkların yerinden edilmemesi için gerekli adımlar atılmalıdır.
· Tüm kimliklerin, inançların ve hakların güvence altına alındığı, tam bağımsız ve bütüncül bir Suriyeiçin somut adımlar atılmalıdır. Bölgenin geleceğinin dış müdahalelerle değil, kendi iç dinamikleri ve adil temsille şekillenmesi gerektiği görülmelidir.
· İnsanlar herhangi bir baskı ya da dayatma olmaksızın, kendi kimlikleriyle temsil edilebilmelidir.
· Kardeşlik hukuku çerçevesinde Kobani / Ayn el Arab olayları sağduyu ile değerlendirilmelidir; bölge halkı kriminalize edilerek yok sayılmamalıdır.
· Çocukların, kadınların ve yaşlıların korunması sağlanmalı; çatışmalar durdurulmalı ve müzakere zeminleri güçlendirilmelidir.
Bu çağrımızı, insani bir sorumluluk bilinciyle kamuoyunun ve yetkililerin dikkatine sunuyoruz.
Türk, Kürt ve Arap halkları, yüzyıllardır aynı coğrafyanın kaderini paylaşmış; acıyı da sevinci de birlikte yaşamıştır. Bugün bu tarihî kardeşlik, bizlere sessiz kalmamayı, vicdanla konuşmayı ve barış için sorumluluk almayı emretmektedir.
Anadolu Gençlik Derneği olarak;
Adaletin, merhametin ve insan onurunun yanında durmaya devam edeceğimizi ve Siyonizm’i alt etmenin yolunun kardeşliğimizi pekiştirmekten geçtiğini ifade etmeyi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.
"Enflasyonda Avrupa'da birinci, dünyada 5. sıradayız.
Faizde Avrupa'da birinci, dünyada 4. sıradayız.
Gıda enflasyonunda Avrupa'da ve dünyada 1’inciyiz.
Kira enflasyonunda OECD ve Avrupa'da 1’inciyiz.
Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke içerisinde 158'inciyiz.
Hukuksuzluk endeksinde 140 ülke arasında 118’inciyiz.
Organize suçlarda dünyada 10’uncu Avrupa'da yine 1’inciyiz.
İşsizlik oranında Avrupa'da birinci, OECD ülkeleri arasında 5’inciyiz."
@mahmutarikansp
“Oğlumu aradım cesetlerin arasinda en kısasını gösterdiler Oğlum uzun boyludur dedim beni öperken hep eğilirdi”. Sorumlular hesap verene kadar;
Unutmak Yok Affetmek Yok
#Roboski
Söylemekten vazgeçmeyeceğiz!
İtalya'nın Saraybosna'ya Sırplarla birlikte Bosnalıları öldürmek için giden İtalyan vatandaşları hakkında soruşturma başlattığı gibi
Türkiye de Gazze'ye İsraillilerle birlikte Filistinlileri öldürmek için giden Türk vatandaşları hakkında soruşturma başlatmalıdır.
https://t.co/6eBAUmEUNm