AKÎDE BEYANI VE SÜNNÎ TASAVVUF
(5 MADDE)
"Mahmud Efendi Hz.lerinin hayatta olduğu" ve "kabrinden insanları yönettiği" iddiası üzerine...
---
Tasavvuf hareketleri temelde sünnî (ehli sünnet inancına uygun) ve bid’î (bid’at, bâtıl) olmak üzere ikiye ayrılır.
Sünnî tasavvuf, Kur’ân ve Sünnet merkezinde kalbi temizleme ve nefsi terbiye etme usûlüdür.
Amacı da şeriatın üç parçası olan ilim, amel ve ihlastan üçüncüsünü yani ihlâsı elde etmektir.
[bkz. İmâm Rabbânî, Mektûbât, 1. Cilt, 40. Mektup]
Başka bir ifade ile tasavvufun amacı imanda yakîn, amelde ise kolaylıktır.
İmâm Rabbânî Hz.leri bu hususu şöyle belirtmiştir:
"Tasavvufun amacı; imanın hakikatı anlamına gelen şer'î inanç konularına olan yakîni[mizi] arttırmak ve fıkhî hükümleri yerine getirme hususunda kolaylığın meydana gelmesidir. Bunun ötesinde başka bir şey değildir."
| Mektûbât-ı Rabbânî, 1. Cilt, 207. Mektup
Bu sünnî tasavvuf usûlünde
- Ehli sünnetin akîdevî ve amelî temellerinden taviz verilmez.
- Ehli sünnetin itikaddaki ve ameldeki mezheplerine bağlılık şarttır.
- Şeriata ters olan inanç ve uygulamalara müsaade edilmez.
- İnançta çıkarılan bid'at ise amelde çıkarılan bid'atten daha çirkin görülür.
Bu esaslar çiğnendiği takdirde ortada gerçek bir tasavvuftan söz edilemez. Olsa olsa bu bid'î bir hareket olabilir.
İşte maalesef zamanımızda çeşitli bölgelerde "Tasavvuf" adı altında tehlikeli inançlar yayılmaktadır.
Son olarak bu temsilde "Mahmud Efendi Hz.leri hayattadır.", "O şu anda kabrinden Şura Cemaatini yönetmektedir." şeklindeki sorunlu cümleler sarf edilmiştir. Mesele doğrudan itikadı aşacak hadde ulaşmıştır.
Ve görünen o ki bu sözler bir mecâz, bir mizâh, bir abartı değil doğrudan gerçek bir itikâd şeklinde sunulmaktadır. Hatta bu düşünce çerçevesinde yepyeni usûlü olan bir yol oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Bundan sebep bu tehlikeli söz 5 ana başlıkta ele alınabilir:
1- Ahmet Rıza Han'ın Batıl Birelvi İnancının Çeşitli Yansımaları
2- "Veliler Ölmez / Ölmedi" İddiası
3- "Mahmud Efendi Kabirden Bizi Yönetiyor." İddiası ve Gayb Bilgisi
4- Bilginin Kaynakları: Rüya ve Keşifler İslâm'da Bilgi Kaynağı mıdır?
5- Sonuç
---
■ 1) AHMET RIZA HAN'IN BÂTIL BİRELVÎ İNANCININ YANSIMALARI
Ahmed Rızâ Hân Birelvî (1856-1921) tarafından Hindistan'da kurulan ve sonraları çeşitli bölgelere yayılan Birelvi ekolü, tasavvuf içerisinde çok tehlikeli itikadi görüşlere savrulmuştur.
