Soeben erfahre ich vom Tod Hans Maiers. Bin wirklich sehr traurig darüber. Er war ein großer Gelehrter und wunderbarer Mensch. Und ich durfte ihn in den letzten Jahren erleben. Möge er ruhen in Gottes Segen!
"Fünf Leben in einem" - so überschreibt die Katholische Nachrichtenagentur ihren Nachruf zu Hans Maier. Am 18. Juni wäre er 95 Jahre alt geworden. Er war nicht nur Politiker, sondern auch eine prägende Stimme in der katholischen #Kirche. https://t.co/7mWBjKSHAs
Kann die Liebe töten? Der Tod der „Persepolis“-Autorin Marjane Satrapi wirft eine Frage auf, die älter ist als die Moderne – und bis heute nichts von ihrer Verstörungskraft verloren hat.
https://t.co/DDZhhePqTP
@yektantyilmaz@ayayciog Ne zamandan beri ırkçılık ve sömürgecilik ifade özgürlüğü kapsamında ele alınır oldu? İfade özgürlüğünün sınırları yok mu? Kürtlere bu kadar şiddetin doğallaştırıldığı bir ülkede bu söylemlerin ölümcül bir güç mekanizmasına yaslandığını görmek lazım. Masumlaştırmadan.
Bu arada bireyin kullandığı ırkçı söylemlerin farkında olmamış olması, yani onları bilinçli bir şekilde kullanmamış olması, o ırkçılığın toplumun hafızasında ne kadar doğal ve derin bir yer bulduğunu, ne kadar yaygın ve etkili olduğunu kanıtlar. Masum falan değil…
Rahmi Koç’ un Kürt kadınlarını güya “fıkra”malzemesi yapan cümleleri Kürtlere karşı sistematik ve kurumsal ırkçılığın ve sömürgenin bir tezahürüdür. Konuşurken güçe yaslanmanın getirdiği rahatlığı görmek lazım, bireyi aşan toplumsal ve kurumsal bir ırkçılık sorunu var burda!
Bu arada fıkraların sosyolojisine bakıldığında, bir toplumun zihin planını, en derin korkularını, özlemlerini, fikirlerini ve inançlarını ortaya döken, yani hakikatine ayna tuttuklarını görebiliriz, bir toplumu tanımak için kanunlarından daha anlamlı olduklarını söyleyebiliriz.
@ayayciog Ali bey bu fıkrada sistematik ve kurumsal ırkçılığın saklı olduğunu görmeyecek kadar uzak mısınız gerçeklerden? Kürtlerin bir sömürgeci mantığıyla küçümsediğine, objeleştirildiğine, fıkranın burada sadece bir fıkra olmadığına idrak edemiyor musunuz bir tarihçi olarak?
İlginçtir ki bu aralar Almanya’da “faşizm” kavramın aşırı sağ gruplara karşı kullanılmasının ne kadar anlamlı olduğunu tartışıyoruz. Bu kavramın ahlaki yargıdan çok analitik, açıklayıcı bir değeri olmalı, aksi taktirde kitlelerin çağrışım yığınları kargaşaya vesile oluyor.
“Faşist” kavramın ne kadar soyut ve içi doldurulmaya muhtaç olduğunu bu üzücü vesileyle hatırlatmak isterim. Ne kadar tekrar edilirse, o kadar sıradanlaşıyor ve bozuk paraya dönüşüyor adeta siyasi kavramlar, anlam yoğunluğunu ve etkinliğini kaybediyor gittikçe maalesef.