Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın liderliğinde; vatandaşlarımızın kişisel verilerini hukuka aykırı yöntemlerle ele geçiren, mağduriyetlerini kazanç kapısına dönüştüren ve hukuk sistemini haksız menfaat elde etmek amacıyla istismar eden yapılara karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz.
Bu kapsamda İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Büromuzun koordinesinde, İstanbul İl Jandarma Komutanlığımızla yürütülen soruşturmada; trafik kazası geçiren vatandaşlarımızın kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla temin edildiği ve bu bilgilerin belirli hukuk büroları ile hasar danışmanlık şirketlerine aktarıldığı tespit edilmiştir.
Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ile Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) incelemeleri sonucunda; bazı kolluk görevlileri, tahkim hakemleri, sigorta şirketi çalışanları, sigorta acenteleri, eksperler, kaporta ve boya ustaları ile servis çalışanlarına olağandışı nitelikte para transferleri gerçekleştirildiği belirlenmiştir.
Soruşturma kapsamında, ısrarlı aramalar ve yanıltıcı beyanlarla 253 bin kişiden vekâletname alındığı ve bu yöntemle 15,6 milyar lira haksız kazanç elde edildiği yönünde tespitlere ulaşılmış; olayla bağlantılı 825 kişi hakkında soruşturma başlatılmış; bu sabah İstanbul, Ankara, Sakarya ve Gaziantep’te 6 avukatlık ofisi ile 20 şirkette eş zamanlı arama ve gözaltı işlemleri başlatılmıştır.
Bu önemli soruşturmayı titizlikle yürüten İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığımızı, operasyonu sahada başarıyla icra eden İstanbul İl Jandarma Komutanlığımızı, SEDDK ve MASAK başta olmak üzere sürece katkı sunan tüm kurumlarımızı ve kamu görevlilerimizi tebrik ediyorum.
Vatandaşlarımızın yaşadığı trafik kazalarını fırsata çevirerek kişisel verileri üzerinden haksız kazanç sağlamaya çalışan, mesleki veya kamusal yetkisini bu amaçla kullanan ve hukuk hizmetlerini çıkar ilişkilerinin aracı hâline getirenler yargı önünde hesap verecektir.
Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin, haklarının ve adalete duydukları güvenin korunması için hukukun bütün imkânlarını kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz.
🔴#SONDAKİKA | Trafik kazası geçiren vatandaşların kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla temin edildiği ve bu bilgilerin belirli hukuk büroları ile hasar danışmanlık (SİGORTA) şirketlerine aktarıldığı tespit edildi.
Bu konuyla ilgili daha önce haberler yapmıştım. İlk kez bunlara yönelik önemli operasyon yapıldı.
İncelemeler sonucunda; bazı kolluk görevlileri, tahkim hakemleri, sigorta şirketi çalışanları, sigorta acenteleri, eksperler, kaporta ve boya ustaları ile servis çalışanlarına olağandışı nitelikte para transferleri gerçekleştirildiği belirlendi.
Soruşturma kapsamında, ısrarlı aramalar ve yanıltıcı beyanlarla 253 bin kişiden vekâletname alındığı ve bu yöntemle 15,6 milyar lira haksız kazanç elde edildiği yönünde tespit yapıldı.
Olayla bağlantılı 825 kişi hakkında soruşturma başlatılmış; bu sabah İstanbul, Ankara, Sakarya ve Gaziantep’te 6 avukatlık ofisi ile 20 şirkette eş zamanlı arama ve gözaltı işlemleri başlatıldı.
Adalet Bakanı Gürlek operasyonu duyurdu:
Bu önemli soruşturmayı titizlikle yürüten İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığımızı, operasyonu sahada başarıyla icra eden İstanbul İl Jandarma Komutanlığımızı, SEDDK ve MASAK başta olmak üzere sürece katkı sunan tüm kurumlarımızı ve kamu görevlilerimizi tebrik ediyorum.
@n4v4rmore Osmanlı’yı bitiren özellikle kanuni dönemi orta Avrupa’da kale kale fethetme eforundan başka idea geliştirememesinden kaynaklı. Yorum isabetli.
Dolandırıcılık kadar pislik bi suç yok bence. Bu suçun katalog suç olması lazımken bi de asliye cezalara sevk ettiler. İnsanlar kendi adaletini aramak zorunda kalıyorlar.
@avyhncl Bugün tam duruşma başlayacakken e duruşmayla girecek vekile ulaşamadıkları için diğer duruşmaya geçtim. Katip tuvalete gittiği için hakim ve karşı vekil bekliyorlardı. Sağ olsun hakim beyanınızı verin biz katip gelince gireriz diğer duruşmayı bekleyin deyip yolladı. Sıfır beraat
Ben bir Türk olarak, aslen Suriye/Kamışlı/Qamıslo doğumlu Ciwan Haco'nun tüm şarkılarını 30 sene önce gençliğimde bağlama ve cura ile çalıp söyleyebiliyordum. Arada açıp dinliyorum. Şimdi de çalar-söylerim.