Rızâ Hân'ın kendisi
- tasavvuf adı altında haddi aşan,
- zayıf ve uydurma sayılan hadisleri sahih gibi kullanan,
- Osmanlı hilâfetini geçersiz sayan,
- Hazreti Peygamber Efendimiz'i ve velileri övme adı altında ifrâta kaçan
(mesela Peygamber Efendimiz'in tamamen kapsayıcı eksiksiz bir gayb ilmi olduğunu söyleyen)
- çeşitli hurafeleri perde yaparak gerçek ilim ehlini (meselâ birçok Diyobendî'yi) tekfîr eden hatta onları tekfir etmeyenleri bile imânî açıdan töhmet altında bırakan,
- hatta Diyobend ehlinin Mısır ehli tarafından da tekfir edilmesini sağlamak için onlara yanlış nakillerde bulunan,
- sözde siyâseten İngiliz iradesi işine yarayacak açıklamalarda bulunan
bir şahıstır.
Ayrıca kendisi birçok alim tarafından Şia olmak veya Şia'ya meyilli olmak ile itham edilmiştir. Kendisinin ve ailesinin isimlerinin bölge halkı aksine Şiî örfüne uygun olması, tüm gücüyle ehli sünnet ulemâya savaş açması, aynısını hiç Şia için yapmaması, birçok çalışmada insanları 'Ehli beyt' adı altında toplamaya çalışması, Hazreti Ali radiyallâhu anh'ı ifrat derecesinde övmeye çalışması vb. durumlar da bu ithamda etkili olmuştur.
Ve gariptir ki Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü, bu inanç ve ahlaktaki Ahmet Rıza Han'dan:
"Mevlânâ ve Seyyidinâ Müceddidi'l Karni'r Râbiate Aşer Ahmed Rıza Han"
(Mevlâmız Efendimiz 14. Asrın Müceddidi...) diye bahsetmektedir:
Link: https://t.co/9LnUstTbUY
Ahmet Rıza Han'ın bu tehlikeli durumundan haberdar olma-maları da pekâlâ mümkündür. O takdirde ilgili araştırmaları yapmalarını tavsiye ederiz.
---
■ 2) "VELÎLER ÖLMEZ/ÖLMEDİ" SÖYLEMİ
Bu söz; çeşitli yönlerden yanlıştır, ehli sünnet itikadına terstir. Ayrıca zımnında birçok tehlikeli söylemi de barındırmaktadır.
Halk arasında bazen aşırı sevgiden bazen de farklı nedenlerle "Falanca Allâh dostu ölmedi, yaşıyor." şeklinde ifadeler ortaya atılmaktadır.
Bu tehlikeli ifade, kimi zaman da "Allâh yolunda katledilenlere/öldürülenlere 'ölüler' demeyiniz." ayeti ile delillendirilmeye çalışılmaktadır.
Halbuki bu delillendirme yanlıştır çünkü ayet hem savaşten 'katledilen/öldürülenler'den bahsetmektedir hem de onlarla 'boş yere ölüp gidiyorlar' diye dalga geçmeye çalışan kafir ve münafıklara cevaben inmiştir.
[bkz. Fahreddîn er Râzî, Mefâtîhu'l Ğayb (Râzî Tefsiri), Bakara 154. Ayetin Tefsiri]
Ayrıca bu söylem Kur'ân, sünnetten, icmâ ve aklî deliller açısından da bâtıldır.
Çünkü meselâ en üstün insan olan Hazreti Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in bile ölümlü olduğu / öleceği / öldüğü, diğer insanların da aynı şekilde ölümlü olduğu / öleceği / öldüğü ifâde edilmiştir.
KUR'ÂN-I KERÎM'DEN
"Sen de öleceksin, onlar da ölecekler."
| Zümer suresi 30. ayet
"Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?"
| Enbiyâ suresi 34. ayet
"Seni vefat ettiririz / ettireceğiz."
| Yunus 46, Ra'd 40, Mümin 77. ayetler
ve daha diğer bazı ayetler...
SAHÂBEDEN
Hazreti Ebubekir (radiyallâhu anh)'ın söylediği
"Her kim Muhammed'e tapıyorsa bilsin ki o ölmüştür. Her kim de Allâh'a tapıyorsa bilsin ki o ölümsüzdür."
| Buhârî 3667-3670
Enes b. Mâlik (radiyallâhu anh)'ın söylediği
"Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem 63 yaşında vefât etti."
| Müslim 2348
gibi sözler...
ALİMLERDEN
Molla Câmî rahimehullâh'ın söylediği
"[Hz. Ali'nin kabrine gidip onunla görüşme şeklindeki] bu iddialar ya tenasühe (reenkarnasyona) inanmak ya da kıyametin gerçekleştiğini, haşr ve neşrin zamanından önce vuku bulduğunu düşünmektir. Böyle düşünenler, zamanın ulemâsı tarafından tekfir edilmiştir."
(Kemâleddin Nizâmî Baharzî, Makâmât-ı Câmî, Büyüyen Ay Yayınları, hzr. Veysel Başçı, s. 286–288)
Kâdıhân Hasan Fergânî'nin söylediği
"Bazı alimler şöyle demiştir: Her kim şahitsiz nikah kıyıp sonra da 'Allâh ve Rasûlü benim şâhidimdi.' derse kâfir bile olabilir. Çünkü bu söz ile Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem'e gayb bilgisini -doğrudan- nispet etmiş olur."
(bkz. Fetâvây-ı Kâdıhân, Nikah Bölümü)
gibi sözler ortak mânâyı doğrulamaktadır.
O hâlde Mahmud Efendi Hz.leri de diğer veli zâtlar gibi vefât etmiştir. Bunun aksi beyanlar açıkça itikâda zarar vermektedir.
---
■ 3) "MAHMUD EFENDİ BİZİ KABİRDEN YÖNETİYOR." İDDİASI ve GAYB BİLGİSİ
Bu söz de kendi içinde tehlikeli bazı söylem ve îmâlar barındırmaktadır.
Bu sadette
- Eğer böyle bir makam var ise neden masum bir zât olan Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefât edince ümmeti kabirden bizzât o yönetmedi de hem idâre açısından hem de dînî açıdan halifeler bıraktı?
- Mahmud Efendi'den önce yüzlerce yıldır başka zatlar için böyle bir olay hiç yaşanmış mı?
- Yaşandığını iddia ediyorsanız hala devam ediyor mu? Ve hangi güvenilir kaynaklardan bunu aktarıyorsunuz?
- Mahmud Efendi kabirden nasıl yönetiyor?
- Onun kabirden (sözde) verdiği direktifleri kim alıyor?
- Onun bu (sözde) direktifleri hangi vasıtayla alınıyor?
(Rüya, keşif vb.?
vb. vb.
çok çeşitli sorular gündeme gelmektedir.
Bu sorulara hangi akîde üzerinden cevap verilecektir?
Halbuki Mahmud Efendi Hazretleri; insanlara dâima İslâm'ı öğrenmeyi, öğretmeyi ve güzel yaşamayı teşvik etmiş ve bunu şiâr edinmiş büyük bir zâttı. Kendisi ehli sünnet itikadına ters olan beyanları reddetmiş ve bunu ders olarak okutmuştur.
Bazı alimler "Her kim şahitsiz nikah kıyıp sonra da 'Allâh ve Rasûlü benim şâhidimdi.' derse kâfir bile olabilir. Çünkü bu söz ile Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem'e gayb bilgisini -doğrudan- nispet etmiş olur." diyerek insanları buna benzer ifâdelerden sakındırmıştır.
[bkz. Fetâvây-ı Kâdıhân, Nikah Bölümü]
Peygamber Efendimiz hakkında bile bu gibi sözler imana zarar veriyorken veya en azından insanlar bu sözlerden men ediliyorken diğer zâtlar hakkında buna benzer sözlerin yayılmasının hükmü nedir?
---
■ 4) BİLGİNİN KAYNAKLARI: RÜYA VE KEŞİF BİLGİ KAYNAĞI MIDIR?
Ehli sünnete göre bilginin kaynakları üçtür:
1- Akıl, 2- Duyular, 3- Haber
Bu üçü dışında kalan rüya, keşif, ilhâm vb. şeyler ise bilgi kaynağı sayılmaz.