O zaman çoğu Kürt genci Şiwancı ya da Aram Tigrancı idi. Ciwan Haco'yu, Koma Wetan'ı bilen pek kürd yoktu.
Metin-Kemal Kahraman'lar sayesinde de epey Zaza'ca da öğrenmiştim.
Aradan geçen 30 yılda ne oldu?
Anadolu, Kaskasya, Balkanlar ve ''ortadünya'nın'' tarihini, en küçük kasabalarındaki dahi demografik, kültürel, siyasi ve hatta mimari değişimlerini okudum. Oralara herhangi bir milletin ya da haikat peşindeki herhangi bir insanın gözünden bakmayı öğrendim.
Bu 30 yılda,
1000 yıllık Diyarbekir'in adı, Kürtler'le hiçbir ilişkisi bulunmayan Roma dönemindeki adı ''Amid'' olarak anılmaya başlandı. Bu isimde bir futbol takımı kuruldu. Takımın ''Mansur Çalar'' adlı oyuncusunun maça jiletle çıktığı ve rakip takımdakileri çaktırmadan ufak-ufak jiletle doğradığı anlaşıldı.
30 sene önce Kürtler'in, kendi akrabalarının dahi ''uyuşturucu işi yapıyor diye'' yüz çevirdiği adamlar ya da kadınlar, kendilerini ''Kürtler'in temsilcisi'' ilan ettiler.
Nusaybin'den Şafi Kürtler'den kaçan Hristiyan Arap, Suryani, Keldani, Yezidi ve Ermeniler'in büyük çoğunluğunu oluşturduğu Ciwan Haco'nun doğduğu Kamışlı kasabasında Hristiyan kalmadı.
Youtube'da roportajında ''Dilimiz unutuluyor'' diyen Metin Kahraman'ın anasına avradına söven ''Zazaca diye bir dil yok, Zazaca Kürtçedir'' diyen Kürt faşistlerinin yazdıklarını hayretle okudum.
Rojava denilen şey bir devrim değildi. En aklı başında Kürtler'in dahi, İsrail Filistin ve Lübnan Arapları'nı soykırımdan geçirirken, İsrail ve ABD ile işbirliğinden memnun olduklarını, DEM'in Türkiye'yi ''Gazze'ye çevirme'' tehditlerini sineye çektiklerini gördüm.
Kürtler ya da Türkler ya da Araplar diye bir ''toplam yok.'' Tarih boyunca olmadı ve sonsuza kadar da olmayacak.
Çünkü ''Kürtler'' dendiğinde Baltık Ülkeleri'nde yaşayan Ciwan Haco'nun bile ''Çar Parçe Kurdistan'' ve tüm dil-lehçe, kültür ve sınıfsal bir toplamı kastettiğini görebiliyoruz.
Ama biz ''Türkler'' dendiğinde dünyada geniş bir coğrafyada 300-400 milyon civarındaki bir toplamı düşünmüyoruz. Bunların silahlanıp Rusya'ya, Çin'e, Hindistan'a, Yunanistan'a, İran'a, Bulgaristan'a, Gürcistan'a vb karşı savaşıp mümkün olmayan bir ''tekillik'' peşinde ölmeleri ve öldürmelerini anlamıyoruz. Bunu istemiyoruz.
Biz ''Türkler'' dediğimizde, Yunan işgalci-yayılmacı faşistlerini denize döktükten sonra, İzmir'de valilik binasının balkonuna İzmir'li bir kadının elinde diktiği Türk Bayrağını çeken, Kırım Tatar Türkü Yüzbaşı Şerafettin ve Diyarbekirli Kürt Reşo'yu, Kürt-Türk-Zaza ailelerinin evliliklerinden, akrabalıklarından olan milyonlarca insanı anlıyoruz.
Büyük oranda Türkiye'nin ''maddi-manevi'' destekleriyle kurulmuş, ama bir Kürdistan'dan daha çok Barzani Aşireti'nin dükalığı ve Barzanistan olarak devam eden ve uluslararası güç dengeleri ile dans etmeyi becebildiği oranda varolabilen ya da varolabilecek yer de dahil olmak üzere, Kürtler'in bir devleti yok ve olamayacak.
Bunu anlamak için Metin Kahraman'ın anasına bacısına sövenlere ve Civan Haco'nun doğduğu İngiliz-Fransız emperyalizmi ile Nusaybin'in kenar mahallesi KAMIŞLI'ya ve 1000 yıllık Diyarbekir'de, Kürtler de denilen ''toplamın'' şizofrenik boyuta ulaşmış durumda bulunan ''erk arayışı'' ve kendi hakikatine karşı miyopluğunda görmek gerekir.
Kürtler'in hakikati Türk Halkı ile birlikte, eşit ve onurlu bir biçimde, uyum içinde yaşamaları ''zorunluluğudur''.