[bkz. Akâid-i Nesefî, Temhid (Lâmişî), El Bidâye (N. Sâbûnî), Temhîd (Ebu'l Mu'în Nesefî), El İ'timâd (Ebu'l Berakât Nesefî), Nakdu'l Kelâm (S. Giridî Paşa) vb. eserlerin başlarındaki 'Bilgi Sebepleri' bölümü]
Gaybın bilgisi de ancak Akıl ile (meselâ Allâh'ın varlığı ve birliği gibi) veya Peygamberin verdiği haber ile (mesela ahirette sırât köprüsünün varlığı gibi) bilinebilir.
Bunlar dışında rüya veya ilham yoluyla dinde herhangi bir bilgi sabit olamaz. Belki Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in belirttiği gibi bazı zâtların gördüğü rüyalar müjde vb. bir şey olarak sayılabilir. Ancak bunu herkes için şâmil bir kural koyucu olarak görmek ise ilmen sorunludur.
Yine tasavvufî açından da rüya, şeyh olmayanlar açısından en baştan itibar dışı kabul edilmiştir.
Meselâ İmâm Rabbânî Hz.leri çeşitli mektuplarında rüyaların bilgi kaynağı olamayacağını anlattıktan sonra özellikle de tasavvufa yeni girenler için şöyle demektedir:
"Eğer rüyalara itibar ve uykularda beliren hallere itimad olsaydı; müridlerin şeyhlere ihtiyacı kalmazdı."
[bkz. Mektûbât-ı Rabbânî, 1. Cilt, 273. Mektup]
(Yine tasavvufta "vefat eden şeyhin tasarrufunun devam etmesi" şeklindeki ibâreler çok geniş anlamlı olup "diri bir şeyhin müridi yetiştirmesi" tarzında anlatılmamış ve anlaşılmamıştır.)
Peki ya rüyalar üzerine dînî otorite ve oluşumlar binâ etmek nasıl değerlendirilecektir?
---
■ 5) SONUÇ
Mahmud Efendi Hz.leri de tıpkı Peygamberlerin ve diğer velilerin vefat ettiği gibi vefât etmiştir.
Onun ölmediğini -mecâza ihtimal vermeyecek bir bağlamda- söylemek, hâlen onunla kabirden iletişim kurulduğunu ve çeşitli direktifler alındığı iddia etmek de ehli sünnet itikâdına uygun değildir.
Bu hatalı sözden bir an evvel dönmek ve bunu da ilân etmek halkın inancını muhafaza açısından önemlidir.
Allâh Teâlâ hepimizi doğruda buluştursun.
Bu dönemin en önemli sorunu; herkesin kendini bir şey sanması. Sonradan görmüşlüğün vücut bulmuş hali. Siz kimsiniz, sizi kim çekemiyor, evliliğinizi kıskanan kim? Nişanlanmayı veya evlenmeyi bir başarı olarak görüp, bunu sözde düşman ilan ettikleri arkadaşlarına, komşularına ya da akrabalarına karşı bir gövde gösterisine dönüştüren, boş beleş, görgüsüz insanların iticiliği. Rabbim düşman başına vermesin, bunlar evlerden ırak olsun, amin.🙏
📍62 ülkeden,
📍1 milyon 800 bin sığınmacıya para ödüyormuş Türk Kızılayı.
📍Hem de her ay, düzenli.
📍Aralarında IŞİD üyesi militan bile var.
🌍E dünya lideri olmak kolay mı?
Konya Seydişehir’de görev yapan polis memurunun aracı ceza yazdığı kişi tarafından kundaklandı. Daha sonrasında oğlu tehdit edildi.
Yaşananlara çektiği video ile tepki gösteren polis, adalet istedi:
“Tekel bayisi işleten bu şahıs, dükkanının önünde bir kişiyi vurup, öldürdü. 1 yıl cezaevinde kaldı. İnfazı olmasına rağmen ortalıkta geziyor. Gece, satış saati bittikten sonra alkol sattığı için hakkında işlem yaptım. İnternette ulaşıp oğlumu tehdit etti.
Bir kadın ayarlayarak bana tuzak kurup, şantaj yapmaya çalıştı.
Şimdi de aracımı kundakladı. Benim aracın yanında komşumun aracı da yandı.
Siz devletin polisini koruyamazsanız, sokakta aracını yaktırırsanız çakallara, yarın bu ülkede insanlar sokakta gezemez.”
@aykiricomtr Olaya bakın POLİS memuru bile sosyal medyadan adalet arar hale gelmiş, gerçekten yazık, demek ki bazı kişilere böyle tepki göstemedikçe o kişiler dokunulmaz. @TC_icisleri
📌 "Savunmaya limitten değil, harcamadan katkı alınsın, hem de daha fazla alınsın!"
📌 "Bankalara ilâve savunma vergisi yüklensin!"
📌 "Faizcilere ilàve savunma vergisi yüklensin!"
Bunları söyleyenlere "hain" damgası vurmak❗️
Akıl tutulması❗️
@AliYerlikaya Sayın bakanım ambulansın önünü kesen baba, şöförü darp ederek zaman kaybından hastanın ölümüne sebebiyet veren oğlu. Baba ambulansın önünü kesmemiş olsaydı, belki hasta ölmeyecek şöföre de on iki dikiş atılmayacaktı. Babanın da tutuklanmasını talep ediyoruz.
Selim Yedikardeş.
Bursa'da faaliyet gösteren SYK Tekstilin sahibi AKP Milletvekili adayı.
Oğluyla beraber kalp krizi geçiren hastayı taşıyan ambulansın önünü kesip sağlık personelini darp eden bu vandal tutuklanmadı ve bugün elini kolunu sallaya sallaya Bursa sokaklarında geziyor.
AKP'li olunca ambulans personelini dahi darp edebiliyorsun bu ülkede.
Vandalizm ve terör ülkede geçerli akçe oldu. Sağlık Bakanlığı yetkilileri neden devreye girip müdahil olmuyorsunuz?
Bu vandallar terörden yargılanmalı.
Aselsan tekrar cep telefonu üretimine başlamalıdır. Devlet bütün kuruluşları, askeri personel, polis, jandarma, istihbarat başta olmak üzere Aselsan üretimi dışında cep telefonu kullanmamalıdır.
Türk halkı Aselsan cep telefonuna sahip çıkacak, bu girişim ticari anlamda da başarılı olacaktır.
Haydi Aselsan, sen yaparsın. Tekrar 1919 model ile başlayalım. @zaferpartisi
Nikahını kıydığımız bir kardeşimizin eşi mehir olarak 1 kilo altın ve yanında da 10 kilo gümüş talep etti.
Hanım efendiye "Bu kadar mehri ekstra mal varlığı olmayan memur bir insan size nasıl verebilir?" desek de geri adım atmadı. “Çalışsın, ödesin” dedi.
Gelin hanımın annesi de kızından yana tavır alınca damat kardeşimiz, enteresan bir şekilde elinden geleni yapmaya hazır olduğunu söyledi.
Pişmiş aşa su katmış gibi olmamak için üstelemedik ama maddiyat üzerine kurulu bu nikahtan pek hayırlı sonuç çıkacağını da ummadık doğrusu.
Bir sene geçmeden aile yıkıldı. Düğün ve öncesi masraflar, zikredilen mehir borcu ve boşanma esnasındaki hesaplaşmalar kaldı geriye.
Bir tarafın mal sevgisi, diğer tarafın basiretsizliği inanılmaz bir para, insan ve umut israfına neden oldu.
Masraf arttıkça bereket kayboluyor. Maddiyat merkezli evlilikler insanı bitiriyor.
"Nikahın en bereketlisi; mehri, harcaması, zahmeti en kolay olandır." buyuran peygamberimize selam olsun.