Çünkü ''Kürtler'' denilen toplamın %80'i emperyalizme karşı dövüşerek kazanılmış Türkiye topraklarında yaşıyor. Bunların da en az yarısı Türkiye'nin batı şehirlerinde ikamet ediyor. Buradaki refahtan paylarını alıyor. Bu hakikattir.
Bu nedenle Kürtler denilen toplamın refahı ve huzuru, Türkler denilen toplamın sefaletine rağmen olamaz. Bu Kürtler denilen toplamın sefaleti demektir.
Emperyalizm tarafından tasmalanmış Apo'lar ve Apocu'lar, Barzani ve Barzaniciler ve bunların ahmak köleleri, Kürtler'i delirtiyor ve çürütüyor.
Bunu siz de 30, 60, 90, 120 ve hatta 1200 yıla bakarak belki anlayabilirsiniz. Anlarsanız evvela sizin için iyidir.
Bu yazıyı bilhassa da Kürt arkadaşlarımın okuması ve biraz üzerinde düşünmesi için yazdım.
Spas ji bo xwendinê. (Kurmanc)
سوپاس بۆ خوێندنەوەتان.
Swpas bo xwêndnewetan. (Sorani)
Wendê şima şukran. (Zazaki/Dımili)
Ayrılıkçı Kürt hareketinin son 100 yıllık akla ziyan serüveni:
- 1922'de İngiltere'nin emri ile Irak'ta isyan başlatılması,
- Verilen role fazla kapılarak Kürdistan Krallığının ilan edilmesi,
- Lozan sonrası İngiltere petrol için bölgeye gelip 'hadi bakalım bekçilik bitti' diyerek bombalamaya başlayınca 22 aylık krallığın 3 günde dağılması,
- Devamında Sovyetler Birliği, İran ve İsrail şemsiyesi altına girerek içerisinde azınlık olunan (nüfusun yalnızca %15'i) Irak'a karşı yeniden isyan başlatılması,
- Ardından sağlam bir sopa yiyip hallaç pamuğuna dönünce de bu sefer İran'a kaçılıp sığınılması,
- Devamında yine Irak ile (Saddam dönemine kadar) yıllarca çatışarak sonunda -sözde- tek istekleri olan özerklik ve Kürtçenin ikinci dil olması imtiyazlarına kavuşulması,
ANCAK -tabii ki- bunlarla yetinmeyip:
- İran-Irak savaşı patlak verdiğinde yeniden ayaklanarak Saddam'a karşı İran saflarında yer alınması,
- Sonra tekrar sopayı yiyip ve hatta Ortadoğu'nun en ağır hadiselerinden birine (Halepçe) maruz kalınca bu defa da Türkiye'ye sığınılması,
- En sonunda ABD Irak'ı işgal edip Saddam'ı indirince darmadağın olmuş özerk bölgesi (ABD Anayasa'sı ile) federal devlete dönüştürülmesi,
ANCAK yine tüm bunlarla da yetinmeyip:
Son 20 yıldır Türkiye, Suriye ve İran topraklarının neredeyse yarısının Kürdistan olduğunun iddia/talep edilmesi.
Açık konuşmak gerekirse:
Bir hareketin az da olsa bir duruşu, onuru, derinliği ve stratejisi olur.
Yıllardır her önüne gelene bile-isteye aparat olup final sahnesinde hep satılan/kaybeden,
Ancak hiçbir şekilde ders çıkarmayıp suçu hep başkasında arayan bu denli omurgasız bir hareket,
Dünya tarihinin neredeyse hiçbir evresinde görülmemiştir.
Şu ısrarla anlaşılmıyor:
Ne İsrail, ne Rusya, ne ABD, ne İran, ne Almanya, ne Fransa, ne de -son 20 yıldır olduğu üzere- hepsi bir araya gelse/çalışsa dahi,
Bu coğrafyada Türkiye'nin veto gücünün önünde ilelebet du-ru-la-maz.
Türk Devleti gerek diplomasi, gerek ver-al stratejisi, gerek sert ya da yumuşak gücü üzerinden istediğini -geç de olsa- alır.
Bugüne kadar/uzatmalı varlık gösterebilmenizin sebebinin bile Türk Devlet aklının bir stratejisi (dengeleme-çevreleme) olduğunu göremiyor,
Bölgede son 100 yıldır oynanan satrançta ise sadece bir aparattan ibaret olduğunuzu (ve bunun hiçbir zaman değişmeyeceğini) anlayamıyorsunuz.
Velhasıl,
Ayrılıkçı Kürtlere biçilen rollerin artık sonuna gelindi.
Bu saatten sonra ya başka güçlerin aparatı olmaktan vazgeçer (ki onlar sizden zaten vazgeçtiler) Türkiye'nin uzattığı eli tutup kardeşce yaşarsınız,
Ya da bir daha geri dönmemek üzere tarihin tozlu sayfalarında yerinizi alırsınız.